Serçenin Oyunu

KIZCAĞIZLA KUŞÇAĞIZ

On beş yaşında bir kızcağız mektebe gidermiş.

Her sabah onun arkasından bir kuşcağiz gezermiş.

Kızın arkasından hep:

– Kızcağız, kızcağız, diye bağrınmış.

Kızcağız ise, ona hiçbir şey söylemezmiş.

Üçüncü defa annesine demiş:

– Anne, benim arkamdan bir kuşçağız hep bağırır.

Annesi de demiş:

– Sen de ona “Ne var kuşçağız?” desene!

Kızcağız mektebe çekilmiş, kuş, arkasından yine bağırmaya başlamış.

Kızcağız da demiş:

-Ne var, kuşçağız?

– Sana kırk gün, kırk gece mevta bekletecekler.

Kızcağız bunu işitince ağlayarak annesine koşmuş.

Annesi de demiş:

– Ben hiç biricik kızıma mevta bekletir miyim?

Haydi, demiş annesi babasına, koş arabayı da kaçalım bu memleketten, bak başımıza neler gelecek.

Koşmuşlar arabayı, çekilmişler.

Portalan çok büyük demirden bir yere ermişler.

Yüksek duvarlarla sanlı, bir de çeşme varmış, bu sırada kızcağız susamış, annesi de demiş:

– Var git, çabucak iç de çekilelim.

Bu avlu çiçekle doluymuş.

Kızcağız çiçekleri koklarken kapılar lambur lumbur kapanmış.

Kızcağız içeride, annesi dışarıda kalmış.

Ağlaşmışlar, bir türlü kapılar açılmamış.

Kızcağız bakınca, bir de ne görsün bir mevta yatıyor.

Ne yapsın, oturmuş başı ucuna otuz dokuz gün onu beklemiş.

Yoldan bir çingene kızı geçermiş Kızcağız ona:

– Gel yanıma da, azıcık sen de bekle.

Ben ise gidip biraz uyuyayım, otuz dokuz gündür uykusuzum.

Kırkıncı günü mevta kalkmış ve çingene kızına demiş:

– Sen mi beni bekledin?

Çingene kızı da:

– Evet ben, demiş.

Kırk gün yatan adam hacılığa çekilmiş.

Nasıl bahşiş alması için orada olanlara sormuş.

Kızcağıza da sormuş.

O ise:

– Bana sabır taşınla bir kara bıçak al, demiş.

Eğer bunları almazsan, gelirken bindiğin geminin etrafına duman bürüsün ve gemi batsın.

Adam hacılıktan dönüşünde tam gemiye binmiş, etrafını duman bürümüş.

Kızcağız ona sabır taşı ısmarladığını o zaman hatırlamış.

Geri dönüp sabır taşı almış ve eve dönmüş.

Kendi kendine dermiş:

– Bunda bir şey var, bakalım ne olacak!

Geldiğinde bahşişi kızcağıza vermiş.

Kızcağız da hayatını anlatmaya başlamış.

O anlattıkça taş sabredemeyip çatlamaya başlamış.

Kızcağız:

– Dur çatlama, ben dayandım sen de dayan.

Daha çok anlatacaklarım var, demiş.

Kızcağız anlatmaya devam etmiş.

Nihayet kaya dayanamamış, çattadan yarılmış. Kız hemen bıçağı almış ve kendini saplamaya hazırlamış.

O zamana kadar ise hacılıktan dönen genç adam dışarıda her şeyi dinlemiş.

Hemen içeri girer, kızcağızın elinden bıçağı alır ve:

– Madem böyle şey varmış, sen niçin şimdiye kadar söylemedin?

Ondan sonra ikisi evlenmişler. mutlu mesut yaşamışlar.

 

2 Comments

  • Yasin Doğanay dedi ki:

    Ne biçim bir hikâye bu? Bazı kelimelerin anlamını bilmiyorum. Çocuk nasıl bilsin? Canlanan mevtalar, beddualar… Anlamsız bir hikâye olmuş. Çocuklar için uygun olmadığını düşünüyorum.

    • Hikayeci dedi ki:

      Merhaba Yasin Doğanay,

      Okudunuz hikayenin milli eserlerimiz içerisinde çok fazla varyasyonu bulunmaktadır, bir çok kereler benzer bir yapıya sahip çeşitli boylarda ve akraba topluluklarda buna rastlanmaktadır. Okumanın amacı bilmediğiniz şeyleri öğretmek üzerinedir zaten, bilmediklerinizi araştırmadıkça öğrenmeniz mümkün değildir. Masallarla ilgili Eğitim içeriğimizden bilgi almanızı rica ederiz. Okuduğunuz için teşekkür ederiz.

Leave a Reply