Süleyman ve Parktaki Zorba Çocuklar

Seviye: 10-14 yaş

Süleyman ve üç arkadaşı çocuk parkının yakınlarında saklambaç oynuyordu. Sırayla bir o ebe oluyor, bir öbürü ebe oluyor derken bir süre sonra saklambaç oynamaktan sıkıldılar. Biraz da parktaki ahtapot şeklindeki dönme dolapta dönelim diye düşündüler. Fakat yaşları kendilerinden biraz büyük beş-altı kadar çocuk dönme dolabı adeta sahiplenmiş gibiydi. İnmek bilmiyor, sürekli dönüyorlardı. Etraflarına başka çocuklar da toplanmış, onların inmesini bekliyordu ama nafile. Buna Süleyman ve arkadaşları da eklenince oldukça kalabalık bir çocuk topluluğu oluşmuştu dönme dolabın etrafında.

Dakikalar geçiyor fakat çocuklar döndükçe dönüyordu. Çocuklardan bazıları itiraz edip “Yeter artık, çok bindiniz. Biraz da biz binelim.” dediyse de dönme dolaptaki çocuklar kabadayılık yapıp bağırıyor ve onları dövmekle tehdit ediyordu.

Süleyman haksızlığa asla tahammül edemeyen bir çocuktu. Haksızlık yapan birini görünce dayanamaz, hemen müdahale eder ve zaman zaman da başı belaya girerdi. Çok kavga etmişti mahallenin çocuklarıyla. Temel sebebi de birilerinin haksızlığa uğramasıydı. Kendisine yapılan haksızlığı çok önemsemez ama başkasına yapılan haksızlık her zaman onun kanına dokunurdu. Bu sebeple mahalledeki çocuklar birisi toplarını alıp vermediğinde, oyunlarını bozduğunda hemen Süleyman’a koşarlardı. Onun kendilerine yardım edeceğini bilirlerdi.

Onun haksızlık karşısında çabuk öfkelendiğini bilen Mert’in gözü Süleyman’daydı. Süleyman dönme dolaptaki çocukların umursamaz tavırlarını gördükçe içten içe öfkelenmiş, sinirden yüzü kıpkırmızı olmuştu. Az sonra kavgaya tutuşacağı kesindi. Fakat bu zorba çocuklar her ne kadar sayıları az da olsa kendilerinden yaşça büyüktü.  Hem de yukarı mahallenin kabadayılık taslayan serserileriydi. Süleyman onlarla birkaç kez tartışma yaşamıştı. Aralarındaki soğukluğun bu kez büyük bir kavgaya dönüşeceği kesindi. Bir şey yapması lazımdı.

Süleyman’ı usulca kenara çekti.

“Süleyman az sabret kardeşim. Ben bir konuşayım. Önce konuşarak çözmeye çalışalım. Olmazsa başka bir yol buluruz.” dedi. Süleyman:

“Ben tanıyorum bunları Mert. Bunlar laftan anlamaz. Duramıyorum, müdahale edeceğim.” deyip hışımla gitmeye çalışınca Mert Süleyman’ın kolundan tuttu:

“Süleyman bir dur kardeşim ya, hele bir dur. Macit Hoca derste bir hadis söylemişti hatırlıyor musun? Peygamberimiz ‘Asıl güçlü kimse güreşte rakibini yenen değil, öfkelendiğinde öfkesini yenendir.’ buyurmuş. Sen güçlü bir arkadaşsın. Salâvat getir, şu çeşmede bir yüzünü yıka, öfkeni yenmeye çalış. Ben de en az senin kadar öfkeliyim. En az senin kadar haksızlığa tahammül edemiyorum. Ama bu işi kavga yapmadan çözmeye çalışalım. Benim bir planım var. Sen de bana yardımcı olursan bu çocukları parktan uzaklaştırırız.” dedi.

