Tahta Kaşık

Seviye: 7-10 yaş

Tak… Tak… Tak…

Uzaktan dedemin çalışma sesleri geliyor. Köyümüzde en güzel kaşıkları en güzel hamur teknelerini dedem yapar. Adeta onlarla konuşur, ona göre şekil verir. Köyümüzdeki herkes ona bir şeyler yaptırmak için sıraya girer. Dedem de kimsenin kalbini kırmadan elinden geldiğince yardımcı olur.

Dedemin ismi Hasan. Aslında bu mesleği gençlik yıllarında gitmiş olduğu İstanbul’da öğrenmiş. Orada marangozmuş dedem. Hatta ustası pratik zekâsından ve hemen işi kapmasından dolayı dedeme “Genç Zanaatkâr” diye iltifat bile edermiş.

Dedem o yıllarda İstanbul’da yaşamış olduğu hatıralarını sürekli bana anlatır. Aramızda kalsın, dedemin sırdaşı benimdir. Sırdaş olmak öyle kolay değil tabi. Anlattıklarını muhafaza etmek çok önemlidir dedem için.

Evet, nerde kalmıştık… Dedemin hatıralarındaydı sanırım. Günlerden bir gün yine dedem tüm özverisiyle işine başlamış, ağaçlara şekil vermeye devam ediyor. Tam da bu sırada son model arabasıyla dükkanın önüne biri yanaşmış. Önce dedemi seyretmiş, dedem kendisini seyrettiğini önce fark etmemiş tabi. O tüm gayretiyle işine odaklanmış. Sonra adam dedeme seslenmiş.

Delikanlı bakar mısın?

Dedem beklenmedik bu sesle irkilmiş önce. Sonra kafasını yukarıya kaldırdığında karşısında duran adamı fark etmiş. “Buyurun!” demiş refleks olarak. Adam devam etmiş:

Senin zanaatını çok sevdim. İşine göstermiş olduğun özveriyi takdir ediyorum. Benim çok büyük bir işletmem var. Sana aylık şu kadar da para veririm. Benim yanımda çalışmak ister misin?

Bu arada ustası da karşıda olan biteni izliyormuş. Dedem bir ustasına bir de adama bakmış. Aslında o kadar cazip bir teklifmiş ki o zamanın parasıyla hele hele yoksulluk içindeyken geri çevrilmesi çok zor bir teklif.

Dedem ustasının üzüldüğünü yüz ifadelerinden hemen anlamış. Bir yanda yıllarca kendisine emek veren, yediren, içiren, zanaatını öğreten ustası, diğer yanda bir çuval para…

Dedem: “Daha dün gibiydi.” der ve sözlerine devam ederdi. “Vermiş olduğum en güzel karardı.” Anlayacağınız adamın teklifini geri çevirmiş. Sözlerinin sonunda bana:

“Yavrum! Bu hayatta her şey para değildir. Her şeyi parayla satın alamazsın. Dostluk, sevgi, aşk bunlar paha biçilmez değerlerimizdir. Para için, mal mülk için asla kadim dostlukları yıkma.”

İşte böyle… Dedem Ustasını bırakmamış. Ama size bir şey söyleyeyim mi? Dedemin bu tavrı ustasını o kadar sevindirmiş ki kızını dedeme vermiş. Yani babaannemi. Babaannemle dedem bir birlerini tamamlayan ikizler gibiler. Tencereyle kapak misali birbirlerini bulmuşlar ve asla birbirlerini üzmezler. Atışmalarına bile gülerim.

Atölyeye yaklaştıkça sesler de artıyor tabi. Bu dedemin tahtayı oymakta kullandığı keski aleti. Dedem emekli olduktan sonra babaannemle köye taşındılar. Burada ağaç oymacılığına devam ediyor. Namı tüm civar köylere yayılmış durumda. Ne derseniz deyin, işini düzgün yapınca herkes tarafından takdirle karşılanıyorsunız.

Evet, hasret sona eriyor, beni karşılarında görünce ne kadar da sevinecekler. Dedem çalışıyor, babaannem de dışarıda el işi örüyor. Tatili burada geçirmekten o kadar haz alıyorum ki anlatamam size. Burda her şey doğal. Sevgi doğal, yaşam doğal. Gülmeler bile sahte olmuş büyük şehirlerde. Her şeyin sahtesini üretiyorlar. Burada ise tavuk doğal, yumurta doğal, süt taptaze sağılıyor.
Kaşıkları bile doğal buranın. Dedemin yaptığı “Tahta Kaşığın” yerini hangi kaşık tutabilir ki?..

İşte babaannem fark etti beni. Hiç beklemiyorlardı. Ne de güzel bir sürpriz oldu. Gözlerindeki mutluluğu bir görseniz… Dedemle beraber bu yaşlarına rağmen bana doğru bir gelişleri var ki…

İşte bu mutluluğa hiç bir şeyi değişmem…

Yazan :Bayram MİROĞLU

Cevap yaz