Bir Tabağın Öyküsü

Bu saatleri çok seviyorum.

Ocakta pişen yemeğin mis kokusu her yanı kapladı.

Şimdi çocuk olmak vardı, diyorum.

Mutfaktakiler bana gülüyor.

Sofra hazırlıkları son sürat devam ediyor.

Şakır şukur, takır tukur…

Bu Şeyma Hanım ne zaman durur?

Birazdan öğle yemeği için okuldan gelen çocuklarla şenlenir ev.

Hele o ufaklık yok mu, saçları iki örgülü, şirin yüzlü, evin en küçüğü.

Ta aşağıdan bağırır:

– Anneee, ne pişirdin? Çok acıktııım!

Şeyma Hanım sakince cevap verir:

– Tatlım, içeri gir konuşalım.

Annesi oysa daha önce kaç kez söyledi küçük kızına.

Ne pişirdiğimi dış kapıdan sormak yerine eve girdiğinde sorman daha iyi olur, diye.

Adı Nurcan mıydı, Balcan mıydı hep şaşırıyorum.

Hımm, Nurcan’dı sanırım.

Karıştırmıyorum aslında, çünkü annesi onu bazen Balcan diye de seviyor.

O da her seferinde;

– Dış kapıdan sormak daha heyecanlı oluyor anne, demez mi?

Annesi sevdiği yemeği söyleyince ayaklarına güç geliyor, merdivenleri daha çabuk çıkıyormuş.

– Gerçi anneciğim, ben senin bütün yemeklerini severim, diye de ekliyor.

Şeyma Hanım, Nurcan’ı kucaklıyor.

– Aferin, benim güzel kızlarıma.

Hepinizi çok seviyorum.

Bu evde yaşamak çok güzel.

Şeyma Hanım ne kadar samimi bir insan.

Yemeklerini, dualarla sevgilerle tatlandırıyor.

Mutfakta onu yemek pişirirken ne zaman görsem aynı duayı ediyor:

– Allah’ım yemeğim güzel olsun.

Yiyenler şifa bulsun.

Çocuklarım sağlıkla, imanla, hayırla büyüsünler.

O ne güzel bir anne!

Çocuklarına, ailesine hizmet etmeyi ibadet olarak görüyor.

Kimi zaman” Ya Rabbi, bu hizmetimi kabul buyur!” diye öylesine içten dua ediyor ki gözleri boncuk boncuk yaşla doluyor.

Yemekten önce üç kardeş lavaboya koşup ellerini güzelce yıkıyorlar.

Bir yandan da hararetle o günkü derslerden bahsediyorlar.

Sofraya oturunca besmele, en güzel söz oluyor dudaklarında.

Arkadaşlarımla ben “Kimin tabağıyım” oyunu oynuyoruz.

Ayçanın mı, Gülcan’ın mı, Nurcan’ın mı? Sonra bakıyoruz, herkes tabağını sahiplenmiş.

Ben Nurcan’a düşmüşüm bugün de.

Yaşadım ben.

Şeyma Hanım sofraya oturan çocuklarına mutlulukla:

– Afiyet olsun yavrularım.

Siz güzelce yiyin, büyüyün, iyi insanlar olun inşallah, diyor.

Çocuklar hep bir ağızdan “Eline sağlık anne” diye cevap veriyorlar.

Masada onların bu halini hayran hayran izliyoruz.

Yemek, sofra duasıyla son bulurken, çocuklar tekrar okulun yolunu tutuyor.

Şeyma Hanım masada ne varsa topluyor.

Bizi yıkıyor.

Özenle dolaptaki yerimize koyuyor.

Öğle namazı için hazırlığa başlamışken; bütün içtenliğiyle söylediği ayet-i kerime, ışık gibi yayılıyor bütün eve.

“ De ki; benim namazım, ibadetlerim, hayatım ve ölümüm âlemlerin Rabbi Allah içindir.”

Ne bahtiyarsın Şeyma Hanım!

İyi ki size hizmet eden eşyayım!..

Kaynak: Diyanet

 

Leave a Reply