Bir varmış, bir yokmuş. Bir bey varmış. O beyin hiç oğlu olmazmış. Yoldan giderken bir ihtiyara rastlamış ve ona sormuş:

– Benim hiç oğlum olmuyor, demiş.

Adamcağız ona alma (elma) vermiş ve şöyle demiş:

– Bu almanın kabını beygire vereceksin, içini ise kendin yiyeceksin.

Bey ihtiyarın dediği gibi yapmış. Birkaç zaman geçtikten sonra bir oğlu olmuş.

Almanın kabını yiyen beygirden ise güzel bir tay dünyaya gelmiş.

Çocuk büyümüş, güzel bir genç olmuş. Tay da büyümüş, güzel bir at olmuş.

Bey, çocuğuna ayrı muallim (öğretmen) tutmuş, onu gün görmedik yerde, yani izbede okutmuş.

Senelerin geçmesiyle izbenin bir yanından içeri gün girmiş.

Bunu gören çocuk onu tutmağa çalışmış.

Ne kadar da uğraşsa onu tutamamış, ter köpük içinde kalmış. Bu sırada muallim içeri girmiş ve çocuğa sormuş:

– Çocuk sana ne oldu?

Çocuk ona güneş ziyalarını tutmağa çalıştığını söylemiş.

Muallim şaşarak ona:

– Sen güneş görmedin mi yoksa? Çocuk:

– Ben daha hiç ışık görmedim de, onun için tutmak istedim.

Muallim:

– Sen onu tutamazsın, o çok yüksektedir, haydi istersen kıra çıkabilirsin, baban bırakıyor.

Bir gün Şah İsmail’in babası başka memlekete gitmiş.

Bey, çocuğunu annesine bırakmış. Annesi ise fena bir kadınmış.

Kocası yokken başkalarıyla konuşuyormuş. Bu defa da uzak bir memleketten onlara bir Arap misafirliğe gelmiş.

Bey gelinceye kadar bey karısı ile Arap tanışmışlar. Sık sık konuşmağa başlamışlar.

Bir gün de çocuğun anasının yanına Arap gelip onunla evlenmek istemiş, o da razı gelmiş, fakat şöyle demiş:

– Benim bir oğlum var, ondan ayrılmam mümkün değil.

Arap ona oğlunu otalamasını söylemiş. Çocuk bir gün mektebe gittiği zaman Arap anasının yanına gelmiş, çocuğu otalaması için zehir getirmiş.

Kadın yumurta pişirip içine zehir atmış ve çocuğunu görünce yemeği hazırlayıp kıra çıkmış.

Çocuk odaya girmezden önce kemer tayın yanına girmiş.

Bir de ne görsün, at ağlıyor.

Şaşıp ona sormuş:

-Sana ne oldu?

– Ne olacak, Arap, anana bu gün zehir verdi ve yumurtanın içine kattı seni otalamak için, istersen ver bak kediye.

Çocuk çıkıp gitmiş, odaya girip yemeğin başına oturmuş ve yemezden önce kediye vermiş.

Kedi hemen ölmüş. Çocuk çinkayı (Çinka, Çika, Laz ve Megrel mitolojisinde yer alan bir ruh figürüdür.)yumurtasıyle alıp kıra atmış.

İkinci gün Arap, kadına sormuş:

– Ne oldu yedi mi?

– Hayır, kediye verdi ve kedi öldü.

Arap ona oğlunun rubalarını ilaçlamasını söylemiş.

Çocuk mektepten dönerken atın yanına sapmış.

Atı yine ağlarken bulmuş. At ona:

– Anan rubalarını ilaçladı, seni hep öldürmeğe istiyorlar.

Rubaları giyme, çünkü öleceksin.

Çocuk rubaları doğrudan ateşe atıp yakmış

Az zaman sonra bey eve gelip karısının arzusu üzere atı kesmek istemiş.

Çocuk ağlayacak gibi ona şöyle demiş:

Baba, ben daha atıma binmedim, dur bir defa bineyim.

Bey atı semerlemiş, çocuğu üzerine binmiş ve:

– Benim bey çocuğu olduğum neden belli olacak, iki heybe gözü de altın doldur, demiş.

Bey altınları çuvala doldurup ata yükletmiş.

Çocuk babasıyla helalleşmiş ve:

– Baba, anamı Arap almak istiyor, ona atı kesmesini ve beni otalamasını söyledi.

Haydi, hoşça kal, deyip ata bir kamçı vurarak yola koyulmuş.

Uzun zaman yürüdükten sonra bir düzlükte bir çobana rast gelmiş ve çobanı çağırarak ona bir kuzu satmasını rica etmiş.

Çoban razı gelmiş, tutup ona bir kuzu vermiş ve o da bir kaç altın uzatmış.

Çoban ona yol göstermiş, çocuk kuzuyu toplayıverip atla uzun zaman gittikten sonra kuzuyu kesmiş, yüzmüş ve pişirip atla birlikte yemiş.

At çok yorgun olduğunu çocuğa söylemiş ve onun biraz yürümesini rica etmiş. At:

– Eğer yorulursan, “Neredesin Kemer tayım?” didin mi ben senin yanına geleceğim, demiş.

