kumbara

Kumhayal

– Heyyy paragöz, sabah oldu uyansana!

Çalışma masasının neşesi yerinde.

Sabah sabah bana takılmayı ihmal etmedi yine.

– Yok, uyumuyorum aslında. Dalmışım biraz.

Biliyorum çoktan sabah oldu.

– Kim bilir ne hayaller kuruyordun, kimlerle konuşuyordun?

Biraz sustuktan sonra sordum:

– Hayal kurmak yasak mıydı efendim?

Çalışma masası gülerek:

– Yooo, dedi.

– Serbest tabi.

Hatta hayallerine bizi de al paragöz.

Doğrusu hayaller için çalışmak lazım.

Çalışmak için, çalışma masası lazım, değil mi?

Gülmeden edemedim:

– Haklısınız, eksik olmayınız.

Hayallerimiz büyük, hepinize yer var.

Lâkin benim bir adım var.

O da paragöz değil!

– Kızma birader, takılıyoruz.

Seviyoruz seni.

Sohbet uzayıp gitti.

Bir ara mutfaktan gelen seslere kulak kesildik.

Ev halkı kahvaltıda.

Ömer, heyecanlı heyecanlı konuşuyor yine.

– Susun, dedim.

Herkes sustu.

Ömer’in sesi daha iyi duyulmaya başladı.

– Anneciğim, diyordu.

Az kaldı. Biraz daha biriktirirsem bu iş olacak. Hem de çok güzel olacak!

Annesi bu sözlerinden sonra Ömer’i kutladı:

– Aferin benim güzel oğluma, yüreğin ne kadar zengin.

Elindekiyle yetinmen, kanaat etmen hatta ondan bile tasarruf edip böyle güzellikler düşünmen, takdire şayan.

Maşallah sana.

– Canım annem, dedi Ömer.

Sessizlik, tül gibi aramıza çekildi.

Görmeliydiniz, odasındaki bütün eşyaları bir merak sardı ki.

Herkes birbirine sorup durdu.

Neler söylüyor, neler düşlüyor bizim Ömer?

Bana bakınca suskunluğumdan anlayıverdiler.

– Sen biliyorsun Paragöz!

– Sen biliyorsun!

– Haydi, söyle.

– Çabuk söyle, çok merak ettik.

Bu gidişle yakamı bırakmayacaklardı.

Bildiklerimi söylemek zorunda kaldım.

– Bizim Ömer var ya, dedim.

işte o koca adam!

Çok güzel hayalleri var.

Aslında zaman zaman hepiniz şahit oluyorsunuz.

Çalışma masasındaki kalemlik, söze karıştı:

– Uzatma sözü paragöz!

Tamam, dedim;

– Bu seferki hayali, biriktirdiği parayla ayakkabısı çok yıpranmış bir arkadaşına ayakkabı almakmış, Düşünsenize, kendi harçlıklarından artırdıklarıyla.

Çalışma masası:

– Çok gururlandım, dedi.

Doğrusu şaşırmadım da.

O, elindekiyle kanaat etmeyi de paylaşmayı da çok sever.

Maşallah ona.

Çalışma masasından sonra odada “Maşallah” demeyen kalmadı.

Bir kez daha söz isteyerek:

– Yaaa, işte ben bildiğiniz paragöz değilim, dedim.

İçimde biriken paralarla nice güzel hayaller gerçekleşiyor.

Kalemlik, yine konuşmadan edemedi:

– O zaman sana paragöz yahut kumbara demek yerine, mademki kumlar kadar hayallerle dolusun Kumhayal diyelim.

Diğer arkadaşlarım da bu ismi pek beğendiler.

O günden sonra adım kaldı Kumhayal.

Kaynak: Diyanet

Leave a Reply