Sevgi Ağacı

Gül Yağı

Zamanın birinde zengin bir tüccar yaşarmış.

Bu tüccar dünyanın dört bir yanından güzel kokular getirip bunları dükkânında satarmış.

Öyle güzel kokular ki, daha çarşıya girmeden hissedilir, insanlar ne olduğunu anlayamadan kendilerini bu adamın dükkânında bulurlarmış.

Rengârenk şişelerde çeşit çeşit kokuyu görünce de almadan çıkamazlarmış.

Tüccar, kokularından alan her müşterisine küçük bir şişe de gül yağı verir, “Bu da anneye hediyemiz efendim, bizden.” dermiş.

Almak istemeyenlere ısrar eder, “Anneniz yoksa başka bir anneye verin, her anne değerlidir.” dermiş.

Bu tüccarın biraz tembel, biraz da aç gözlü genç bir çırağı varmış.

Her sabah kendisini erkenden kaldırıp işe gönderdiği için anasına dünyanın lafını sayar, suratından düşen bin parça dükkâna gelirmiş.

Akşama kadar dükkân içinde koşuşturmaktan yorgun düşer, dağ senin ova benim gezip duran yaşıtlarına imrenirmiş.

Şu “anneye gülyağı” meselesine içten içe kızar, “Bedava dağıtacağına satsa daha çok kazanırdık.” diye dükkân sahibine içerlermiş.

Bir akşam bütün cesaretini toplayıp bu fikrini tüccara da açmış.

Tüccar onu büyük bir sükûnetle dinledikten sonra raftan bir şişe gülyağı almış ve “Bu da annene hediyemiz, bizden.” demiş.

Çırak eve varınca şişeyi annesine uzatıp, “Al ana, bu sana hediye.” deyince, annesi öyle mutlu olmuş ki, oğlunun boynuna sarılıp teşekkür üstüne teşekkür etmiş.

Çırak, annesinin küçük bir hediyeye neden bu kadar sevindiğini anlamaya çalışıyormuş.

Annesini izlerken ne kadar çok koşuşturduğunu fark etmiş.

Tıpkı dükkânda kendisinin koşuşturduğu gibi…

Ne kadar yorulduğunu anlayıp içi sızlamış.

İş yapmaktan ellerinin çatladığını, yüzünün solduğunu ilk defa fark etmiş.

Hemen annesine yardım etmeye başlamış.

Onu mutlu gördükçe yorgunluğu geçiyor, ona yardım ettikçe dinleniyormuş.

Ertesi sabah annesinin ellerini öperek evden ayrılmış.

Yüzünde güller açıyormuş.

Tüccarı kapıda kendisini bekler bulmuş.

Ellerine uzanarak, “Anladım ki efendim, gülyağı hem cilt yaralarına hem gönül yaralarına dermanmış.” demiş.

Kaynak: Diyanet