Çocuk uzun zaman yürümüş, deriyi kendine bir şapka yapmış.

Bir bahçede bir beye çırak olmuş. Sabahleyin çocuk kendi adını Keloğlan olduğunu bildirmiş ve gül bahçesini çiğneyip, gülleri ziyan etmiş.

Bey gelirken attan inip üzerine bir kara çalı yükü çekmiş. Bey gelip ona halini sormuş, keloğlan ona:

– Bir atlı bahçeyi çiğneyip benim üzerime dikenleri attı.

Bey:

– Yok zarar, aldırma sen, onlar yine büyüyecek deyip gitmiş.

Bunu gören beyin kızı ona aşk bağlamış, fakat çocuk onun bu kadar aşk bağladığına bakmıyor, hatta onunla yakınlaşmıyormuş.

Bir vakitler bir harp olmuş. Bey kendi güveylerini ve kardeşlerini toplayıp harbe hazırlanmış.

Beyin kızı babasına Keloğlanın gitmesini de söylemiş.

Keloğlana bir topal beygir bulup harbe bir gün varken salmışlar.

Keloğlan ata binip yola çekilmiş. Uzun zaman yürüdükten sonra beyler ona erip geçmişler.

Keloğlan kendi atına: “Neredesin Kemer Tayım” demiş.

At hemen yarana gelmiş, çocuk ta atına binmiş.

Beyleri erip geçmiş, bir de ne görsün, harp meydanında toplanmışlar, harp ilan ediliyor.

Çocuk kılıcını alıp bütün meydandakileri kesmiş ve beyler gelirken harp meydanından çıkmış.

Beyler de dönüp yola koyulmuşlar. Çocuk topal beygirin yanına gelince atından inip topal beygire binmiş.

Giderken beylere rast gelmiş. Onlar geri dönmesini söylemişler.

Beyler gelince kızı babasına sormuş:

– Babacığım, nasıl böyle sağ döndünüz?

Bey, kızına düşmanın bir çocuk tarafından dağıldığını söylemiş. Bir gün sonra Keloğlan gelmiş.

Kız ona harbin nasıl olduğunu sormuş. Çocuk kıza dönerek:

– Ben harbin bir tarafından girip çıktım, daha baban girince ben kırıp döndüm.

Kız bunu duyunca çocuğa kendini nasıl sevdiğini anlatmış, fakat çocuk ona aldırış etmemiş ve gül bahçesine gitmiş.

Aradan zaman geçmiş. Nedense beyin gözleri kör olmuş. Gözlerinin iyi olması için ilaç aramışlar.

Çok yere başvurmuşlar ve en nihayet kurt sütüyle gözlerinin düzeleceğini duymuşlar.

Sınıra yakın bir yerde süt veren kurt bulunduğunu öğrenmişler.

Çekilmeğe hazırlanmışlar. Kız babasına keloğlanın da gitmesini rica etmiş.

Ona gene topal beygiri bulmuşlar.

Keloğlan topal beygiri bağlayıp kemer tayı çağırmış, binip beylere ermiş ve onları geçmiş, uzun bir yolculuktan sonra sınıra varmış, kurt sütünü alıp orda bulunanlara dönerek:

– Buraya birkaç bey gelecek, onlara kurt sütü yerine eşek sidiği veriniz, demiş.

Topal beygirim yanma dönmüş, ona binip sınıra yollanmış. Beylere rasgeldiği yerde beyler onu geri çevirmişler.

Onlar eve gelince beyin gözlerine eşek sidiği sürmüşler.

Beyin gözleri daha fena olmuş. Keloğlan geldiği vakit kız onun önüne çıkıp babasının gözlerinin düzelmeyip daha fena olduğunu anlarmış.

Çocuk kıza:

– Onlar ilaç almak bilmiyorlar. Bakalım benim aldığımı sürelim düzelmeyecek mi?

Keloğlan gelince babasının gözlerine kurt sütünü sürmüşler, az zaman sonra beyin gözleri düzelmeğe başlamış ve en sonra eskisi gibi olmuş. Kız harpte olanla ve kurt sütünün Keloğlanın getirdiğini ona anlatmış.

Babası kızını kudurmuş gibi azarlamış:

– Ben dönerken o giderdi, olamaz! Kız:

– Baba, onun at görünmezden kendisiyle gidermiş, deyince o zaman bey:

– Öyleyse onun harpteki ruba ve atıyla yanıma gelsin!

Keloğlan atını çağırıp beyin önüne çıkmış.

Bey onu görünce kızını vereceğini söylemiş.

Çocuk aynı rubalarla beyin karşısına çıkmış ve bey kızının da ona lâyık bir kız olduğunu anlayarak kızıyla evermiş.

Kendi beyliğini ona teslim etmiş. Az bir zaman sonra bey ölmüş. Şimdi kızla çocuk şen hayat geçiriyorlar.

Kaynak: Kültür Bakanlığı

You may also like

Keloğlan Masalları

Keloğlan

Keloğlan, kelliğine kelmiş, hem bu yetmezmiş gibi, bir de tembelmiş. Verileni kenara koymaz, yer içer, ...

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir