Kılıç Ustası – Emeğe Saygı

Saçı sakalı ağarmış olan Sencer Ağa tam bir kılıç ustasıydı. Kurduğu atölye hem bir üretim yeri hem de bir okuldu. Sencer Ağa oturduğu geniş minderden kalfa ve çıraklarının çalışmalarını dikkatle izliyordu. Harlı fırında korlaşan çeliğe şekil veren genç eller, ustaları Sencer Ağa’nın öğrettiklerini hayata geçirdikçe yaşlı kılıç ustası keyifleniyor, uzun yıllar yanında çalışan genç insanlara mesleğinin inceliklerini öğretmenin mutluluğunu yaşıyordu. Bilmekteydi ki bu dünyadan göç ettikten sonra bile ustalığı bu genç insanlarda yaşadığı sürece ismi de kendisi de yaşayacaktı.

Sencer Ağa bu düşüncelere dalmışken genç bir savaşçı kılıç atölyesine telaşla girer. Atölyede çalışanlar yoğun çalışmalarına devam etmekteydiler. Başlarını işlerinden şöyle bir kaldırıp müşterilerine saygıyla baktılar ve tekrar işlerine geri döndüler.

Genç savaşçı, onların bu davranışlarından aradığı kişinin yaşlı usta olduğunu anlamıştı. Ona doğru yöneldi. Sencer Ağa’ya saygıyla yanaştı:

– Son cenk çok zorluydu, dedi yamulan kılıcını göstererek. Sonra da;

– Tezden kılıcımı tamir ettirmek istiyorum, dedi.

Sencer Ağa, gönyesi bozulmuş kılıcı dikkatlice aldı; bir uzaktan bir yakından, farklı farklı açılardan küçük dokunuşlarla defalarca inceledi, inceledi. Genç adam, bu uzun tetkik sürecini sessizce bir kenarda izlerken, bir taraftan Sencer Ağa’nın yüzünden bir şeyler anlamaya, diğer taraftan da sabırsızlığını göstermemeye çalışıyordu.

Oldukça uzun bir süre sonunda Sencer Ağa nihayet kılıcı minderin yanına koydu ve savaşçıya dönerek:

– İş, ustalık gerektiriyor. Diğer tamirlerden farklı bir yöntem uygulayacağım. Hem pahalı, hem de biraz riskli. Kabul eder misin?

Genç savaşçının yüzü, ustanın sözleriyle aydınlandı.

– Razıyım, yeter ki kılıcım istediğim gibi olsun, dedi.

Sencer Ağa, kılıcı oturduğu minderin altına yerleştirdi, oturuş biçimini değiştirerek ve farklı hız ve ritimlerle iki kez oturup kalktı.

Genç adam, şaşkınlıkla ustanın ne yapmaya çalıştığını anlamaya çalışıyordu. Usta, kılıcı kendisine uzattı. Kılıç düzelmişti.

Genç adam, kılıcına şöyle bir baktı, havaya savurdu. Dengesini hissetti ve rahatladı.

– Ne kadar ödeyeceğim?

Usta, sakalını sıvazladı, kendinden emin bir tavırla:

– On altın akçe, dedi.

Genç adam şaşırdı, sonra birden hiddetlendi:

– Ama usta, yapılan işin tamamı iki darbe. Bu parayla yeni bir kılıç alınır! On akçeyi ödemek istemiyorum. Hem bu kadarını ben de yaparım. Ne emek ne de sermaye harcadın.

Sencer Ağa sakince genç adamı dinledi. Kılıcı tekrar minderin altına koydu. Ve peş peşe iki hareketle kılıcı eski yamuk hâline getirdi ve savaşçıya uzattı.

Genç adam, bu sefer daha çok kızdı.

“Ben de yaparım” diye düşündü. Kılıcı hırsla çekip aldı. Yandaki konuk minderine oturup iki darbelik oturdu ve kalktı. Sonra muzaffer bir komutan edasıyla minderin altındaki kılıcı çekti. Gözlerine inanamadı. Ata yadigârı kılıç ortadan ikiye bölünmüştü. Çaresiz gözlerle Sencer Ağa’ya döndü.

Usta, savaşçıya:

– Ödemeni istediğim bedel iki darbeye karşılık değil, 40 yıllık birikimeydi evlât, dedi.

Cevap yaz