İki Kafadarın Ödev Macerası

Seviye: 10-14 yaş

Ah şu pazartesiler yok mu… O kadar zor oluyor ki 2 günlük tatilden sonra sabahın erken vaktinde kalkmak ve okula gelmek…

İstiklal marşı için sıra olduk. Herkes mi pazartesi sendromu yaşar arkadaş… Bir baktım sıradaki herkes ya esniyor ya da gözlerini ovuşturuyor. Demek ki yalnız değilim. Neyse ki ilk 2 dersimiz din kültürü öğretmenimiz Macit Hoca’nın dersi. O bizi uyandırmasını bilir. Dersi o kadar etkili işler ki uyumak ne mümkün… Can kulağı ile dinler, gözümüzü dört açarak dersi takip ederiz.

Macit Hoca ikinci dersin sonunda namazın insana kazandırdıkları ile ilgili kütüphanede araştırma yapmamızı ve özet çıkarmamızı, bunun performans ödevi olacağını ve not vereceğini söyledi.

Hakkı yine devreye girdi:

“Hocam kütüphane de nerden çıktı ya? İnternetten bakıvereydik.”

Macit Hoca hafif gülümser gibi yaptı ve:

“Evet Hakkı, doğru söylüyorsun. İnternet varken kitap karıştırmaya ne gerek var değil mi?” dedi alaycı bir ses tonuyla ve devam etti:

“Çocuklar internet büyük bir nimet. Fakat hiçbir şey kitabın yerini alamaz. Kitaba dokunarak, sayfaları arasında gezinerek, altlarını çizerek öğrendiğiniz bilgiler internetten öğrendiklerinizden daha kalıcıdır. Bilgisayar ekranı ve internet sayfaları insanın dikkatini dağıtır, etkili öğrenmeyi zorlaştırır. Aynı bilgiler internette de var ama ben bu kez kütüphaneye gidip araştırma yapmanızı istiyorum. Aranızda Hakkı gibi hiç kütüphane yüzü görmemiş arkadaşlarımız var. Onlar için de kütüphaneyi ziyaret etme fırsatı olur. Değil mi Hakkı?”

Hakkı kendisini çok iyi tanıyan öğretmenine hak verdi ve gülümsedi:

“Doğru diyorsunuz hocam. Hiç gitmedim.” dedi.

Muzip Mehmet araya girdi:

“Hocam bence Hakkı’nın kütüphaneye gittiği gün biz de gidelim ve o tarihi ana şahitlik edelim. Böyle tarihi anlar bir daha yaşanmaz. Tarihi de bir kenara not edelim ki her yıl kutlamasını yapalım.” dedi.

Hocamız ve Hakkı dâhil bütün sınıf kahkahalarla gülüyordu. Hakkı kendiyle barışık bir arkadaştı, alınmazdı böyle şakalara.

Macit Hoca devam etti:

“Evinizde kaynak kitapları olabilir. Amacımız kütüphaneye gidip farklı kaynakları tanımak ve onlardan yararlanmak. O yüzden evinizdeki kitaplardan yararlanmak yok. Güzelce çizgisiz kâğıda yazıp haftayaki dersimize getiriyorsunuz tamam mı arkadaşlar? Yazı ve sayfa güzelliği ile imla ve noktalama kurallarına uyma, yararlandığınız kaynakları ödevin sonunda yazma ve ödeve kapak hazırlama gibi hususlara dikkat edeceğinizi biliyorsunuz zaten. Haydi bakalım haftaya görüşmek üzere.” dedi ve zil çaldı.

Hakkı ve bendeniz Yusuf biraz haylaz, biraz tembel fakat sıkı arkadaşlarız. Birbirimizi gaza getirme konusunda üstümüze yoktur. Tabi yaramazlık konusunda. Keşke biraz da ders çalışmak için birbirimizi gayretlendirsek. Onu beceremiyoruz işte…

Hafta içi okul, okuldan sonra Hakkı’yla oyun derken ödevi hafta sonuna erteledik. Cumartesi kütüphane açıktı. Fakat cumartesi diğer sınıfla maçımız vardı. Geçen haftaki farklı yenilginin rövanşını alacaktık. Hafta boyu hep Hakkı ve diğer arkadaşlarla bu maçı konuştuk. Kimin nerede duracağı, hangi taktikle oynayacağımız hepsi belliydi. Şimdi maç varken kütüphaneye mi gidilirdi?

Hakkı, “Maçtan sonra giderim ben.” dedi. Benimse aklıma başka bir çözüm geldi. Kız kardeşim Zeynep benim yerime gidip ödevi hazırlayabilirdi. Hem yazısı da güzeldi. Bunun karşılığında ben de ona ne zamandır istediği kalemliği alırdım ve böylece ikimiz de bu alışverişten memnun olurduk.

Hemen Zeynep’e anlaşmayı söyledim. Biraz düşündü ve kabul etti. Normalde kabul etmezdi ama kalemliği çok istiyordu. Sonunda bu sorunu çözmüştüm. Sırada diğer sınıfı yenmek vardı.

Maç başladı ve onları resmen darmadağın ettik. Tam 7 gol farkla yenmiştik. Maçtan sonra galibiyetimizi uzun uzun kutladık, attığımız golleri ballandıra ballandıra birbirimize anlattık.

