Keloğlan Masalları

KELOĞLAN’IN KÖSELE MASALI

Bir varmış, bir yokmuş, bir Keloğlan varmış.

Bu Keloğlan’ın bir de babası varmış, ihtiyar adamcağız son giderini yaşıyormuş

Bir gün oğlunu karşısına alarak;

— Oğlum, sakın köselerle alış veriş etme.

Bu benim sana ilk ve son öğüdüm olsun…

Diye tembih etmiş.

Birkaç ay sonra adamcağız ölmüş.

Babası öldükten sonra, evin işlerini idare etmek görevi Keloğlan’a düşmüş.

Günlerden birinde Keloğlan, altı batman buğdayı hayvana yükleyerek değirmene öğütmeye gitmiş.

Köye en yakın olan değirmene varmış.

Bakmış sahibi köse, oradan vazgeçerek daha aşağıdakine gitmiş, ikinci değirmenin sahibinin de köse olduğunu görünce, başka bir değirmene gitmek için yola çıkmış.

Gitmiş, gitmiş, yol çok uzadığı için daha fazla yorulmak istememiş, geri dönerek kösenin değirmenine gelmiş.

Hâlbuki en aşağıdaki değirmenci meğer köse değilmiş…

Ne ise…

Keloğlan, kösenin değirmeninde buğdayları öğütmeğe başlamış.

Bu sıra konuşmağa kovulmuşlar. Köse, söz arasında, Keloğlan’a dönerek:

— Oğulcuğum, demiş, benim karnım çok aç, şu senin unlardan birazım alalım da ekmek yapalım, olmaz mı?

Keloğlan razı olmuş, Köse de unu yoğurmağa başlamış.

Köse, evvelâ unun suyunu fazla kaçırmış; un koymuş, katı olmuş; su koymuş, sulu olmuş.

Böyle yapa yapa altı batman unu da yoğurmuş.

Ekmeği ateşe koyarak pişirmeğe başlamış.

Köse, Keloğlan’a:

— Ekmek pişinceye kadar istersen birer masal anlatalım, demiş.

Kimin masalı güzel olursa, ekmekte onun olsun! Diye ilâve etmiş.

Keloğlan buna razı olmuş, önce köse, masalını anlatmağa başlamış:

— Vaktiyle bir adam varmış.

Bu adamın bir karısı, karısının da üç tane hovardası varmış.

Adam bir gün sokağa çıkmış.

Karısı da hovardalarını eve almış…

Köse, burada uzun bir nefes aldıktan sonra, masalını anlatmağa devam etmiş:

… Adamcağız işini erken bitirip eve dönmüş.

Karısı pencereden kocasının geldiğini görünce, hovardalarından birini ocağın bacasına, diğerini ambara, üçüncüsünü de ahıra saklamış, kocasına kapıyı açmış.

Adam köşe başından evi gözetlediği için, hovardaların eve girdiğini görmüş.

Karısından bir değnek isteyerek ocağın çok kurumlu olan bacasını temizleyeceğini söylemiş.

Bacaya sopayı sokunca, herif “pat!” diye aşağı düşmüş, ölmüş.

Gürültüyü duyan ötekiler arkadaşlarını kurtarmak için dışarıya çıkmışlar.

Bir tanesi eşeğin semerini almış, dama çıkmış.

Bacadan semeri atarak adamı öldürmek istemiş.

Fakat semerin ipi ayağına takılarak bacadan aşağı kendi de beraber düşmüş, ölmüş.

En sona kalan huvardayı da karı koca bir olup öldürmüşler, onlar ermiş muradına…”

Kösenin masalı burada bitmiş.

Sıra Keloğlan’a gelmiş, Masalını anlatmağa başlamış:

— Bir vardı, bir yoktu.

Evvel zamanda bizim bir topal peteğimiz vardı.

Bu petek bir gün kayboldu.

Aradık, taradık bulamadık.

Bir horozumuz vardı.

Horozun sırtına bindik, peteğimizi aramağa gittik.

Bir dağın tepesine çıktık.

Baktık bizim petekle bir adam çift sürüyor.

Hemen yanına giderek:

— Bu peteğe sen niçin çift sürdürüyorsun, diye sorduk.

Adam bize doğru yaklaştı ve:

— Bu petek sizindir.

Dün benim öküzümü yaraladı.

Öküzüm hasta olduğundan onun yerine bunu koştum, diye cevap verdi.

Biz de peteği alarak eve geldik.

Fakat horozun sırtı yara olduğundan bunu nasıl iyi edelim diye sorduk, soruşturduk.

Bize, Hindistan cevizi iyi eder dediler.

Babam yedi sene evvel Hindistan cevizi yemişti, fakat o sırada sağ olmadığı için düşünmeğe başladık.

Nihayet on beş kişi babamın mezarına gittik, tam yedi sene eştik.

Mezarı açtıktan sonra bir tane Hindistan cevizi bulabildik.

Akşamüzeri cevizi horozun üzerine sürdük.

Sabah olunca ne görsek beğenirsin?

Horozun sırtında kocaman bir Hindistan cevizi ağacı çıkmamış mı?…

Hemen ağacın üzerine çıktık, cevizleri toplamağa başladık.

O sırada gözüme bir şey ilişti:

Ağacın üzerinde kocaman bir buğday tarlası vardı…

Bir orak alarak tarlayı biçmeğe başladık.

O esnada bir tavşan çıktı, kaçmaya başladı.

Hemen orağı alarak tavşanın arkasından koşmağa başladım.

Orak buğdayları biçti.

Halt eyleme köse, kardeşlik peteği Keloğlan’a düştü…” diyerek masalını bitirmiş, ekmekleri alarak evine gitmiş.

Onlara kömür… Bizlere ömür…

Leave a Reply