Türk Masalları

Keloğlan İle Sincap

Keloğlan İle Sincap Masalını Sesli Dinle

Keloğlan İle Sincap Masalını Oku

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, adı bilinmeyen bir ülkede, annesi ile beraber yoksulluk içinde ama mutlu bir biçimde yaşayan bir Keloğlan varmış. Fakir olmalarına rağmen mutlularmış çünkü hem az da olsa ellerindekinin kıymetini hem de aza kanaat etmeyi bilirlermiş. Annesi ve Keloğlan’ın tek yiyecekleri, Keloğlan’ın her gün ormandan topladığı mantarlarmış.

Günlerden bir gün, Keloğlan yine mantar toplamak için küçük sepetini almış eline, düşmüş orman yoluna. Ormanda mantar ararken ayağından yaralanmış bir sincaba rastlamış. Sincabın ayağına saplanan dikeni çıkararak, zavallı hayvancağızı çektiği eziyetten kurtarmış. Ayağındaki dikenden kurtulan sincap, öyle beklendiği gibi hemen en yakındaki ağaca tırmanıp kaçmamış. Bunun yerine Keloğlan’ın elinden omuzuna, oradan da kafasına tırmanıp çeşitli sevimlilikler yapmaya başlamış. Ve çok şaşırtıcı bir şey daha yaparak; dile gelmiş. Keloğlan’a kendisini kurtardığı için teşekkür ettikten sonra buralarda ne aradığını sormuş.

Keloğlan da sincaba “Buralara mantar toplamaya geldim.” diye cevap vermiş. Sincap, Keloğlan’a “Ama mantar toplayarak geçinilmez ki?” deyince Keloğlan “Fakirlik işte… Sonuçta başka çarem yok ve ihtiyar anneme bakmak zorundayım.” diye cevap vermiş. Bunun üzerine sincap “Bak Keloğlan; sen, mecbur olmadığın halde bana yardım ederek iyi bir insan olduğunu kartladım. Şimdi iyilik yapma sırası bende.” demiş. Keloğlan “İyi de sen bana nasıl bir iyilik yapabilirsin ki?” diye sorunca sincap “Orasını merak etme sen. Beni izle yeter.” demiş.

Sincap önde Keloğlan arkada düşmüşler yola. Az gitmişler uz gitmişler dere tepe düz gitmişler ve bir uçurumun kenarına varmışlar. Sincap, Keloğlan’a;

“Sevgili Keloğlan, benim buradan öteye geçmeye iznim yok ama sen ne yapıp edip; bu uçurumu geçeceksin. Uçurumu geçtikten sonra karşına sarp kayalıklar çıkacak. Onlara da tırmanacaksın. Kayalıkların ardında karşına bir tepe, tepenin üzerinde de büyük bir keklik sürüsü göreceksin. Kekliklerin kraliçesinin karşısına çıkacaksın. Eğer sana soracağı üç soruya da doğru cevap verebilirsen büyük bir servetin sahibi olacaksın.” demiş.

Keloğlan, teşekkür ederek hemen yola koyulmuş. Zorlu bir uğraşı sonunda keklik sürüsünün olduğu yere ulaşmış. Keloğlan’ı hemen kraliçelerinin huzuruna çıkarmışlar. Keklik kraliçesi Keloğlan’a ilk sorusunu sormuş:

“Söyle bakalım Keloğlan; şu karşıda gördüğün kiraz ağacının dallarında kaç tane kiraz var?”

Keloğlan bu soruya “Sizin tüylerinizin sayısı kadar kraliçem!” diye cevap verince, keklik kraliçe bu sefer “Peki söyle bakalım Keloğlan; benim tüylerimin sayısı kaç adet?” diye sormuş. Bu soru üzerine Keloğlan “Kraliçem bu sorunun cevabını öğrenmek için sizin tüylerinizi tek tek yolup saymamız gerekir” demiş.

Keloğlan’ın ilk soruya verdiği zekice cevabı çok beğenen kekliklerin kraliçesi;

“Peki o zaman; şimdi ikinci sorumu soruyorum.” demiş, “Dünyanın ortası neresidir?”

Keloğlan, kraliçenin bu sorusuna ise şöyle cevap vermiş:

“Dünyanın ortası; tam olarak şu an üzerinde bulunduğunuz noktadır Kraliçem.”

Keklik kraliçe, Keloğlan’ın bu cevabına “Peki bunu nereden biliyorsun?” şeklinde ikinci bir soruyla karşılık verince Keloğlan da “Eğer inanmıyorsanız ölçebilirsiniz.” demiş.

Keloğlan’ın, bu soruya verdiği zeka dolu cevap da keklik kraliçesinin çok hoşuna gitmiş.

“Aferin Keloğlan. Şimdiye kadar sorduğum sorulara verdiğin cevaplar çok hoşuma gitti. Hepsi de çok zekiceydi. Bakalım üçüncü ve son soruma da aynı şekilde cevap verebilecek misin?” demiş.

Bu sözlerin ardından; elinde tutmakta olduğu iki cevizi Keloğlan’a uzatarak, üçüncü ve son sorusunu sormuş:

“Bu iki cevizden hangisi diğerinden daha ağır?”

Keloğlan, kraliçenin uzattığı cevizleri eline almış ve hemen yanındaki bir su birikintisine bırakmış. “Suya diğerinden daha fazla batan ceviz daha ağır kraliçem.” demiş.

Aldığı bu son cevabı da beğenen kraliçe, Keloğlan’ı tebrik ettikten sonra, adamlarına emir vermiş ve Keloğlan’a tam iki küp dolusu altın hediye etmiş.

Altınları alan Keloğlan, sevinç içinde evine; annesinin yanına dönmüş. Başından geçenleri annesine bir bir anlattıktan sonra iyilik severliği ve zekası sayesinde kazandığı altınları annesine göstermiş. Annesi de önce; kendisine böyle iyi yürekli zeki ve hayırlı bir evlat nasip ettiği için Allah’a şükretmiş, sonra da Keloğlan’a sıkıca sarılıp, yanaklarından tekrar tekrar öpmüş. Bundan sonra da hayatları boyunca kimseye muhtaç olmadan mutlu bir şekilde yaşamışlar.

Cevap yaz