Maçtan sonra herkes sevinçle evine gitti. Hakkı maçta sakatlandığı için aksayarak yürüyordu ama o da mutluydu. Pazartesi sabahına kadar da görüşmedik kendisiyle. Ödevim de hazırdı. Benden mutlusu yoktu.

Pazartesi istiklal marşından sonra Hakkı endişeli bir yüz ifadesiyle yanıma geldi.

“Bittim ben Yusuf, bittim” dedi.

“Ne oldu Hakkı, hayrola?”

“Maçta sakatlanınca cumartesi kütüphaneye gidemedim. Belki açıktır diye pazar günü gittim ama kapalıydı. Evde ödevi hazırlayabileceğim bir kitap da bulamadım. Ne yapacağız? Ödevi hazırlayamadım ben.”

Şu an için yapacak bir şey yoktu. Dersin başlamasına 10 dakika vardı. Benimkinden yazsa 10 dakikada yazıp bitiremezdi ödevi. Bir çözüm bulmamız gerekiyordu.

Sonunda buldum. Kafam zehir gibi çalışıyordu yine. Hemen okul kütüphanesine gidip benim ödevi fotokopi çektirdik. Oracıkta Hakkı’ya ödev kapağı da hazırladık. Fotokopi olduğu hiç belli olmuyordu.

Ders başlayınca Macit hoca önce ödevleri topladı. Sonra da her zamanki heyecanıyla konuyu anlatmaya başladı. Tabi anlatırken zaman zaman konuyla alakalı sorular da soruyordu. Tüm arkadaşlar ödevi yapıp konuya çalıştıkları için soruları cevaplamada zorlanmadılar. Allah’tan bize soru sormadı Macit Hoca.

Yine bir hafta bitmiş hafta sonu gelmişti. Macit Hoca ödevleri okuyup notları e-okula girdiğine dair mesaj atmış. Hemen heyecanla e-okula girdiğimde din kültürü dersi performans ödevinin notu sıfır yazıyordu. Yazının güzelliğinden ödevi benim yazmadığımı anlamıştı Macit Hoca. Hemen Hakkı’yı aradım. Macit Hoca ona da sıfır yazmıştı. Görünen o ki yaptığımız sahtekârlık elimizde patlamıştı.

Pazartesi okula gitmek istemiyordum. Hocamın yüzüne nasıl bakacaktım. Ne kadar nazlansam, hastayım, uykum var desem de annem dinlemedi ve beni okula gönderdi. Hakkı da gelmişti. Hiç konuşmadan sınıfa girdik. İkimizin de yüzünden düşen bin parça idi.

Macit Hoca sınıfa geldiğinde kafamız öne eğik bir şekilde yüzüne bakamadan ayağa kalktık. Sessizce selamını aldık. Pişmanlığımız ve mahcubiyetimiz her halimizden belli oluyordu.

Yoklamayı aldıktan sonra ayağa kalktı, sıraların arasında dolaşırken Hakkı ve bana göz ucuyla baktıktan sonra konuşmaya başladı:

“Arkadaşlar! Biliyorsunuz derslerimde sık sık söylerim. Bize her şeyi bilen insan değil, İYİ İNSAN lazım. Okula gelmemizin gayesi de budur. Peygamberimiz’in hayatını öğrenmedeki amacımız da budur. Onu örnek alıp İYİ İNSAN olmayı ve cennette ona komşu olmayı hedeflemiyorsak öğrendiklerimizin bize hiçbir faydası olmaz. Öğrendiklerimizle Allah’ın rızasını kazanmayı hedeflemiyorsak Kur’an ifadesiyle “Kitap yüklü eşek”ten farkımız olmaz.

İyi insan doğru olur, dürüst olur, verilen görevi lâyıkıyla yapar. Yapamadığında da dürüst bir şekilde yapamadığını ifade eder. Sahtekârlığa kalkışmaz. Çünkü yalancılık ve sahtekârlık bir Müslüman’a yakışmaz. Okula gelirken İYİ İNSAN OLMA hedefiyle gelmenizi, sık sık da bu hedefe ne kadar uygun hareket ettiğinizi düşünmenizi rica ediyorum.”

Söylediği her söz balyoz gibi iniyordu beynimize. Her cümlesinde bize hitap ettiği belliydi. Birazdan herkesin içinde bizi azarlayacak, yaptığımız yanlışı sınıfa duyuracak diye beklerken;

“Açın bakalım kitapları, ünite sonundaki soruları cevaplayalım.” demez mi? Bir anda neye uğradığımızı şaşırdık. Şaşkınlığı üzerimizden atıp kitabı açarken yanımdan geçen Macit Hoca omzuma dokundu ve kulağıma eğilip sessizce;

“Verdiğim ödevi diğer dersimizde masamda istiyorum. Bu kez kendiniz yapıyorsunuz ama. Hakkı’ya da söyle, fotokopi çekmek falan yok. Tamam mı?” dedi gülümseyerek.

Hakkı’yla birbirimize baktık. Bizden mutlusu yoktu artık. Macit Hoca’ya hayranlığımız bir kat daha artmıştı. Yaşadığımız bu olay da bize büyük bir ders olmuştu.

Yazan: Bekir Salih KORKMAZ

Cevap yaz