Denize Yolculuk, Küçük su damlası, pamuk şekerine benzeyen bulutu ve arkadaşlarıyla birlikte mutlu mesut gökyüzünde yaşarmış. Arkadaşlarıyla
ve bulutuyla oradan oraya zıplamayı çok severmiş. Küçük su damlası, bir bulutta ayağı kayıp “Hooop!” diye yeryüzüne düşer gibi olduğunda, diğer bulutlar hemen koşup onu yakalarmış.

Ne zaman bir fırtına kopacak olsa, henüz küçük olduğu için bulutlar
onun elinden tutarlarmış. Birbirlerine sıkı sıkı sarılarak hep birlikte fırtınanın dinmesini beklerlermiş. Bazen de bu fırtınalar sayesinde küçük su damlaları büyüdüklerinde yağmurla kaydıraktan kayar gibi aşağı iner, yeryüzünde uzun bir maceraya çıkarlarmış. Yeryüzünde öğrenmeleri gereken her şeyi  öğrendikten sonra da tekrar dostlarının ve bulutların yanına dönerlermiş.
Bu yolculukları sonsuza kadar bu şekilde sürüp gidermiş.

Aslında her küçük su damlası, güneş herkesi selamlamaya çıktığında yeryüzüne bakarmış. Afrika’nın devasa ormanlarında koşturan zürafaları, çocukların doğum günü partilerini, okyanuslardaki yunusların danslarını, leyleklerin upuzun yolculuklarını, kuşların şarkılarını ve daha birçok şeyi yukarıdan merakla izlerlermiş. O sırada bulutlar nerenin üzerinden geçerse
oraya inerlermiş. O yüzden bu yolculukların her biri bambaşkaymış.

Ama ne kadar merak etseler de, onları ne kadar heyecanlı bir yolculuk beklese de, bazı küçük su damlaları ilk inişleri konusunda kendilerini hiç mi hiç hazır hissetmezlermiş. Tıpkı bizim küçük su damlamız gibi. Bulutlara, “Evet, aşağısı çok güzel görünüyor ve herkes orada ama ben burada kalsam ve hiç inmesem,
beni saklar mısınız?” diye sorarmış. Onlar da, “Senden önce büyük su damlaları da hep yeryüzüne iner, döndüklerinde uzun uzun hikayeler anlatırlardı. Yepyeni arkadaşlar edinmiş, içinde yaşadığımız boncuk dünyamızla, hayvanlarla ve insanlarla tanışmış ve birbirinden farklı şeyler öğrenmişlerdi. Sen de bol bol eğleneceksin” derlermiş.

Günler, haftalar, aylar geçmiş ve sonbahar mevsimi gelmiş çatmış. Su damlamız büyümüş, büyümüş ve artık bulut onu taşıyamaz hale gelmiş. Ama su damlası hâlâ aşağı inmek istemiyormuş; yeryüzünde olmaktan çok korkuyormuş. Yağmurlu bir günde, birden “Fışııırt!” diye ayağı kaymış ve kendini aniden denizde buluvermiş.

Su damlası nerede olduğunu anlayamamış. Her yer çok karanlıkmış. Aslında karanlık olmasının sebebi akşam olması diye düşünmüş. “Ohhh, sabah tekrar güneş açar nasıl olsa” demiş kendi kendine. “Burası neresi?” diye sormuş. “Burası denizin tam ortası. Benim adım Deniz ve burası benim evim. Evime hoş geldin!” demiş Deniz.

“Arkadaşlarımın yanında olmak istiyorum. Ne zaman evime döneceğim?” diye sormuş su damlası. “O konuda sabırlı ol. Yaz mevsimi geldikten ve güneş pas parlak açtıktan sonra evine dönebilirsin. Bunun içinse aylar var…” diye cevap vermiş Deniz.

“Aylar mı? Ne yapacağım ben, nasıl geçecek bu kadar zaman?” diye sormuş tekrar su damlası. Deniz gülümsemiş. “Hiç farkına bile varmayacaksın. Demek bu yeryüzüne ilk inişin. Evimde yepyeni, bambaşka bir dünyayı tanıyacaksın. Foklarla tanıştın mı? Peki, ya denizanaları ile? Seni asıl palyaço balıklarıyla tanıştırmalıyım. Ne kadar komik olduklarını anlatamam.

Doğum günü partilerimizin yıldızı olurlar. Hayır, dur. Kaptan ile görüşmelisin önce. Sana kim bilir neler neler anlatır. Dünya’nın öbür ucundan haber getirir bana. Hikâyeler anlatır. Çocukluğunu anlatır. O da çocukmuş, biliyor musun? İnanmak çok zor…

Bazen dalgalarımla öyle boğuşuyor ki; sanki hep bu kadar güçlüymüş ve hep güçlü olacakmış gibi hissediyorum. Dalgalarım seni korkutmasın. Bazen üzüldüğümde dalgalarım çıkabiliyor. Ama sonra arkadaşlarım, kaptanlar bana sımsıkı sarılıyor. O zaman ne kadar sevildiğimi düşünüyor, mutlu oluyorum. Bazen de gerçekten dalga geçiyorum tabii. Ben de komik biriyim” deyip kıkırdamış. “Her neyse. İnan bana, her şey yolunda…” deyip su damlasını kucaklamış. Su damlası ne kadar şanslı olduğunu düşünmüş.

Günler, haftalar, aylar geçmiş. Yaz mevsimi gelmiş. Denizdeki tüm canlılarla arkadaş olmuş su damlası. Balinalarla yarışmış, yunuslarla dans etmiş. Rengârenk balıklarla oyunlar oynamış, lezzetli mi lezzetli yemekler yemiş. Kaptan, onu başka kaptanlarla da tanıştırmış. Hepsinin farklı hikâyesi varmış, hepsi farklı ülkelerden ve farklı yollardan gelmişler. Hikâyelerini dinlerken,
onlar üzüldüğünde o da üzülmüş; onlar mutlu olduğunda o da mutluluktan taklalar atmış. Bu yolculuk sayesinde çok şey öğrenmiş onlardan. Bütün bunları bulutlara ve küçük su damlası arkadaşlarına anlatmak için sabırsızlanıyormuş. Denizi de buradaki arkadaşlarını da çok özleyecekmiş. Ama bulutları ve arkadaşlarını da çok özlemiş. Gökyüzündeki evine dönme vakti gelmiş. Güneş tekrar doğmuş ve herkesi selamlamış. Su damlası
hazırlanmış ve denizdeki dostlarına el sallayarak evine dönmüş.

Döner dönmez sarılmış bulutlara. Yaşadığı her şeyi onlara
uzun uzun anlatmış. Hatta yeryüzüne tekrar gitmek ve yeni yolculuklara
çıkmak için can atıyormuş.

Zeynep Tüzün

BİR AY IŞIĞI

You may also like

Comments

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.