Satürn Sadece Bir Kedi Mi?, Alp, gökyüzünde yıldızların çok sayıda olduğu ve ışıldayarak parladığı geceleri çok seviyordu. Alp, o akşam yine dikkatle gökyüzüne bakarken, diğerlerinden daha değişik parlayan bir yıldız gördü. Gözlerini o yıldızdan ayıramadı. Yüzüne kocaman bir gülümseme yayılan Alp, sadece kendi duyabileceği kısık bir sesle, “Bir gün sana geleceğim” diye fısıldadı. Bu sesi kedisi Satürn duymuştu. Satürn, “Ben de, ben de…” demek ister gibi miyavladı. Alp, Satürn’ü kucaklayarak yatağına uzandı. Eline
aldığı, yıldızları ve uzayı anlatan kitaptan, her gece yaptığı gibi rastgele bir sayfa açtı. Sayfadaki resimde, karanlık bir gökyüzü ve yıldız kümesi içinde bir gezegen görünüyordu.

Gezegen çok büyük değildi, çevresinde halkalar vardı ve yüzeyi parlak renk
tonları ile çizilmişti. Alp, “Hangi gezegen bu acaba? Gerçek boyutu ne kadardır? Bizden çok mu uzaktadır? Yakınlarında başka gezegenler de var mıdır?” diye kendi kendine sordu.

Yazılar… Ah, evet! Yazılar anlatıyor olmalıydı. Bu sırada kedisi atürn yanına iyice yerleşti. Alp, sorularının yanıtlarını bulma umuduyla okumaya başladı. O da ne! Birden kitaptaki kelimeler sayfadan havalandılar. Her kelime parlak ışıklar yayıyor ve uçan balonlar gibi odanın içinde dolanıyordu. Alp birkaçına uzanmaya çalıştı. Başının üzerinde, sağında, solunda, havada asılı duran bir sürü kelime vardı. Sonra kelimeler birleşerek odanın içinde dönmeye başladılar; döndüler, döndüler…

Alp, başı döndüğü için gözlerini kapattı ve gözlerini açtığında kendisini bir uzay gemisinin içinde buluverdi! Etrafına bakındı; bir sürü ışıklı ekran, düğmeler, aletler vardı. Kedisi Satürn de gözlerini kocaman açmış, ayağının dibinden Alp’e bakıyordu. Daha önce filmlerde gördüğü gibi bir uzay gemisinin içindeydi işte! Alp, geniş ve rahat görünen, enginara benzeyen kaptan koltuğuna yerleşti, kemerini bağladı.

Peki, nereye gidecekti, nasıl kullanacaktı bu aracı? “Bir gün sana geleceğim diyen sen değil miydin? Neden o gün bugün olmasın?” diye sordu bir ses Alp’e. Gökyüzünde gördüğü, o yıldız geldi aklına. Tabii ya! Tam da o an Alp kendisine böyle demişti. Bu konuşan iç sesiydi. Ve birden uzay gemisi büyük bir gürültüyle çalıştı.

Alp ve kedisi Satürn, gemiyle birlikte hızla yol aldılar. Yıldızları, gezegenleri hiç bu kadar yakından görmemişlerdi, geçtikleri her yeri hayranlıkla izlediler. Bir süre sonra gemi yavaşladı. Alp, “Gelmiş olmalıyız” dedi Satürn’e. Tam
karşısındaydı işte! Kitapta resmini gördüğü gezegen, Satürn! Kedisi Satürn miyavladı, adını aldığı gezegene gelmişlerdi. Gemiden bir anons duyuldu; “Üç vaktiniz, iki seçeneğiniz var. Bu vakitleri kullanıp gezegeni keşfedebilir ya
da hemen dönebilirsiniz.”

Alp, hiç bilmediği bir yerde, bilmediği bir gemideydi. Satürn’ü şimdi yakından görebiliyordu, hem de çok yakından. Satürn’ü keşfetmek istiyordu. Hemen hazırlıklara başladılar, önce ekipman çantasını buldular. Gemiye dönebilmeleri için sağlam bir bağlantı kurmaları gerekiyordu. Etrafı araştırıp gördükleri büyük, kalın bir kabloyu bu iş için kullanmaya karar verdiler.
Alp, “Evet! İşte bununla kendimizi bağlarsak gemiye dönmemiz kolaylaşır” dedi.

