2. Seviye: 7-10 Yaş Hikayeler 3. Seviye: 10-14 Yaş Hikayeler Hayvan Sevgisi Hikayeleri

Elif’in Kedisi Pırtık

Küçük Elif, annesi ve babası ile köyün dışında ormana yakın şirin mi şirin bir kulübede yaşıyordu. Evlerinin yanında bir ahırları; ahırda da inekleri, kuzuları, tavukları ve kazları vardı. Tabi bir de atları. Evlerinin önündeki at arabaları tarlaya ve köylerine gitmek için yetiyordu onlara. Köpekleri Tomas her ne kadar evin kedisi Pırtık ile geçinemese de 3 küçük yavrusu ile evi tehlikelerden koruyor, Pırtık ile birlikte Elif’e arkadaşlık ediyordu. Gerçi evlerindeki tüm hayvanlar Elif’in arkadaşıydı. Elif hayvanlarını, hayvanları da Elif’i çok seviyordu.

Elif ve ailesi yakınlarda bulunan birkaç tarla ve evlerinin arkasındaki geniş bahçelerinde çiftçilik yapıyorlar, el emeği alın teri ile mutlu bir şekilde geçinip gidiyorlardı.

Son zamanlarda Elif’in her sabah uyanır uyanmaz ilk işi Pırtık’ı bulmak oluyordu. Çünkü evin kedisi Pırtık hamileydi. Hamileliğinin de son günlerini yaşıyordu. Küçük küçük yavrularımız olacak diye çok heyecanlıydı Elif. Bir an evvel yavruların dünyaya gelmesini bekliyordu. Pırtığa gözü gibi bakıyor, bir an olsun yanından ayırmıyordu.

Elif ile Pırtık’ın bu dostluğu annesini de mutlu ediyordu. Kızını kucağına alıp yanağına bir öpücük kondurduktan sonra “Güzel kızım benim. Seninle gurur duyuyorum. Tıpkı Peygamber Efendimiz gibi sen de hayvanları çok seviyorsun. Biliyor musun, Peygamber Efendimiz’in de bir kedisi vardı.” dedi.

Elif çok şaşırdı. Başını annesinin göğsünden kaldırıp heyecanla sordu: “Gerçekten mi? Peki adı neymiş kedinin?”

“Müezza” dedi annesi.

Elif, içinden tekrar etti Müezza’nın adını. “Ne şanslı bir kedi.” dedi kendi kendine. “Rengi nasılmış peki? Bizim Pırtık’a benziyor muymuş?”

“Evet, aynı bizim Pırtık gibi siyah beyaz tüyleri varmış. Peygamber Efendimiz ashabıyla Uhud Savaşı’na giderken ordunun geçtiği yol üzerinde yavrularını emziren bu kediyi görmüş. Kedi ile yavrularının zarar görmemesi ve korkup kaçmaması için başlarına bir asker görevlendirmiş ve orduyu kedinin etrafından dolandırmış. Savaş dönüşünde de kediyi yavrularıyla beraber Medine’ye getirmiş ve sahiplenmiş. Adını da Müezza koymuş.

Bir gün Müezza Peygamberimiz’in cübbesinin uç kısmında mışıl mışıl uyuyormuş. Peygamberimiz kedisini o kadar çok severmiş ki onu uyandırmaya kıyamamış ve cübbesinin uç kısmını keserek öyle ayağa kalkmış.”

Elif merakla annesinin anlattıklarını dinliyormuş. “Ne kadar güzel bir Peygamberimiz varmış bizim. İnsanları seviyor, hayvanları seviyor. Onu tanıdıkça daha çok seviyorum.”

“Sadece O mu kızım?” demiş annesi. “Onu seven arkadaşları da onun gibi olmaya çalışırlarmış. Onlar da hayvanları çok severler, hiç eziyet etmezlermiş. Hele bir tanesi var ki adı Ebu Hureyre. Ne anlama geliyor biliyor musun? ‘Kedilerin Babası’ demek. Asıl adı ise Abdurrahman. Kendisi çok yoksul olmasına rağmen sokak kedilerini alıp sever, onların karınlarını doyururmuş.

Bir gün sokakta bulduğu yavru bir kediyi severken Peygamberimiz’in geldiğini görünce utanmış ve kediyi gömleğinin içine saklamış. Tabi kedicik doğru durur mu? Başlamış kıpraşmaya. Peygamberimiz merak edip gömleğinin altında ne olduğunu sormuş. Abdurrahman gömleğini açmış. Yavru kediyi göstermiş. Peygamberimiz yavruyu sevmiş, okşamış ve gülümsemiş, o tatlı ses tonuyla ‘Utanma’ demiş, ‘Sen Ebu Hureyresin’ yani kedi babasısın. O günden sonra herkes Abdurrahman’a Ebu Hureyre diye hitap etmeye başlamış.”

