Bir Çift Ayakkabı

Bir Çift Ayakkabı

Derenin soğuk ve berrak sularına ayaklarını sokmuş, kitap okuyordu.

Ayşe’yle buluşup böğürtlen toplamaya gideceklerdi.

Yaz tatilinde, okulun bittiği gün köye babaannesiyle dedesinin yanına gelirdi.

Bütün yaz arkadaşlarıyla oyunlar oynar, bol bol kitap okur, babaannesine ev ve bahçe işlerinde yardım ederdi.

En sevdiği arkadaşı Ayşe’ydi.

Ayşe yetimdi, iki kardeşiyle beraber onlara dedesi bakıyordu.

Maddi durumları da pek iyi değildi.

“Haydi Ayşe!” diye sabırsızlandı.

Se­rin bir el arkadan gözlerini kapadı. “Bil bakalım, ben kimim?” “Nerde kaldın Ayşe?” “İneklere su verip geldim, haydi gidelim.”

Elleri, yüzleri mora boyanmış, konu­şarak tepeden iniyorlardı.

Ayşe habire duruyor ayağından çıkan ayakkabıyı yeniden giyiyordu.

“Amma çok böğürtlen yedik, çok komik görünüyorsun İlknur!”

“Sanki sen farklısın, gel derede temizle­nip öyle eve gidelim.”

Gülüştüler.

Elleri­ni yüzlerini, ayaklarını güzelce yıkadılar.

İlknur, Ayşe’nin ayakkabısının yanında kocaman bir yırtık gördü…

Akşam babasını aradı.

“Baba, hafta sonu köye gelirken benim spor ayakka­bımın ayrısından Ayşe’ye de alır mısın?” Sevinçle yerinden zıpladı.

Cumartesi sabahını zor etti.

Arabadan iner inmez babasına ayakkabıyı sordu.

Elinde hediye paketi, koştu.

Büyük bir heyecanla kapıyı çaldı.

“Oh, Ayşe ev­deymişsin!

Bak babam sana bir hediye getirmiş.”

Babası her yaz köye gelirken Ayşe’ye de bir hediye alırdı.

Bu yüzden Ayşe şaşırmamıştı Paketi açtı.

Ayakka­bıyı görünce İlknur’un boynuna sarıldı.

“Kerim amcama çok teşekkür ederim.

Çok güzel!

Köyde her yaz çocuklar arasında bir yarış yapılırdı.

Kö­yün hemen dışındaki yüksekçe tepeden koşarak inme yarışması.

Hiç düşmeden bitiş çizgisine varan kazanırdı.

Yüksekten aşağıya doğru koşarken düşmemek hatta takla atmamak çok zordu ama üç yazdır bu yarışı İlknur kazanıyordu.

Bu yaz ise Ayşe kazanmıştı.

İlknur çok ama çok si­nirliydi.

Nasıl olabilirdi?..

“O ayakkabılar olmasa beni zor geçerdin!” diye öfkeyle bağırdı.

Sabah Ayşe’nin ayakkabılarını kapıda bulunca derin bir acı duydu kalbinde.

Nasıl da çıkıvermişti o sözcükler ağzın­dan.

Hıçkıra hıçkıra ağlıyordu.

Elinde ayakkabılarla Ayşe’ye koştu.

Kıpkırmızı gözleriyle “Özür dilerim Ayşe, çok özür dilerim.

Lütfen beni affet!” dedi.

Hıçkı­rarak sarıldılar.

Kaynak: Diyanet