Ugi ve Denizin Maceraları, Bir zamanlar insanlardan uzak, uçsuz bucaksız kırlarda tek başına yaşayan Deniz adında bir çocuk varmış. Ormanda gezer,
yaralı hayvanların yarasını sarar ve karnı aç hayvanların karınlarını doyururmuş. Deniz çok yardımsever, iyi yürekli bir çocukmuş.

Ama bir problemi varmış, Deniz insanlarla konuşurken çok heyecanlanıp, nefesi kesilir gibi oluyormuş ve konuşamıyormuş.

Bu nedenle insanlardan uzak yaşarmış. Yine bir gün Deniz ormanda dolaşırken yaralı bir baykuşa rastlamış. Baykuş, bembeyaz kanatlarının hemen üst kısmından büyük ve derin yaralar almış, kanlar içinde yatıyormuş. Deniz baykuşu alıp evine götürmüş, derin yaralarını özenle sarıp sarmalamış.

Günler boyu baykuşun başında beklemiş ve onu kendi yaptığı ilaçlarla tedavi etmiş. Birkaç haftanın sonunda baykuş gözlerini açmayı başarmış ve odayı gözleriyle süzmüş. Nerede olduğunu anlayamadığı için tedirgin olmuş ilk önce ama kalkacak gücü de yokmuş.

Deniz hızlıca baykuşun yanına gelmiş ve ona, “Korkma benden sana zarar gelmez. Benim adım Deniz” demiş ve baykuşu rahatlatmaya çalışmış. Baykuş, “Neredeyim ben peki?” diye kesik kesik mırıldanmış. Deniz onu ormanda yaralı olarak bulduğunu ve evine getirerek tedavi ettiğini söylemiş. Ardından biraz kendine gelince de nasıl bu hale geldiğini sormuş ona. Baykuş yanıt
vermek istemiş ama henüz kendini yeterince iyi hissetmediği için sessizce dinlenmeye devam etmiş.

Bir hafta kadar sonra baykuş ayaklanmış ve yavaş yavaş kanatlarını esnetmeye ve çırpmaya başlamış. Geçen bir haftalık süre içinde Deniz ve baykuş birbirlerini çok sevmişler. Baykuşun adının Ugi olduğunu öğrenmiş Deniz. Ugi, bembeyaz kanatları ve vakur duruşuyla alelade bir baykuş olmadığını Deniz’e hissettiriyormuş. Ugi, Orta Asya’nın Manas isimli bölgesinde kabilesiyle birlikte yaşarmış. Ugi’nin kabilesi çok eskilere dayanırmış. Atalarından ona emanet edilen sihirli bir kitapları varmış. Ugi
ve kabilesi bu kitabın koruyucusuymuş. Kitap da Ugilerdeki güvenli yaşamından memnunmuş. Eğer kitap, kötü niyetli kişilerin eline geçerse insanlar zarar görebilirmiş.

Ugi, kitaptan edindiği bilgilerle ormanları yaşatır, ekinleri yetiştir, hayvanları doyururmuş. Bu sihirli kitap da iyilik için kendini bu bilge baykuşun hizmetine sunarmış. Bununla birlikte Ugi’nin bu iyiliklerinden memnun olmayanlar da varmış. Mesela, avları azaldığı için akbabalar çok şikâyetçilermiş.

Bir gün kötü niyetli bir akbaba sürüsü Ugi’yi yiyecek aradığı sırada sıkıştırmış ve evinden uzaklara kadar kovalamış. Ugi nefesi yettiği kadar onlardan kaçmaya çalışmış. Ancak bir süre sonra Ugi, nefes nefese kalmış ve yavaşlamış. Bu sırada akbabalar Ugi’ye yetişmiş ve ona saldırmaya başlamışlar. Deniz de Ugi’yi işte bu saldırıdan sonra yaralı bir halde bulmuş meğer. Bir gün Ugi, Deniz’e sihirli kitaptan bahsetmiş ve ona içten bir
teklifte bulunmuş; eğer kabilesine dönmesine yardım ederse sihirli kitaptan yardım isteyip Deniz’in insanlarla da konuşmasını sağlayabilirmiş.

