Çok Özledim Sizi

Önce Fark Et Sonra Şükret

Çok Özledim Sizi

Bu sabah, güneş ışıklarının gıdıklamasıyla uyandım.

Durun durun, neler oluyor, demeye fırsat bırakmadan, uyanana kadar oyunlarını sürdürdüler.

“Haydi, uyan, bak bahar geldi! ” dediler sıcacık sesleriyle.

Kendimi toparlamaya çalıştım.

Ne kadar zamandır uyuyordum, kestiremedim.

Sanırım bir koca kış öylece uyumuşum.

Bütün yorgunluğumu unutmuşum.

Uykuyu üzerimden attım ve bağırdım:

– Beni şenlendirdin, sen de hep şen kalasın dostum güneş.

Sesimi duyunca bol ışıltılı gülücüklerinden salıverdi üzerime.

Sanki bütün baharlar benim oldu.

Hava nasıl da güzel!

İçimi dolduran sevinçle herkesi her şeyi selamladım.

Kuş ve çocuk sesleri her tarafı şenlendirmiş.

Ohh, ne kadar hoş!

Tertemiz hava, pırıl pırıl güneş, oradan oraya uçuşan kuşlar, uzun bir uykudan uyanan ağaçlar, kımıl kımıl canlanan toprak…

Herkeste aynı heyecan, aynı coşku.

Yine bahar gelmiş!

Dallarıma baktım.

Aman Allah’ım!

Neler görüyorum?

Mini mini yapraklar, baharı selamlamışlar.

Kupkuru kaldım diye üzüldüğüm boşunaymış.

Yeniden dirilmişim adeta.

Küçücük yapraklarımın hepsi birbirinden güzeller.

Yakında gülümser çiçekler.

Boy atar bütün bitkiler. İlkbahar bu, Gövdeme yaslanmış, yapraklarımı okşuyor.

– Merhaba koca gövde, uyandın demek ha?

Bu nasıl karşılamaydı böyle?

Sevinçle dolu kalbim derinden sızladı.

Bu tekme, mahallenin yaramaz çocuklarından Ersin’e aitti, onu hatırladım.

Geçerken ağaçlara tekme atmaktan zevk mi alıyor, hiç anlamıyorum.

Bir tarafta ağaç dostu çocuklar, bir tarafta ağaçlarla kavgalı olanlar…

Bu yıl kaç ağaç bu şekilde acı çekecek?

Bunu düşünmek bile istemiyorum.

Haydi, ben yaşını başını almış bir ağacım.

Küçücük fidanlar ne yapsın?

İncecik gövdeleri sert darbelere nasıl dayansın?

Yapraklarımın da canı acımış olmalı.

Küskün küskün bakmıyorlar.

Bu çocuk keyfimizi iyiden iyiye bozdu.

Daha da ileri gitmemesini diliyorum içimden.

Bir güzellik dokunuverse kalbine, merhametli olabilse diye umut biriktiriyorum.

Ersin uzaklaşıp giderken Zehra’yı görüyorum.

Boyu ne kadar da uzamış!

Uzaktan, yediğim tekmeyi görmüş, çok üzüldüğünü söylüyor.

Zehra’ya minicik yapraklı, tomurcuklu dallarımla sarılıyorum.

Biz sanki az mı özledik sizi, diyorum.

Biliyor musun, diyor;

– Uzun zamandır bekledim sizi.

Yapraklarınızı, çiçeklerinizi, gölgenizi özledim.

Dallarınızda hep kuşları hayal ettim.

Dünyanın en güzel şarkılarını, en güzel renklerini sizinle tanıdım ben.

İyi ki uyandınız!

Yapraklarımı ıslatan da ne?

Gökler mi yoksa ben mi sevinçten ağlıyorum?

Kaynak: Diyanet