İNEK ÇOBANININ AKILLI KIZI, Bir zamanlar padişahın biri halka sertten daha sert, güçlüden daha güçlü, tatlıdan daha tatlı nedir, diye sorar.

Padişah bu sorulara cevap verebilenlere çok büyük hediyeler vermeye söz verir.

Padişahın vezirlerinden biri:

-Demir her şeyden serttir padişahım, aslan herkesten güçlüdür, şeker her  şeyden tatlıdır, der.

Bu vezirin haricinde padişaha pek çok adam gelip bu soruların cevaplarını kendilerince verirler. Fakat padişah kimsenin söylediğine ikna olmaz. Artık bu haber hemen hemen herkese dağılır.

Uzak köylerin birinde oturan bir inek çobanı da padişahın bu sorusunu işitir ve gelip ailesine söyler. O inek çobanının 16-17 yaşlarında bir güzel kızı varmış. Bu kız padişahın sorusunu işitir işitmez babasına:

-Babacığım, ben bu sorulara cevap vereyim, fakat siz padişaha gidip söylediğinizde, padişah bunu kimden öğrendin diye sorarsa, benim söylediğimi söylemeyin, kendim düşünüp buldum deyin, der.

Babası:
-Peki padişah kabul eder mi, kızım, deyince kızı:
-Kabul eder, yeter ki siz benim söylediğimi söylemeyin, der.

İnek çobanı, kızının söylediğine razı olarak
-Haydi, söyle bakalım, der.

Kızı cevaplarını söylemeye başlar:

-Dünyada güçlüden daha güçlü yeldir, sertten daha sert at tırnağıdır, tatlıdan daha tatlı dildir, der.

Babası bunları öğrenip padişaha gider, izin alıp padişahın yanına girer ve:
-Padişahım emrederseniz sizin sorularınıza cevap vereyim der.

Padişah:
-Hani söyle inek çobanı, diye izin verir.
-Padişahım, dünyada güçlüden daha güçlü yeldir, sertten daha sert atın tırnağıdır, tatlıdan daha tatlı dildir, der.

Padişah bu cevaplarla ikna olup, inek çobanından:
-Bu cevapları sana kim öğretti, sen bunları nereden öğrendin, diye sorar.

İnek çobanı kendinin bildiğini, kendisinin düşünerek bulduğunu, hiç kimsenin öğretmediğini söyler.

Fakat padişah ona hemen inanmak istemez ve “Eğer doğrusunu söylersen sana altın veririm.” der. Yaşlı adam, padişahın baskılarına dayanamaz ve işin doğrusunu açıklamaya karar verir.

-Doğrusunu söylemek gerekirse, bunu bana kızım söyledi, der.

Padişah inek çobanına bir torba altın verir ve kızını getirmesini emreder, inek çobanı evine dönüp, kızına padişahın emrini bildirir. Fakat kızı gitmeye razı olmaz.

İnek çobanı padişaha gider, kızının gelmek istemediğini söyler. Padişah kıza vezirini gönderir. Onun maksadı bu akıllı kızı kendine eş olarak almakmış.

Vezir inek çobanının evine geldikten sonra kıza:
-Kızım, seni padişah kendine eş olarak almak istiyor, sen çok mutlu olacaksın, böyle bir şans herkesin eline geçmez. Sen padişaha gitmelisin. Padişahı reddetmek olmaz, sen şüphesiz bu işe razı olursun, der.

Kız:
-Çok iyi, fakat benim de padişahtan istediklerim var. Eğer padişah benim istediklerimi yerine getirirse, ben de ona varmaya razı olurum, der.

Vezir:
-Ne gibi isteklerin var, kızım der.

Kız:
-Padişaha gidince ona söyleyin, o bana on beş çocuk, yirmi delikanlı, otuz deli, kırk akıllı, elli koyun, altmış sopa, yetmiş tavuk, seksen sığır, doksan ördek,
yüz yumurta versin. İşte benim ondan istediklerim bun lar, der.

Vezir:
-Eh kızım, bunu yerine getirmek kolay, diye oradan çıkıp gider. Padişaha gidip kızın isteklerini söyler. Padişah bu isteklerin anlamını anlar. O, inek  obanın kızına sinirlenir, vezire de her hangi bir karşılık vermez.

Vezir padişah yanından ayrıldıktan sonra da padişahın bir emri olur diye bekler ama padişah hiçbir karşılık vermez. Vezir bu durumdan rahatsız olur ve bir daha padişahın yanma gider.

-Padişahım siz bu şeyleri bulmanın çaresini bulamıyor musunuz yoksa?’, bunları bulmak öyle çok zor değil, ben bunu üstleneyim, der.

Padişah buna karşılık:
-Sen gerçekten bu şeylerin anlamlarını çözdün mü, diye vezirine kızar.

Vezir:
-Bu kelimelerin anlamlan o kadar çok zor değil galiba padişahım, der.

Padişah:
-Sen otur da dinle, anlarsın, der. Vezir oturup padişahı dinler.

Padişah:
-On beş çocuk dediği, on beş yaşında çocuktun; yirmi delikanlı dediği, yirmi yaşında delikanlıydın; otuz deli dediği, otuz yaşında delikanlı idin; kırk akıllı dediği, kırk yaşında akıl baliğ oldun; elli koyun dediği, elli yaşında koyun gibi mülâyimleştin; altmış sopa dediği, altmış yaşında sopayı eline aldın; yetmiş tavuk dediği, yetmiş yaşında tavuk kadar takatin olacak; seksen sığır
dediği, seksen yaşında sığır gibi aptallaşacaksın; doksan ördek dediği, doksan yaşında ördek gibi kepek yiyeceksin; yüz yumurta dediği, yüz yaşında yumurta
gibi çabuk kaybolacaksın demektir. İşte o benimle evlenmeyi istemiyor, der.

Padişah bu sözleri söyler söylemez tekrar kaşlarım çatar ve vezirine hitaben:-Gördün mü, bu kadar aşağılamayı kabak baş, sen şimdi bu sözlerin manalarını kavradın mı? Senin bu sözlerin anlamlarını çoktan anlaman gerekti. Senin onların manalarını kavrayıp, o kızın cezasını o saatte
vermen gerekti. Ben bu sözlere artık tahammül edemiyorum, git o kızı al getir. Ben onun cezasını kendim vereyim, diyerek, vezire kızı zorla getirmesini emreder.

AKILLI KİRPİ İLE KURNAZ TİLKİ

You may also like

Salur Kazanın Evinin Yağmanlandığı Destanı

KIRIK KELLE KOPARTAN

KIRIK KELLE KOPARTAN, Köyün birinde bir fukara varmış… Kendi kendine düşünürmüş… Ben bu fukaralıktan nasıl ...
TURNA BABA

TURNA BABA

TURNA BABA, Bir zamanlar varmış, bir zamanlar yokmuş, bir köyde fakir bir adam varmış. Bu ...

Comments

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.