Geleceğimizi Kurutmayalım

Geleceğimizi Kurutmayalım

Yemyeşil bir yer.

Ağaçlar çeşit çeşit.

Kuşların cıvıldaşmalarına çocuk sesleri eşlik ediyor.

İnsanın hep burada olası geliyor.

Ne kadar güzel bir yer burası, demekten kendini alamıyor.

Ağaçlar arasından akan küçük bir ırmak sanki hayata nefes üflüyor.

Altından ırmaklar akan güzellikler diyarını hatırlatıyor…

Soluklanmak için yapılmış küçük bir baraka var ağaçlar arasında.

Dileyen çayını yudumluyor burada.

Görevli arada bir “Çaylar!” diye bağırıyor.

Duvara tutturulmuş bir kitaplıkta seyrek yerleştirilmiş kitaplar var.

Barakanın arkasındaki yerde ağaçtan eser yok.

Çölleşmiş bir alan… Suyun verdiği serinlik de çocuk sesleri de yok.

Âdeta hayat yok…

Tahta masalarda oturan birkaç kişi var barakanın önünde.

Bunlardan biri yaşlı bir adam.

Beyaz sakalları bakımlı.

Elindeki çayı içmek için titreyen elleriyle arada bir sıkıca kavrıyor…

Bir diğeri gazete okuyor, yanındakiler dinliyor.

Çaycı, açık bıraktığı musluğa aldırış etmiyor, musluktan sular akmaya devam ediyor.

Yaşlı adam,

– Ne güzel oynuyorlar.

Keşke biz de onlar kadar mutlu olsak, kalkıp onlar gibi oynayabilsek, dedi çocukları göstererek.

Yaşlı adamın söyledikleri karşılık bulmadı.

Adam, gazete haberini yüksek sesle okudu:

“Böyle giderse susuzluktan kırılacağız.

Kuraklık ve su kıtlığı geleceğimizi tehdit ediyor.

Geleceğimizin kurumasına izin verilmemeli.”

Yaşlı adam sakalını sıvazlayarak,

– Doğru, dedi. Eliyle ağaçsız alanı gösterdi.

– Buralar hep ağaçtı.

Küçüklüğümde buraya yalnız gelmeye korkardım.

– Ne oldu ağaçlara, diye sordu gazete okuyan adam.

– Ne olacak, kestiler.

Kimisi yakmak için kimisi tarla açmak için kesti.

Şimdi oralar çöl oldu.

– Çocukluğumdan hatırlıyorum, az ötede bir gölet vardı.

Yaşlı adam özlemle o tarafa baktı.

– Çeşit çeşit balıklar vardı orada.

Sonra kurudu.

Çocuklarımız hiç hatırlamıyordur herhâlde.

Emir,

– Eğer damla sulama ya da yağmurlama ile sulasaydınız burada hâlâ su olabilirmiş.

Ama israf etmişsiniz suyu.

Adam, elindeki gazeteyi masanın üzerine yaydı.

Barakanın içinde kitap okuyan oğluna seslendi.

– Bak hele sen, israfı da biliyor!..

Emir,

– Sen şu ilerideki göleti biliyor musun, diye sordu.

– Evet, öğretmenimiz anlatmıştı.

Vahşi sulama ile suyu bitmiş, dedi Emir.

– Şunlara bak! Büyümüşler de küçülmüşler.

Her şeyi biliyorlar.

– İşte o sulamanın faydasından çok zararı olurmuş.

Toprağın ihtiyacından fazla suya gerek yokmuş.

– Vahşi sulama da ne ki, dedi yaşlı adam.

– Tarlalara suyu salıp sabahlara kadar akıtıyorsunuz ya, işte o.

Hayretini gizleyemeyen yaşlı adam

– Doğru, dedi. Ne günlerdi, sabahla kadar su akar dururdu.

– Çaycı amca!

Musluk boşuna akıyor, diyerek musluğu kapattı.

– Başkalarının da hakkı olan suyu boşa akıtmamak gerekir!

Peygamberimiz bir ırmaktan abdest alırken bile israf etmemiş.

Çünkü o suda herkesin hakkı varmış, öğretmenimiz anlattı, dedi.

 

Leave a Reply