İkinci Şeyhin Öyküsü

binbir gece masalları

İkinci Şeyhin Öyküsü

Bil ki, ey ecinni, şahların efendisi, bu iki köpek benim kardeşlerimdi.

Babamız ölünce, bize miras olarak üç bin dinar bıraktı.

Ben, hisseme düşenle, alışverişe koyulduğum bir dükkân açtım.

Kardeşlerimden biri ticaret yapmak üzere geziye çıktı; kervanlara katılarak bir sene kadar bizden uzakta kaldı.

Döndüğü  zaman elinde avcunda hiçbir şey kalmamıştı.

Ona dedim ki, “Kardeşim, ben bu geziye çıkmamanı salık vermiştim sana.”

Ağlamaya başladı ve: “Kardeşim” dedi; “Kudretli ve yüce olan Tanrı, bunun böyle olmasını istedi.

Artık sözlerin bana hiçbir yararı yok; çünkü hiçbir varlığım kalmadı.”

Bunun üzerine onu dükkâna götürdüm; sonra da hamama gittik; onu en iyi cinsten bir esvapla donattım.

Sonra da oturup birlikte yemek yedik.

Ona, “Kardeşim, sana kazancımın geçen yıldan bu yıla hesabını çıkarayım ve sermayeye dokunmaksızın, bu kazancı seninle paylaşalım!” dedim.

Hesaplanınca o yıl bin dinar kâr sağladığımı gördüm.

Kudretli ve Yüce Tanrı’ya hamdettim; en yoğun neşeyle keyiflendim.

Sonra kazancı iki eşit parçaya bölerek kardeşimle paylaştım.

Ama, kardeşlerim, yeniden ayrılmayı kararlaştırdılar; benim de onlarla birlikte gitmemi istiyorlardı.

Ancak ben bunu asla kabul etmedim ve onlara, “Geziye çıkmakla sanki ne kazandınız da, beni size öykünmeye zorluyorsunuz” deyince bana sitem ettiler; ancak sonuç alamadılar; çünkü onlara uymadım.

Böylece, her birimiz kendi dükkânlarımızda bütün bir yıl alışverişle uğraştık.

“Fakat onlar yeniden bana gezi önerisinde bulundular; ben yine onlara uymadım.

Bu böyle tam altı yıl sürdü.

Sonunda kentten ayrılmak bakımından onlara uymak durumunda kaldım ve onlara, “Kardeşlerim, elimizde kalan parayı sayalım!” dedim; saydık ve tüm paramızın altı bin dinar olduğunu gördük.

Bunun üzerine kendilerine, “Bunun yarısını toprağa gömelim!

Başımıza bir felaket gelirse, kullanabilmek için…

Her birimiz ticaret yapmak üzere biner dinar alalım!” dedim;

“Allah görüşünü bağışlasın!” dediler.

Bunun üzerine parayı aldım; iki eşit parçaya böldüm.

Üç bin dinarı gömdüm; geri kalan üç bin dinarı aramızda eşit olarak dağıttım: her birimize biner dinar düşecek şekilde…

Sonra her birimiz çeşitli mallar satın alarak bir gemi kiralayıp tüm mallarımızı içine taşıttık ve yola koyulduk.

Yolculuk tam bir ay sürdü; bu sürenin sonunda bir kente ulaşıp burada mallarımızı sattık.

Her bir dinara karşılık on dinar kâr sağladık.

Sonra bu kentten ayrıldık.

Denizin kıyısına ulaştığımızda, orada eski ve yıpranmış giysiler içinde bir kadın gördük.

Kadın benim yanıma yaklaştı, elimi öperek, “Efendim, yardım edip beni kurtarır mısınız?

Ben size elbet bunun karşılığını öderim” dedi.

“Kuşkusuz yardım edip seni kurtarırım.

Ama karşılığını ödemek zorunda olduğunu düşünme!” dedim.

Bana, “Öyleyse benimle evlenin!

Beni kendi ülkenize götürün!

Size tüm varlığımı adayayım!

Bunu benden esirgemeyin!

Ben minnettarlığın ve iyiliğin ne olduğunu bilenlerdenim.

Benim fakir görünüşümden de utanmayın!” dedi.

Bu sözleri duyunca, ona taa içimden bir acıma duydum; zira kudretli ve Yüce Tanrı’nın iradesine karşı durmak mümkün değildir.

Onu yanıma aldım; zengin elbiseler giydirdim ve gemide altına şahane halılar serdim.

Ona tam ve yürekten; ve de incelikli bir karşılamada bulunmamdan sonra yola koyulduk.

