Dori ve Asası, Bir varmış bir yokmuş. Buzlar Ülkesinde, yedi yaşında, Dori
isminde akıllı mı akıllı, meraklı mı meraklı bir kız varmış. Saçları upuzun ve kızıl renkteymiş, yüzünde çilleri varmış.

Dori bir gün ülkenin sonundaki ormanı görmek istemiş. Çok sevdiği, kırmızı yünlü pelerinini giymiş. Tek boynuzlu uçan atı Pegasus’un üzerine binerek yolculuğa çıkmış. Bulutların üzerinden uçmuşlar ve güneş batarken ormana varmışlar. Pegasus otlanırken Dori de etrafta dolaşmaya başlamış. Koca bir ağacı incelerken orada bir peri ile karşılaşmış. Dori şaşkınlıkla bakmış periye.

Peri, “Merhaba Dori, anneni çok severim, bana zor zamanlarımda yardımcı olmuştu. Madem seninle tanıştık, bu da benden sana hediye olsun” demiş ve Dori’ye bir asa vermiş. Bu asa ile Dori istediği yere gidebilirmiş ya da isteği bir şeyi başka bir şeye dönüştürebilirmiş. Asasını yere vurarak gitmek istediği
yeri ya da istediği şeyi üç kere söylemesi yeterliymiş.

Dori, Peri’ye veda etmiş ve “Ejderhalar Ülkesi, Ejderhalar Ülkesi, Ejderhalar Ülkesi!” diye bağırmış, asasıyla yere vurarak. Bir anda kendisini Ejderhalar Ülkesinde, kayalıklı bir tepede bulmuş. Dori’yi gören ejderhalar merakla etrafını sarıvermiş. Mavi, kırmızı, sarı, beyaz ve siyah renkli, sayıları ona yakın ejderha varmış. Hatta beyaz olan bir tanesinin üzerinde siyah noktalar varmış. “Uzaktan görsem onu zebra zannedebilirdim, olsa olsa adı Noktalı Ejderha olurdu” diye düşünmüş. Başta korkmuş ama sonra onlardan korkmasına gerek olmadığını anlamış. Onlar da merakla Dori’ye bakıyorlarmış sadece.

Ejderhaların yanından geçerek yürümeye başlamış. Yürümüş, yürümüş karşısına bir şato çıkmış. Kapıyı çalmış ve beklemiş. Biraz sonra şatonun kapısı açılmış ve bir prenses görmüş. Karşısındaki prenses tıpkı Pamuk Prenses gibi çok güzelmiş. Upuzun saçları, altın renkli bir de elbisesi varmış.
Güzel prenses gülümsemiş ve bir fincan sıcak çikolata içmesi için onu içeriye davet etmiş. “Seni gördüğüme çok sevindim, uzun zamandır hiç ziyaretçim olmadı” demiş. Prenses zili çalmış ve bir ejderha girmiş içeri. Prenses, “Konuğumuza sıcak çikolata ve kurabiye ikram edelim” demiş ejderhaya. Dori çok şaşırmış, ejderhayı görünce. Ejderha, “Seve seve…” demiş ve mutfaktan
süt ve kurabiye getirmiş.

Dori sütünü içip kurabiyesini yerken dışarıda fırtına çıkmış. Ardından sesi taaa denizler ülkesinden duyulabilecek kadar şiddetli bir şimşek çakmış. Aniden salonun ortasında bir canavar belirmiş. Canavar uzun mu uzun boylu, iri cüsseli bir devmiş.

Anlaşılmayan kelimeler çıkararak elini, kolunu havaya kaldırarak bağırıp duruyormuş. Dori asasını almış. “Tavşan, tavşan, tavşan!” diye bağırmış,
asasını yere vurarak. Dev birden kaybolmuş ve zıp zıp zıplayan şirin, sevimli bir tavşan çıkmış ortaya, ağzında da havucuyla.

Dori korku ve heyecanla salonda koşturmaya başlamış. “Benim eve dönmem lazım” diyormuş. Sonra prensesin masasının üzerinde duran kar küresini görmüş. Kar küresinin içinde yaşadığı Buzlar Ülkesinin minyatürü varmış. Hemen asasını yere vurarak, “Kar küresi, kar küresi, kar küresi…” demiş ve kendini bir anda kar küresinin içinde bulmuş.

Kar küresinin içindeyken çam ağacından düşen bir kar tanesine binmiş ve asasına vurarak evine dönmeyi dilemiş. Kendini bir anda uçan atı Pegasus’u bıraktığı ormanda bulmuş. Kucağında Tavşan, tavşanın ağzında havucu ve yanında Noktalı Ejderhayla beraber. Koşmuş ve Pegasus’a sarılmış. Tavşanı kucağına alıp Pegasus’a binmiş. Pegasus ve Noktalı Ejderha uçarak hep
birlikte şatoya dönmüşler.

O günden sonra tavşanı, ejderhası ve atıyla birlikte sonsuza dek mutlu bir şekilde yaşamışlar. Gökten üç elma da bu masalı dinleyenlerin başına düşmüş

Fatma Emirza Adıgüzel

KEREM VE SİHİRLİ BAYKUŞ

You may also like

Comments

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.