Ertesi gün Deniz ve Ugi birlikte yola çıkmışlar ve günler süren yolculuktan sonra Ugi’nin kabilesine varmışlar. Ugi’nin kabilesindeki baykuşlar, Ugi’yi görünce sevinç çığlıkları atıp kanat  çırpmaya başlamışlar. Kabilesindeki herkes Ugi’nin dönüşüne çok sevinmiş ve merakla başına gelenleri sormuşlar.

Ugi, akbabaların ona nasıl saldırdıklarını ve Deniz’in onu nasıl iyileştirdiğini bir bir anlatmış. Bunları duyan kabiledeki diğer baykuşlar kanatlarını çırparak Deniz’e sarılmışlar. Ugi ve Deniz, hemen sihirli kitabın olduğu yere gitmişler. Ugi kitaba seslenmiş, “Sihirli Kitap sevgili arkadaşım, Deniz’in insanlarla da konuşmasını nasıl sağlayabiliriz?”

Sihirli Kitap tok bir sesle konuşmaya başlamış, “Deniz’in konuşması, 40 farklı kabileden 40 farklı insanı tanıması ve onlarla bir araya gelmesiyle mümkün olur” demiş. Ugi ve Deniz, bunun nasıl olacağını tam olarak anlamamışlar. 40 farklı kabileden 40 kişiyi nasıl çağıracaklarmış. Sihirli Kitap’ın yanından ayrılıp Ugi’nin kabilesine gelmişler. Kabile reisi onları görünce Sihirli Kitap’ın da dediğini sormuş. Ugi, 40 farklı kabileden 40 farklı kişi bulmaları gerektiğini ama nasıl bulacaklarını bilmediklerini söylemiş. Bunun üzerine yaşlı kabile reisi çok görüp geçirdiğini ve eğer kendisine 1 hafta verirlerse 40 farklı kabileden 40 farklı insanı bulabileceğini söylemiş. Bunun üzerine Ugi ve Deniz, kabile reisini beklemeye karar vermişler.

Yaşlı kabile reisi durmak bilmeden günlerce köyden köye uçmuş ve her gittiği köyden bir kişiyi kabilesindeki den ziyafete davet etmiş. 1 hafta kadar sonra kabilesine dönmüş ve Ugi ile Deniz’e müjdeli haberi vermiş. Ertesi gün farklı farklı insanlar kabileye gelmeye başlamışlar. Kabiledeki herkes ziyafete hazırlanmak için harı harıl çalışmış, birbirinden lezzetli yemekler yapmış, Deniz de çok heyecanlıymış. Yine çok heyecanlanıp konuşamayacağından kaygılanır, geceleri uyuyamazmış.

40 farklı kabileden 40 farklı kişi geldiğinde ziyafet başlamış. Ugi, Deniz’i davetlilerin yanına götürmüş. Deniz, utangaç bir şekilde başıyla selam verip hızla yerine oturmuş. Misafirler Deniz’in çekingenliğini anlayıp sırayla onun yanına gidip ona hal hatır sormaya onunla konuşmaya çalışmışlar. Ama Deniz bir türlü konuşamıyormuş, derken son gelen misafir de Deniz’e “Merhaba” dediğinde Deniz’in ağzından “Merhaba” kelimesi çıkmış. Herkes çok sevinmiş ve bunu Deniz’e sarılarak kutlamışlar. Baykuş kabilesi ve Ugi de sevinçlerini kanatlarını çırparak göstermişler.

Deniz ziyafete gelen herkesle tek tek konuşmuş. İnsanlarla konuşmayı o kadar sevmiş ki hiç susmak istememiş. Ziyafet bittiğinde Deniz, Ugi ve diğer baykuşlarla vedalaşıp şehrin yolunu tutmuş.

Samet Kartal

OLAYLI BİR GÜN

You may also like

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.