Bülent

Havalar yavaş yavaş soğumaya başlamıştı. Bülent ise gözlerini çok çok uzaklara dikmiş derin bir düşünce içerisindeydi. Oturduğu bankın üzerinden gün batımını seyrediyordu.

Üşüdüğü her halinden belli olan Bülent ise yırtık paltosuyla üstünü örtmeye çalışıyordu.

Yanından onlarca kişi geçiyor ama bir tanesi bile Bülent’in ne düşündüğünü ne hissettiğini anlayamıyordu. Bülent ise üşümeye devam ediyordu…

Fakat Bülent’in üşüdüğünü kimse bilmiyordu.

O şehirde yaşayan herkes aslında Bülent’in üşümesinden sorumlu olması gerekirken kimsenin umurunda bile değildi. Tarihi bir kimliği olan bizlerin ise bu hale nasıl geldiğimizin sorgulamasını kim yapacaktı acaba?

Ve Bülent üşümeye devam ediyordu…

Bülent aslında bu koca şehire para kazanmak için gelmiş, uzak diyarlarda bekleyen anne ve babasına ve üniversite okuyan kız kardeşine para göndermekti tek gayesi.

Ama bir türlü çalışabileceği bir iş bulamamıştı. Cebindeki son parasıyla aldığı simidi ise biraz önce açım diyerek kendisinden para isteyen bir başkası ile bölüşmüştü.

Hava iyiden iyiye soğumaya devam ediyor artık Güneş ise dağların ardına doğru çekiliyordu.

“Bugün de karnımızı doyurduk Elhamdülillah” dedi. Rabbine karşı en ufak bir isyan yüzünden bile okunmuyordu. Bülent biliyordu ki rızkı veren Allah azze ve celle idi. Anne ve babası onu bu şekilde yetiştirmişti. Acından ölse bile kimseye tamah etmez hırsızlık ise aklından geçmezdi. Kul hakkının nasıl bir hak olduğunu da çok iyi biliyordu.

Yarın Allah kerim İnşallah para kazanabileceğim bir iş bulurum diyerek oturduğu banktan otogarda geceyi geçireceği ve sığındığı mescide doğru ilerlemeye başlamıştı.

“Hey delikanlı!”

Arkasından bir ses işitmişti Bülent.

“Bana seslenmemişlerdir herhalde” dedi kendi kendine.

Ve yoluna devam etti.

“Hey delikanlı sana söylüyorum buraya bakar mısın?”

Bülent istemsizce arkaya döndü.

“Bana mı seslendin Hacı abi”

“Evet, sana seslendim delikanlı. Birkaç gündür seni buralarda görüyorum, akşama doğru buraya geliyor banka oturuyor düşünceli bir halde uzun uzun gün batmasını bekliyor ve sonra gidiyorsun. Sen de farklı bir hal var evladım. Hayırdır inşallah bir derdin bir sıkıntın mı var? Neyi düşünür neden içerler sin? Vaktin varsa ileride bir çay ocağı var hem çay içer hem de seninle sohbet etmek isterim. Olur mu?”

Ne diyeceğini ne söyleyeceğini bilemedi Bülent. Hiç beklemediği bir anda biri onun halini hatırını soruyor. Derdi ile dertleniyor. Uzun zamandan beri içmediği sıcak bir çay teklif ediyordu.

“Sizin vaktinizi almak istemem. Size rahatsızlık vermek de istemem.” Dedi sessizce.

“Ne rahatsızlığı evladım bir bardak çay içer çayın yanına bir de muhabbet ekleriz. Sen beni dinlersin ben de seni dinlerim. Dertler ve sıkıntılar paylaşıldıkça azalır evladım.”

Sıcacık bir soba ve sobanın etrafında çay yudumlayan onlarca muhabbetli insan…

Çay kaşıklarının şıkırtısı içine bir huzur veriyordu Bülent in.

Yüreği sımsıcaktı şimdi.

Etrafına garip garip bakınırken Hacı abi söz aldı:

“Anlat bakalım evladım nerelisin nereden gelip nereye gidersin Ne yiyip ne içersin, nerede ikamet edersin?”

…..

Devam edecek…

Yazan: Bayram MİROĞLU

Cevap yaz