Padişahın Allah’ın Huzuruna Yönelmesi ve Rüyada Bir Veliyi Görmesi

~~~Hekimlerin cariyeyi tedaviden âciz olduklarının anlaşılması, padişahın Allah’ın
huzuruna yönelmesi ve rüyada bir veliyi görmesi~~~

Padişah bu hekimlerin âcizliğini görünce yalın ayak camiye koştu.
Camiye gitti, mihraba yöneldi. Secde yeri, padişahın yaşlarından suyla doldu.


Yokluğun derinliğinden kendine gelince övgü ve dua için güzelce söze başladı:
Ey en küçük bağışı dünya mülkü olan! Ben ne diyeyim? Sen gizliyi bilirsin.
Ey her zaman ihtiyacımız için sığınak olan! Biz yine yolu yanlış tuttuk.
Fakat ‘Sırrını bilsem de, onu hemen açığa çıkar” dedin.


Candan feryat edince bağışlama denizi coştu.
Ağlama esnasında uykuya daldı. Rüyasında bir yaşlı göründü.
-Yaşlı- dedi: “Ey padişah! isteklerin uygundur. Yarın sana bir yabancı gelirse, bizdendir


Mahir bir hekim olan bu kişi geldiğinde, ona güven. Çünkü o, emin ve doğru bir kişidir.
ilacındaki mutlak sırrı gör mizacında Hakk’ın kudretini gör.”
Vaat zamanı ulaşıp gün olunca, güneş doğudan yıldızları yaktı.

Padişah, sır olarak kendisine gösterileni görmek için penceredeydi.
Fazıl, olgun bir şahıs; gölge ortasında bir güneş gördü.

Uzaktan hilal gibi yaklaşıyordu. Yoktu ve hayâl şeklinde vardı.
Ruhtaki hayâl, yok gibidir. Sen dünyayı, hayâl üzere hareket eder gör.
Barışları ve savaşları bir hayâl üzerindedir. Övünçleri ve arları bir hayâldendir


Velilere tuzak olan hayâller, Allah’ın bahçesindeki ay yüzlülerin yansımasıdır.

Padişahın rüyada gördüğü hayâl, misafirin yüzünde görünmekteydi.
Padişah, hâciblerin/kapıcıların yerine ilerledi. Gaipten gelen misafiri karşıladı.


Ona Her ikisi tanıdık, bilgili birer denizdi. Her ikisi, dikilmeden birbirine dikilmiş candı.
-Padişah- dedi: “Sevgilim senmişsin, o değil. Fakat dünyada iş, işten doğar.


Ey sen bana Mustafa; ben sana Ömer olan kişi! Sana hizmet için hazirim.”
Edepte başarılı olmayı Allah’tan isteyelim. Edepsiz, Allah’ın lütfundan mahrum olmustur.

Edepsiz, sadece kendisine kötülük yapmaz; hatta bütün dünyayı ateşe verir.
Gökten alım satımsız ve konuşup dinlemeksizin sofra gelmekteydi.
Musâ’nın kavminin içerisinde birkaç edepsiz kişi “Nerede sarımsak ve mercimek” dediler.


Gökten sofra ve ekmek kesildi. Bize ekin ekmek, kazma ve orak zahmeti kaldı.


İsâ tekrar şefaat edince Hak sofra gönderdi ve tabakta ganimet.
Yine küstahlar, edebi bırakıp dilenciler gibi yanlarına yemek aldılar.
İsâ onlara yalvardı: Bu süreklidir ve yerden eksilmez.

Büyüğün sofrasında kötü düşüncelilik etmek ve ihtiras göstermek, küfürdür.
Bu rahmet kapısı, hırslarından dolayı bu görmemiş dilencilerin yüzlerine kapandı.


Zekât verilmediğinde bulut gelmez, zinadan her tarafa veba yayılır.
Huzursuzluklar ve kederden her ne ile karşılaşsan, korkusuzluk ve de küstahlıktandır.


Dostun yolunda korkusuzluk gösteren kişi, erlerin yol kesicisidir ve namerttir. Bu felek, edepten nurla dolmuştur. Melek edeple masum ve pak oldu.
Güneşin tutulması, küstahlıktandı. Azâzil Şeytan, cüretinden dolayı kapı dışarı oldu.

Mesnevî’den…

Leave a Reply