Yüreğim onu büyük bir aşkla sevdi; ve o andan itibaren gece ve gündüz hiç yanımdan ayırmadım; kardeşlerimin arasında, sadece ben, onunla ilgileniyordum.

Bu yüzden kardeşlerim beni kıskandılar; benim zenginliğime ve mallarımın üstün niteliğine de imreniyorlardı; bende olan her şeye aç gözlülükle bakıyorlar; benim ölümümü ve paramı ele geçirmeyi düşünüyorlardı: Çünkü, Şeytan davranışlarını, onlara en güzel renkler içinde gösteriyordu.

Bir gün karımın yanında uyurken, bize yaklaşıp ikimizi de alarak denize attılar; karım suda uyandı; bir çırpıda değişip ifrite dönüştü.

Beni omzuna aldı ve bir adaya götürüp bıraktı.

Sonra bütün gece gözden kayboldu; sabahleyin dönüp bana,

“Beni tanımadın mı?

Senin karınım, ben. Yüce Tanrı’nın izniyle seni ölümden kurtarıp buraya getirdim.

Çünkü, bil ki ben bir ecinniyeyim.

Gördüğüm andan beri gönlüm sevdi; sadece Allah böyle istediği için; ve ben Allah’a ve koruyup kutsadığı peygamberine inanırım.

Fukara kılığında senin yanına geldiğim halde, yine de benimle evlenmek istedin.

O zaman, ben de karşılık olarak, seni sudan çıkarıp ölümden kurtardım.

Kardeşlerine gelince, onlara çok kızdım; kuşkusuz onları öldürmem gerek!” dedi.

Bu sözleri duyunca, çok şaşırdım; yaptığına teşekkür ettim; ve ona “Kardeşlerimin yok edilmesine gelince, gerçekten buna gerek yok!” dedim.

Sonra ona, başından sonuna kadar, kardeşlerimle aramızda olup bitenleri anlattım.

Sözlerimi duyunca, bana “Ben bu gece onların yanına uçacağım ve gemilerini batıracağım.

Ölüp gitsinler!” dedi.

Ona, “Allah aşkına, sakın bunu yapma!

Zira atasözü, ‘Ey layık olmayan kimseye yardım eden!

Bil ki, suçlu, işlediği suçuyla zaten yeterince cezalandırılmıştır’ der.

Sonra, ne de olsa onlar benim kardeşlerimdir” dedim.

Bana, “Mutlaka onları öldürmem gerek!” dedi.

Boşuna hoşgörüsüne sığındım.

Sonra beni omuzlarına aldı, uçtu ve evimin taraçasına bıraktı.

Evimin kapılarını açtım; üç bin dinarı sakladıkları yerden çıkardım ve gerekli iş ve adet hükmündeki hatır ziyaretlerini yaptıktan sonra dükkânımı açtım; yeniden mal satın aldım.

Akşam olunca dükkânımı kapadım; eve dönünce bir köşeye bağlanmış bu iki köpeği gördüm.

Beni görünce, ayağa kalkıp ağlamaya, giysilerime sürtünmeye başladılar; o anda karım koşarak geldi ve, “Bunlar senin kardeşlerin!” dedi.

Ona, “Ama kim bunları bu hale sokmuş?” diye sordum,

“Ben! Büyü alanında benden daha bilgili olan kız kardeşime rica ettim; o da bunları on sene geçmeden kurtulmamak üzere, bu hale soktu” dedi.

”İşte ey kudretli ecinni, bundan dolayı buraya geldim; artık on sene dolduğu için baldızımı bulup onları kurtarmasını dileyeceğim.

Buraya ulaştığımda şu iyi yürekli genci gördüm; serüvenini öğrendim; onunla aranızda olup biteceği görmeden de bir yere gitmek istemedim.

Benim öyküm de böyle!” deyip sözünü bitirmiş.

Ecinni, “Bu gerçekten şaşırtıcı bir öykü; cinayeti karşılayacak cezanın üçte birini daha affediyorum” demiş.

Bunu izleyerek katırın sahibi olan üçüncü şeyh öne çıkmış ve ecinniye, “Ben sana bu ikisininkinden de harika bir öykü anlatacağım” demiş;

“Sen de bana, karşılığında, cinayetin geri kalan kan bedelini bağışlayacaksın!”

Ecinni, “Peki, öyle olsun!” diye yanıt vermiş.

Ve üçüncü şeyh anlatmaya başlamış:

Üçüncü Şeyhin Öyküsü

One Comment

Leave a Reply