3. Seviye: 10-14 Yaş Hikayeler Anne-Babaya İtaat Hikayeleri Dini Sorumluluklar Hikayeleri

Kanadalı Misafirimiz

Okul olarak Avrupa Birliği projesi hazırlayıp sunmuştuk. Uygun bulunulursa kabul edilecekti. Kanada’dan biraz Türkçe bilen Kanadalı öğrenciler ülkemize gelip bizde birkaç hafta misafir olacaklardı. Onlara şehrimizi ve kültürümüzü tanıtacaktık. Daha sonra da biz onlara misafir olacaktık. Her şey önceden planlanmıştı. Projenin kabul edileceğini düşünüyorduk.

İngilizce öğretmenimiz sabahleyin sıra olduğumuzda heyecanlı bir şekilde projenin kabul edildiğini, önümüzdeki ay Kanadalı arkadaşlarımızın Türkiye’ye geleceğini müjdeledi tüm okula. Herkes sevinç çığlıkları atıyordu. Özellikle bizim sınıf tabi. Çünkü projenin fikri bizden çıktığı gibi tüm hazırlıklarını öğretmenlerimizin rehberliğinde biz yapmıştık. Öğretmenlerimiz de Kanadalı arkadaşları evde misafir etme görevini bize verdi tabi. Doğal olarak Kanada’ya da yine bizim sınıf gidecekti.

Çok heyecanlıydık. 1 ay içinde gerekli tüm hazırlıkları tamamladık ve Kanadalı misafirleri beklemeye başladık. Misafirler yarın geliyordu. Fakat yarın bir türlü olmak bilmiyordu.

Geceleyin heyecandan uyuyamadım.  Sınıftaki tüm arkadaşlara whatsapp’tan mesaj attım. Hiç birisi uyumuyormuş meğer. Hepsi benim gibi heyecanla yarın olmasını bekliyorlarmış.

Sabahleyin misafirler geldi. Karşılama töreninden sonra akşama kadar şehrimizi gezdirdik. Akşam olunca her birimize birer Kanadalı misafiri emanet etti İngilizce öğretmenimiz. Bir hafta boyunca beraber olacak, evimizde misafir edecektik onları. Bana Abraham adında bir arkadaş verdiler. Bizdeki İbrahim, onlarda Abraham diye geçiyor. Abraham’ı alıp bizim eve götürdüm.  Ev halkı çok sevdi İbrahim’i, pardon Abraham’ı. Onun yarım yamalak Türkçesi bizim yarım yamalak İngilizcemiz anlaşmaya yetti. Akşamleyin beraberce hoş vakit geçirdikten sonra yattık.

Sabah kahvaltıdan sonra Abraham’la biraz bilgisayar oyunu oynayalım dedik. Abraham iyi çocuk hakikaten, onunla oynarken vakit su gibi akıyor. Sevdim bu çocuğu. Tam oyunun en heyecanlı yerinde annem:

“Murat, arkadaşın Abraham’la birlikte bakkala kadar gidip ekmek alır mısın oğlum?” demez mi?

—Off anne ya, oyun oynuyoruz burda. Sırası mı şimdi bakkala gitmenin?

—Ben mi gideyim oğlum şimdi? Haydi, bir koşu alın da gelin.

—Fena fikir değil aslında anne. Sen gitsene bakkala sana zahmet.

Abraham araya girdi:

—Benim anne bana markete git demek, ben hemen gitmek. Bence sen de hemen gitmek Murat.

—Off, tamam, haydi beraber alıp gelelim. Yapacak bir şey yok. Emir demiri keser.

Son söylediğim atasözünü anlamadı tabi. Boş boş bakmasından belliydi. Aldık geldik ekmeği. Eve girerken ezan okunmaya başladı. Dün de ezanı duyunca merak etmiş ve dikkatlice dinlemişti.

—Murat, bu ses ne diyor?

—Bu sese biz ezan deriz. Günde 5 kez namaz vaktinin girdiğini hatırlatıp bizi camiye ibadete çağırır.

—Peki Murat, madem sizi ibadete çağırıyor, siz neden camiye gitmiyor? Dün gitmedi siz, bugün gitmedi. Ben sizi namaz yaparken hiç görmedi.

—Şey, ben daha küçük olunca daha alışamadım namaz kılmaya. Ama biraz daha büyüyeyim, 5 vakit aksatmadan kılacağım.

—Peki baban?

—Babam akşama kadar yoruluyor zaten. Gelince de yemekti, çaydı derken kılamıyor. Cuma namazlarını hiç aksatmaz ama, her cuma gider camiye.

—Biz her hafta ailecek kiliseye gitmek. Orda ibadet etmek. Kiliseye gitmek çok önemli bizde. Peki annen namaz yapıyor mu?

—Namaz yapılmaz, kılınır. Kadınlar genelde camiye gitmez burda. Annem de evde ev işlerinden vakit bulup kılamıyor.

—O zaman sizde namaz kılmak ve camiye gitmek çok önemli değil yani öyle mi?

