Bir varmış, bir yokmuş… Yemyeşil bir ormanda türlü türlü kuşlar yaşarmış. Kargalar, kumrular, güvercinler, serçeler ve daha pek çok kuş… Bu kuşlar yağmur yağdıktan sonra yuvalarından çıkar, biriken suların içinde yıkanırlarmış; hem oyun oynar hem de kanatlarındaki kiri, tozu temizlerlermiş.

Hepsi de mis gibi kokarmış. Ama içlerinden biri yıkanmaktan hiç hoşlanmazmış. Bu kuş, yavru karga Gakguk’muş. Arkadaşları ne zaman yıkanmak için onu çağırsa,

– Ben gelmeyeceğim, canım hiç yıkanmak istemiyor, dermiş.

Arkadaşları ısrar etse de yıkanmamak için direnirmiş. Gel zaman git zaman karga Gakguk o kadar kirlenmiş ki o uçarken etrafa kötü kokular yayılmaya başlamış.

Bir gün annesi Gakguk’a, komşulara haber vermesini, onları yarın misafirliğe beklediğini söylemiş. Gakguk uçarak evden ayrılmış. O sırada güvercin Titiz Hanım da balkonda çamaşır asıyormuş. Birden kötü bir koku duymuş. “Bu
pis koku da nereden geliyor?” diye düşünürken, Gakguk’u görmüş.

Gakguk kendisine doğru uçuyormuş; o yaklaştıkça koku da artıyormuş. Titiz Hanım eliyle burnunu kapatarak,

– Uff… Ne kötü bir koku. Şimdi bayılacağım, demiş.

Gakguk gelip Titiz Hanım’ın balkonuna konmuş.

– Merhaba Titiz teyze, annem yarın sizi bize bekliyor, demiş ve uçarak diğer komşulara haber vermeye gitmiş.

Ertesi gün anne kuşlar Gakgukların evine misafirliğe gitmişler. O sırada Gakguk eve gelmiş. Tüm anne kuşlar, Gakguk’tan gelen kötü kokuyu duymuşlar ve söylenmeye başlamışlar:

– Karga kardeş, nedir bu oğlunun hâli! Kokusundan yanına yaklaşılmıyor.

Gakguk’un annesi bu sözlere üzülmüş, ne diyeceğini bilememiş.

Utanarak,

– Gakguk’a yıkanmasını söylemekten yoruldum. Beni hiç dinlemiyor. Ne yapsam bilmem ki, demiş. Komşuları Gakguk’un annesinin çok üzüldüğünü görmüşler, daha fazla bir şey dememişler. Ama kokudan dolayı da fazla oturamayıp oradan çabucak ayrılmışlar.

Gakguk her geçen gün biraz daha kirleniyormuş. Yıkanmadığı için “hart hurt” kaşınmaya başlamış; Gakguk’un tüyleri de tek tek dökülüyormuş. Annesi, iyice endişelenmiş. Gakguk’a,

– Yavrucuğum! Haydi, yıkan artık! Bu gidişle kaşınmaktan her yerin yara olacak, hiç tüyün kalmayacak, demiş.

Ama Gakguk söz dinlememeye kararlıymış. Kanatlarını çırpıp kafasını “hayır” anlamında sallamış.

– Yıkanmayacağım işte, yıkanmayacağım, demiş. O sırada birkaç tüyü daha dökülmüş.

Anne karga ne yapsın? Yavrusu çok inatçıymış. O da komşularından yardım istemeye karar vermiş. Balkondan komşularına yardım edin. Ne desem Gakguk’u yıkanmaya ikna edemiyorum. Artık buna bir çare bulmak lazım.

Komşu kuşlar da anne kargaya hak vermişler. Gakguk biraz daha yıkanmazsa artık hastalanacakmış. Bir araya gelmişler.

Ne yapalım ne edelim, diye düşünmüşler ve bir plan yapmışlar. Gakguk eve dönerken başına geleceklerden habersizmiş. Süzüle süzüle uçuyor, havada
oyunlar yapıyormuş. O sırada diğer kuşlar saklandıkları yerden çıkmışlar. Her biri bir tarafından tutarak Gakguk’u ormandaki su birikintisinin içine bırakmışlar.

Gakguk hemen sudan çıkmaya çalışmış ama annesiyle beraber diğer kuşlar,

– Sakın ha! Eğer dışarı çıkarsan seni alır tekrar suya atarız, diye kızmışlar.

Gakguk istemeyerek de olsa, kafasını, kanatlarını “cup cup” suya daldırarak iyice yıkamış. Kötü kokudan kurtulmuş. Eskisi kadar da kaşınmıyormuş. Çok rahatlamış. “Keşke bu kadar inatçı davranmasaydım!” diye kendi kendine söylenmiş.

Günler geçmiş ama Gakguk’un tüyleri dökülmeye devam ediyormuş. Zavallıcık, her gün bir su birikintisine gidip yıkanıyormuş. Ama ne fayda!..

Küçük karga Gakguk’un artık sadece birkaç tüyü kalmış. Gakguk, evden çıkmaya utanır hâle gelmiş. Sabahtan akşama kadar evde oturup “Tüysüz kaldııım…” diye ağlıyormuş.

Sadece geceleri dışarı çıkıyormuş. Yıkanıp hemen eve geri geliyormuş. Annesi Gakguk’un bu hâline çok üzülüyormuş. Bir gün,

– Ah yavrucuğum! Keşke zamanında sözümü dinleseydin. Neyse, şimdi sen evde otur, beni bekle. Ben doktor baykuş Bilge’yi çağırayım. O senin derdini anlayabilir, demiş.

Anne karga doktorun yanına gitmiş. Ona oğlunun derdini anlatmış. Doktor hemen çantasını hazırlamış, anne kargayla birlikte Gakguk’un yanına gelmiş.

Doktor, Gakguk’u bir güzel muayene ettikten sonra,

– Üzülmeyin, bu dermansız bir hastalık değil, demiş. Bir kalıp sabun ve şu verdiğim otla geçer. Gakguk su ve sabunla iyice yıkansın. Sonra da verdiğim otu Gakguk’un vücuduna sürün. Bir süre öylece beklesin. Bu ot onun biraz canını yakabilir ama sabretmesi lazım demiş.

Küçük Gakguk tüysüz kanatlarını kaşıyarak konuşmuş:

– Ne derseniz yaparım doktor. Yeter ki yeniden tüylerim çıksın. Doktorun verdiği otu da yavrusunun vücuduna sürmüş. Çok geçmeden Gakguk’un tüyleri çıkmaya başlamış.

Birkaç hafta sonra ise küçük karga Gakguk’un tüyleri eskisi kadar siyah ve gürmüş. Artık Gakguk her gün arkadaşlarıyla dışarıya çıkıyor, yağmur sularında hem oynuyor hem de büyük bir keyifle yıkanıyormuş. O da diğer arkadaşlarıyla beraber mis gibi kokuyormuş.

 

 

Yazan: Müjgan Şeyhi

You may also like

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.