Keloğlan Masalları

KELOĞLAN’IN TUZ ÖLÇEĞİ

Bir varmış bir yokmuş.

Allah’ın kulu çokmuş.

Çok demesi günahmış.

Memleketin birinde bir Keloğlan’la yaşlı annesi varmış.

Annesi “Kel oğlum, keleş oğlum, dünyaya es oğlum” diyerek oğlunu severmiş.

Keloğlan da annesini sever sayarmış.

Annesi bir gün Keloğlan’a seslenmiş:

— Oğlum, tuz ölçeğimiz kırıldı. Git çarşıdan yenisini al getir, demiş.

Keloğlan:

— Aman anne…

Ne gerek var.

Yemeğe göz kararı yağ, el kararı tuz at, demiş.

Annesi kızmış:

— Keleş oğlan…

Bırak tembelliği.

Haydi doğru çarşıya.

Tuz ölçeğini al getir.

Ne alacağını unutma.

Yolda giderken “kırıldı, kırıldı” diye söylenirsen unutmazsın demiş.

Keloğlan’ın tembelliği üstündeymiş.

Hımbıl hımbıl söylenerek yola düşmüş.

— Kırıldı… Kırıldı.

Balıkçılar yol kenarındaki derede avlanıyorlarmış.

Keloğlan’ın söylenişine bakarak kendileriyle alay ediyor sanmışlar.

Bağırıp çağırmışlar:

— Keloğlan…

Sen bizimle dalga geçiyorsun, hiç öyle denir mi?

— Ne diyeceğim ya?

— Biri çıktı, biri daha çıkar inşallah, diyeceksin.

Keloğlan çok üzülmüş.

Balıkçılardan öğrendiği gibi söylenerek yoluna devam etmiş.

— Biri çıktı, biri daha çıkar inşallah

— Biri çıktı, biri daha çıkar inşallah

Çok gitmeden önüne bir cenaze çıkmış.

Cenazeyi evin kapısından yeni çıkarıyorlarmış.

Keloğlan tabuta bakarak söylenmeye devam ediyormuş.

— Biri çıktı, biri daha çıkar inşallah

— Biri çıktı, biri daha çıkar inşallah

Ölenin akrabası Keloğlan’ı duymuş.

Koşup kulağına yapışmış.

Kıvırdıkça kıvırmış.

Sonra bağırmış:

— Ölünün arkasından böyle söylemeye utanmıyor musun?

— Ne demem gerekiyor?

— Allah rahmet eylesin, denir.

— Peki, şimdiden sonra öyle diyeceğim.

Keloğlan ezilip büzülerek yola devam etmiş. Bir yandan da söyleniyormuş.

— Allah rahmet eylesin.

— Allah rahmet eylesin.

O gün her nasılsa domuzun biri yolunu şaşırmış, kasabanın içine kadar girmiş.

Koca bir köpek domuzu tutup boğmuş.

Domuz yerde debelenip son nefesini veriyor, köpek de yalvarıyormuş.

Keloğlan da
durmadan söyleniyormuş:

— Allah rahmet eylesin.

— Allah rahmet eylesin.

Oradan geçmekte olan biri Keloğlan’ı duymuş.

İyice sinirlenip basmış tokadı:

— Budala oğlan.

Kafanda saçın yok, içinde akıl yok.

Domuza rahmet okunur mu?

— İt dişi domuz derisine, diyeceksin.

— Sağol amca.

Bundan sonra öyle derim.

Keloğlan yoluna devam etmiş.

Bir yandan da söyleniyormuş:

— İt dişi domuz derisine.

— İt dişi domuz derisine

Yolun kenarındaki küçük bir kulübede bir ayakkabı tamircisi varmış.

Tamirci pençe yapacağı bir çizmenin altını bir türlü sökemiyor muş.

En sonunda tutmuş çizmenin ökçesini ağzına alarak çekip çıkarmaya çalışmış.

Tam bu sırada Keloğlan söylenerek geçiyormuş:

— İt dişi domuz derisine

— İt dişi domuz derisine

Tamirci fırlayıp elindeki çekici bizimkine yapıştırmış:

— İt dişi senin ağzındadır.

Utanmaz mısın benimle alay etmeye?

— Amca, sana demedim.

— Kes…Kolay gelsin.

Asıl çek kopsun, diyeceğin yerde, alay ediyor, bir de uzatıyorsun.

Çekiçten sonra paparayı da yiyen Keloğlan başını tuta tuta yola devam etmiş.

Bir taraftan da söyleniyormuş:

— Kolay gelsin. Asıl çek kopsun.

— Kolay gelsin. Asıl çek kopsun.

Sapanla kuş peşinde koşan yaramazın biri bir evin camlarını kırmış.

Çocuğun babası kızmış.

Yaramazın kulağını tutmuş, “Elin camlarını niye taşladın” diye azarlıyormuş.

Keloğlan öfkeli babaya bakarak söylenmiş:

— Kolay gelsin. Asıl çek kopsun.

— Kolay gelsin. Asıl çek kopsun.

Baba oğlunun kulağını bırakmış.

Koşup Keloğlan’ın kulağına yapışmış.

— Kolay gelsin ha. Kopsun ha.

Kolay mıymış?

Keloğlan acı ile bağırmış

— Amca…Bırak kulağımı.

Sana demedim.

— Bırak numarayı.

Aklınca dalga geçeceksin.

Etme ağam, bırak ağam, desen ne olurdu?

Keloğlan kulağını kurtarıp tabanları yağlamış.

Bir yandan da yine söyleniyormuş:

— Etme ağam. Bırak ağam.

— Etme ağam. Bırak ağam.

O gün kasabada bir kuduz köpek ölmüş.

Ortalığı kokutmuş.

Adamın biri sürükleyip bir çukura atmaya çalışıyormuş.

Çukura attıktan sonra üstüne kireç atıp gömecekmiş.

Adam koca köpeği güçlükle sürüklemeye çalışırken Keloğlan çıkagelmiş.

Bir yandan da durmadan söyleniyormuş:

— Etme ağam. Bırak ağam.

— Etme ağam. Bırak ağam.

Adam köpeği olduğu yerde bırakıp Keloğlan’a saldırmış.

Vurmuş. Vermiş veriştirmiş.

— Utanmaz kel.

Akılsız kel.

Köpeğe merhamet dilenir mi?

Öf ne pis kokuyor, de geç git.

Keloğlan adamın elinden kaçıp kurtulmuş.

Bir yandan başına gelenleri düşünüyor bir yandan da söyleniyormuş:

— Öf… Ne pis kokuyor.

— Öf… Ne pis kokuyor.

Yol üstünde bir hamam varmış.

Genç bir kadın hamamdan çıkmış, hoş kokular sürünüp evine dönüyormuş.

Bizim ki de söyleniyormuş:

— Öf… Ne pis kokuyor.

— Öf… Ne pis kokuyor.

Kadın kendisine lâf atıldığını sanmış.

Koşup yakalamış.

Öfkeden zangır zangır titreyerek ağzına yüzüne vurmaya başlamış…

— Budala kel kafalı…

Laf atmaya utanmıyor musun?

Senin kafanı kıracağım.

— Ablacığım dur.

Kıracağım dedin de aklıma geldi.

Bizim tuz ölçüsü kırıldı.

Gidip çarşıdan alacağım.

Keloğlan böyle deyip bir dükkana girmiş.

Kadın ardından baka kalmış.

Keloğlan elinde tuz ölçüsüyle eve dönmüş.

Bu masalda burada bitmiş yeni masallarda tekrar buluşmak üzere hoş çakalın.