Kablo o kadar ağırdı ki taşırken neredeyse iki kez kafa üstü düşecekti. Elini yaraladı ama en sonunda kendisini ve kedisi Satürn’ü gemiye bağlayabildi. Eveeeet! Kedisi Satürn ile kablo üzerinden kayarak inişe geçtiler. Kuvvetli rüzgâr kabloyu salıncak gibi sallıyordu. Alp, “Bu rüzgâr bizi uzay boşluğuna savuracak, en iyisi dönelim” dedi kedisi Satürn’e. İç sesi “Ne o! Vaz mı geçiyorsun yoksa” diye sordu. Alp, vazgeçmek istemiyordu, “Neden bu kadar zor oldu ki?” diye düşündü. O sırada uzay gemisi gürültüyle çalışmaya başladı. “Eyvah, bu vakit olmalı, birinci vakit hemen bitti mi? Çok kısaymış!” dedi Alp. Geminin dönüşe geçeceğini ve eline geçen bu fırsatı kaçırmış olacağını
düşündü bir an. Sonra kendi kendine, “Evet, evet… vazgeçmeyeceğim, yapabilirim…” dedi kararlılıkla.

Elini çantasına uzattı, el ısıtıcısını aldı. Soğuk, baştaki kadar etkilemiyordu artık. Tam o sırada korkunç bir rüzgâr daha çıktı. Hem buz gibi soğuk, hem dönerek gelen bu rüzgârda kabloya tutunmak zorlaştı. Kendisine yine, “Yapabilirim…” dedi. Çantasından çıkardığı kancayla, kendisini ve Satürn’ü kabloya daha sıkı bağlayabildi. Kuvvetli rüzgâra rağmen ilerlemeyi başardılar
ve evet, işte ayakları yüzeye değdi! Ama o da ne! Bastıkları yer, sanki bir bataklık, hatta ondan da yumuşak bir şeydi. “Yüzey yürüyüşe elverişli değil, buradan dönebilirim” dedi kendi kendine.

Satürn’den sert bir miyavlama geldi ve ardından, “Bu kadar gelmişken, denemeyip vaz mı geçelim?” dedi Satürn. Hem kedi hem de Alp çok şaşırmıştı bu işe. “Konuşabiliyorsun sen!” dedi Alp. “Konuşabiliyorum!” dedi şaşkınlıkla Satürn. Satürn’ün rüzgârı, adaşına konuşabilme becerisi vermişti. Alp ve Satürn, şaşkın şaşkın birbirlerine baktılar. Rüzgâr hala çok sertti ve biraz
çabuk olsalar iyi olacaktı. Tam bu sırada gemi yine çalıştı. İkinci vakit de dolmuştu.

Alp, bir kez daha çantayı karıştırdı. Bulduğu spreyle yüzeyi sertleştirmeyi başardılar. Kablolarına ne olur ne olmaz diye sıkı sıkı tutunarak yüzeye ayak bastılar, kuvvetli rüzgâr hâlâ zorluyordu ama ilerleyebiliyorlardı, harika bir histi!

Alp, Satürn gezegeninin, evrenin mega starı olduğunu okumuştu bir yazıda. Burası kocaman bir gezegendi. Dünya’dan 700 kat daha büyük! Jüpiter dışındaki tüm gezegenlerin en büyüğüydü. Alp, bu gezegenin resmini görmüş ve okuduklarından etkilendiği için kedisine Satürn ismini koymuştu. Satürn’le iki yıldır birlikteydiler ve şimdi Satürn’deydiler! Üstelik kedisi konuşabiliyordu! Tam bu sırada gemi bir kez daha çalıştı. Bu üçüncüydü,
artık dönmeleri gerekiyordu. Hızla ilerlerken, yanlarına hatıra olarak alabilecekleri bir şey aradılar. Minik öylece duran, üzerinde ışıltıları olan bir taş görüp aldılar. Kahverengi tonlarında, sade ama çok güzel bir taştı. Hızla kendilerini gemiye bağlayan kablodan yukarı tırmandılar. Alp ve Satürn içeri girer girmez, gemi büyük bir gürültüyle çalıştı. Son anda gemiye girebilmişlerdi! Böylece dönüşe geçtiler.

“Hadi Alp kalk, okula geç kalacaksın” dedi annesi. Alp gözlerini açtı, etrafına bakındı. Yatağındaydı, annesi onu uyandırmaya gelmişti. Kitabı yatağının kenarında açık kalmıştı. Önce kedisi Satürn’ü gördü, sonra kitabın açık kalan sayfasındaki Satürn resmini. Annesi gidince hemen ceplerine baktı. Kedisi
Satürn, “Cebinde mi?” diye sordu. Alp kocaman gülümseyerek, “Evet, cebimde.” dedi ve taşı kedisi Satürn’e gösterdi.

Fırat Akkemik

ÜÇ SİHİRLİ ŞEY

You may also like

Comments

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.