—Hiç önemsiz olur mu Abraham. Çok önemlidir de, şey… Biz biraz önem vermiyoruz. Ya çok soru soruyorsun Abraham sen de ya. Gerçi haklısın. Sorman lazım. Değilse birbirimizi nasıl tanıyacağız değil mi?

Diyecek söz bulamamış, utanmıştım aslında. Eve girip salona geçtiğimizde kitaplıktaki Kur’an Abraham’ın dikkatini çekti. Hemen eline alıp inceleyecekti ki

“Dur, sakın dokunma, abdestin yok.” dedim

—Neyim yok?

—Abdestin yok. Yani nasıl desem, elini yüzünü ve başka bazı yerlerini yıkaman lazım.

—Fakat ellerim temiz benim.

—Öyle değil. Abdest olmadan ona dokunmamalıyız. O bizim kutsal kitabımız.

—Senin abdest varsa sen al kitabı eline, ben bakmak. Ben merak etti.

—Benim abdest de yok.

—O zaman beraber almak.

Haydaaa, ben de uzun süredir abdest almıyorum ki. Ya karıştırırsam? Amaan nerden bilecek doğru mu yanlış mı abdest aldığımızı. Bana bakar, aynısını yapar işte.

Abdestten sonra Abraham Kur’an’ı eline aldı ve uzun uzun inceledi.

—Murat, burdaki yazı farklı olmak. Hangi dil bu?

—Kur’an-ı Kerim Arapçadır. Nasıl denir İngilizcede? Arabic yani.

—Peki sen Arabic okuyabilmek?

—Şeyy… Ben daha öğrenemedim Kur’an okumayı. Yazları camiye gidiyorum öğrenmek için de daha geçemedim Kur’an okumaya.

—Ama ben bizim İncil’i okumak.

—İyi de koçum, sizin İncil sizin dilinizde. Türkçe Kur’an olsa ben de okurum.

—Ama bak sayfanın yanında Türkçe yazmak.

—Aaa evet, Türkçe mealli Kur’an’mış bu.

—Sen hiç Kur’an’ın Türkçesini okumadın mı Murat?

Al sana bir soru daha… Ne cevap vereceğim şimdi? Okumadım desem nasıl Müslümansın diyecek.

—Okumaz olur muyum? Okudum da azıcık okudum.

—Ben İncil’in tamamını okuyup bitirmek Murat. Ya… Bence sen de Kur’an’ı okuyup bitirmeli.

Resmen bir Hristiyan tarafından kendi dinimi öğrenmeye davet ediliyordum. Utanç verici bir durumdu bu. Abraham ve ailesi ne kadar dinlerine bağlı idi. Biz ise Müslümanız demekten başka bir şey yapmıyorduk.

Yan odada bizi dinleyen annem konuştuklarımızı duymuş. Akşam babam gelince ona da anlattık bugünkü yaşadıklarımızı. Bize ders olmuştu Abraham’ın sözleri. Bundan sonra hayatımızda bazı değişiklikler yapmamız gerektiğini anladık. Dinimizi yaşamayı çok ihmal etmiştik. Bugünden tezi yok namaz kılmaya ve dinimizi yaşamaya başlayacaktık. Başladık da.

Ertesi gün babam, Abraham ve ben camiye gidip namaz kıldık. Hem de 5 vakit. Hele sabah namazına kalkışımız yok mu? Herkes uyurken kalkıp abdest almak ve camiye gitmek o kadar huzur verdi ki bize. Abraham’ın heyecanı ve mutluluğu gözlerinden okunuyordu. Onunla sabah namazına gidişimizi hiç unutmayacağım. İkimiz için de bir ilkti bu. Hatta babam için de bir ilkti. İlkler özeldir, unutulmaz…

Abraham burda olduğu süre boyunca tüm namazlarımızı camide kıldık. Bir Hristiyan olmasına rağmen bizimle camiye gitmek çok hoşuna gidiyordu. İmam Efendi de çok sevmişti Abraham’ı. Her gidişimizde ikimize de küçük hediyeler veriyordu. Kur’an öğrenmeye de başladık hocadan. Kısa sürede Kur’an harflerini öğrendi Abraham. Fakat bu tatlı birlikteliğin sonu çabucak gelmişti.

Veda vaktiydi artık. Uzun uzun sarıldık Abraham’la. Ağlamamak için ikimiz de kendimizi zor tutuyorduk ama ben dayanamadım açıverdim muslukları. Ben ağlayınca Abraham da dayanamadı ağladı. Ama yakın zamanda tekrar görüşecektik. Misafir olma sırası bizdeydi artık. Bir ay sonra sınıfçak Kanada’ya gidecektik. Vedalaştık.

—Teşekkür ederim Abraham. Hayatımda çok şeyi değiştirdin. İyi ki seni tanımışım.

Yazan: Bekir Salih KORKMAZ

Hikayenin devamı olan “Kanada Yolculuğumuz” adlı hikayeyi okumak için tıklayınız.

Cevap yaz