Elif, annesinin akşam anlattıklarını düşünerek uykuya daldı. Rüyasında Pırtık ile Müezza’yı neşe içinde oyun oynarken gördü. Yanlarında da 4 küçük yavru vardı. Sabah uyanır uyanmaz yine Pırtık’ın yanına koştu. Yanına vardığında gözlerine inanamadı. Yavrular doğmuştu. Tıpkı rüyasındaki gibi 4 küçük yavru, annelerine sarılmışlar mışıl mışıl uyuyorlardı. Heyecanla hemen anne ve babasına koştu, olanları anlattı. Babası çatıya kediler için güvenli bir yuva yaptı ve kedileri oraya taşıdı. Çok sevinçliydiler. Yavru kedileri sevmeye doyamadılar. Hele Elif saatlerce ayrılmadı kedilerin yanından. Tatlı tatlı uyuyuşlarını seyretmeye doyamıyordu. Yavruların annelerine sarılıp bir yatışları vardı ki görmeye değerdi.

Günler geçtikçe yavrular yavaş yavaş gözlerini açmaya başladılar. Fakat hala çok küçüktüler. Annesiz bir an bile yapamıyorlardı. Böyle olunca anneleri dışarıya çıkamıyordu. Elif de sürekli önüne yiyecek koyup besliyordu kediyi.

Bir gün Elif Pırtık’ın canının sıkıldığını, temiz hava alması gerektiğini düşünüp kediyi dışarı çıkardı. Gerçekten de Pırtık’ın buna ihtiyacı vardı. Bir süre güneşlendi ve yavrularının yanına döndü. Birkaç gün böyle devam etti. Artık canı sıkıldıkça rahatça dışarı çıkıyordu Pırtık.

Bir gün sabah uyandığında Elif Pırtık’ı yavruların yanında bulamadı. Çatıyı aradı taradı fakat yoktu. Hemen bahçeye koştu, bahçede de yoktu. Anne babasına haber verdi. Hep beraber evin ve bahçenin aranmadık köşesini bırakmadılar fakat Pırtık’ı bulamadılar. Birkaç saat beklediler belki döner diye fakat Pırtık yine ortalarda yoktu. Hiç böyle yapmazdı. Yavrular iyice acıkmış minik ağızlarını açmaya başlamışlardı. Annelerini istiyorlardı. Açlık yüzünden iyice halsiz kalmışlardı. “Ya Pırtık dönmezse?”  sorusu Elif ve ailesini çok endişelendiriyordu. Anneleri olmadan bu kediler yaşayamazdı. Saatler geçmesine rağmen hala Pırtık dönmemişti. Neredeyse akşam olmak üzereydi. Dayanamayıp Pırtık’ı aramaya çıktılar.

Babası ata bindi, Elif de yanına Tomas’ı aldı. Ayrılıp tüm ormanı aramaya koyuldular. Annesi ise evde kaldı. Pırtık dönerse haber edecekti onlara. Gün neredeyse batmak üzereydi. Elif’le Tomas bir saattir Pırtık’ı arıyordu ama Pırtık’tan hiçbir iz yoktu. Elif, üzüntüden neredeyse ağlamak üzereydi. Yavru kediler annesiz ne yapardı? Yavruların çaresiz ve bitkin hali gözünün önüne geldikçe ne yapacağını bilemiyor, çaresizce adımlarını hızlandırıp sesini duyar ümidiyle Pırtık’a sesleniyordu.

Derken Tomas bir anda durdu. Dikkat kesilip kulaklarını dikti, burnu ile havayı kokladı ve havlayarak hızlıca koşmaya başladı. Elif sevinmişti. Herhalde Pırtık’ın izini bulmuştu Tomas. O da koştu Tomas’ın peşinden.

Tomas geniş bir çukurun başında durmuş, durmadan havlıyordu. Elif çukura baktığında Pırtık’ı gördü. Evet ordaydı. Çukura düşmüş, çaresizce bekliyordu. Açlıktan halsiz düşmüştü. Elif’i görünce miyavlamaya başladı. Saatlerdir çukurda mahsur kaldığı her halinden belliydi.

Elif, çukura baktı, boyundan büyük bir çukurdu. Pırtık’ı çıkarabilirim belki diye düşündü. Eğilip kediyi almak isterken dengesini kaybedip o da çukura yuvarlandı. Artık ikisi de çukurda mahsur kalmıştı. Çaresizce beklemeye başladılar. Tomas, çukurun başında durmadan havlıyordu. Babası Tomas’ın havlamalarını duyunca bir şeyler olduğunu anladı ve atını dörtnala sesin geldiği yöne sürdü. Tomas, sahibi gelince havlamayı kesti. Kuyruk sallayarak adeta çukura işaret etti. Babası çukura eğilip baktığında kızını ve kucağında yatan Pırtık’ı gördü. Kızının durumu iyi görünüyordu.  Pırtık ise çok halsizdi. Hemen ikisini de çukurdan çıkarıp atının arkasına bindirdi. Dörtnala evlerine doğru yola çıktılar.

Evleri görünmüştü. Annesi kapıda endişe ile ve dualar ederek onları bekliyordu. Gelenleri görünce çok sevindi. Allah’a şükretti.

Hemen Pırtık’ı yavrularının yanına götürdüler. Önüne yiyecek koydular. Çok açtı, önüne konanları çabucak yedi. Yavrularının yanına uzanıp onları emzirirken halsizlikten uyuyakaldı. Saatlerce yavrularıyla birbirlerine sarılıp uyudular. Elif ve ailesi de dakikalarca başlarında bekleyip uyuyan kedileri seyrettiler. Kedilerin kavuşmasına çok sevindiler.

Yazan: Bekir Salih KORKMAZ

Cevap yaz