Süleyman elini yüzünü yıkayıp geldikten sonra Mert planı anlattı. Biraz sonra Süleyman’la Mert dönme dolabın yanına vardılar. Parktaki diğer çocukların gözü Süleyman’daydı. Kavga çıkacağını düşünüyorlardı. Mert, dönen çocuklara:

“Arkadaşlar inseniz de biraz da diğer çocuklar binse.” dedi. İçlerinden biri sert bir şekilde:

“Dönmeye doyamadık. Canımız isteyince ineriz biz. Gidin başka yerde oynayın.” deyince Süleyman:

“Madem dönmeye doyamadınız. Biz sizi dönmeye doyuralım o zaman.” deyip Mert’le çocukları döndürmeye başladılar. Dönme dolap döndükçe hızlandı, döndükçe hızlandı, bazı çocukların midesi bulanmaya başladı. Ayaklarını yere sürterek dönme dolabı durdurmaya çalıştılar. Fakat Mert’le Süleyman da döndürmeye devam ediyordu. Öyle ki bazıları kusmaya başlamıştı. İnmek istiyorlar fakat inemiyorlardı, üstleri başları kusmuk içinde hala dönüyorlardı. Bir süre sonra zor da olsa dönme dolabı durdurmayı başardı zorba çocuklar. Hepsinin başı dönüyor, bir o yana bir bu yana sendeliyorlardı.

İçlerinden iri yarı olanı kendisine gelince “Bilerek yaptınız. Sizi mahvedeceğim.” diyerek Mert’le Süleyman’ın üzerine yürüdü. Mert elini kaldırıp dur işareti yaptı ve:

“Dur bakalım orda. Burda kaç kişi sizin keyfinizi bekliyor. Zamanında inmeyi bilseydiniz bunlar başınıza gelmezdi. Bu park sizin tapulu malınız değil. Sırayla kullanmayı bileceksiniz. Başkasının haklarına saygı göstereceksiniz.” dedi.

Süleyman çocuğa doğru bir adım attı:

“Kavga mı istiyorsunuz? Gelin o zaman.” dedi sert bir şekilde.

Diğer çocuklar yavaş yavaş Süleyman’ın arkasına geçmeye başladılar. İçlerindeki korku, Mert ve Süleyman sayesinde yerini cesarete bırakmıştı. Hepsi öfkeli gözlerle zorba çocuklara bakıyordu. Mert:

“Güzelce söyledik, anlamadınız. Dakikalardır sizi bekliyor bu çocuklar. Gördüğün gibi sayımız sizden fazla. Kavga istiyorsanız siz bilirsiniz.” dedi.

İri çocuk Süleyman’ı ve arkasındaki kalabalığı görünce gözü korktu. Arkadaşları sağduyulu davranıp “Gel Mahmut, boş ver. Gidip üstümüzü temizleyelim. Çocuklar haklı. Bindiğimiz yeter.” deyince zaten kavgaya niyeti olmayan Mahmut:

“Bunun hesabını vereceksiniz. Görürsünüz.” diye sahte bir tehdit savurdu ve arkadaşlarıyla uzaklaştı.

Parktaki çocuklar sevinç içindeydi. Birbirlerini kutluyorlardı. Az önce korkup seslerini çıkaramayan bazıları “Yürüüü, anca gidersiniz. Bir daha sizi burada görmeyeyim.” diye arkalarından bağırınca Süleyman:

“Yeter!” diye bağırdı. “Az önce tavuk gibi korkuyordunuz? Sesiniz çıkmıyordu. Şimdi aslan mı oldunuz?” dedi. Çocuklar çaresiz sustular. Bu kez Mert sözü aldı ve çocuklara unutamayacakları bir ders verdi:

“Arkadaşlar! Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytandır. Zarar göreceğinizi bilseniz bile susmayın, hakikatten ayrılmayın. Çünkü iyiler sustukça kötülerin seslerini dinlemeye mahkûm kalırlar. Gördünüz. Biz bir ve beraber olunca onlardan daha güçlü olduk ve sonuçta biz kazandık. Yine iyiler kazandı. Haydi, şimdi sırayla dönme dolabın keyfini çıkarın.”

Yazan: Bekir Salih KORKMAZ

Cevap yaz

Yorum

    • Haksızlık karşısında susan dilsiz şeytan derler. Bu tutumundan dolayı seni tebrik ederiz. Fakat tepkimizi nasıl göstereceğimizi de bilmeliyiz.