Anamas Efsanesi

Merhaba arkadaşlar sizlere bir hikâye anlatmak istiyorum ama bu hikâye kocaman bir dağa isim olmuş, dilden dile anlatılarak günümüze kadar gelen bir olayı anlatıyor.

Dinlemek isterseniz size de bu hikâyeyi anlatmak istiyorum.

Ben de bu hikâyeyi dedemden dinlemiştim ve ilk duyduğumda beni derinden etkilemiş ve ne zaman o yöne doğru baksam aklıma bu hikâye gelir.

Bir gün dedemle birlikte akşama yakın bir zaman diliminde gün batımının Beyşehir gölüne yansıttığı o muhteşem manzarayı izliyorduk.

Karşımızda ise bize başucunda karların şekilleriyle eşsiz bir sanat eseri duruyordu.

“Dede karşımızdaki dağın adı nedir ?”

“Anamas !”

“Anamas mı? Anamas da ne demek dedeciğim?”

Sana buranın isminin nerden geldiğini anlatayım yavrum. Bu Anamas dağının eteklerinde bir köyde fakir bir aile yaşarmış, bu ailenin de bir oğlu varmış.

Bu oğlanın babası ölünce annesiyle birlikte yaşamaya başlamışlar. Ne yazık ki annesi tarafından güzel bir şekilde yetiştirilmemiş. Ahlaklı olmanın ne demek olduğunu, kimsenin malını çalmaması gerektiğini, bunların hepsinin kötü bir davranış ve haram olduğunu ise hiç söylememiş. Çocuğun yaptığı bir yanlış olsa bile görmemezlikten gelmiş.

Bu şekilde bir hayat geçiren çocuk hırsız olmuş yumurta ve tavuk hırsızlığı derken gün gelmiş milletin mallarını gasp eden bir eşkıya olmuş.

Yol keser, haraç alır, her türlü pislikleri yaparmış. Nihayet bir gün jandarmalar tarafından yakalanmış ve hâkim karşısına çıkartılmış,

nihayetinde kıydığı canların, yollarını kestiği mazlumların bedduası onu darağacı altına getirmiştir.

Tam asılacağı sırada son isteği sorulmuş, Abdest almış ve iki rekât namaz kılmış ve ellerini göğe kaldırarak: “-Yarabbi, bu işlerde benim günahım yok. Beni bu kötü yollara anam öğütledi. Dedikten sonra orada bulunan topluluğa dönerek:  Beni asmayın  “Anamı-as’ın… Anamı-as’ın    ” diye yalvarmaya başlamış.

İşte güzel yavrum, hırsızlığın ne kadar kötü bir şey olduğunu, son pişmanlığın ise fazla bir işe yaramadığını görmüş olduk.

Bizler de zaman geçmeden, kendimize çeki düzen vermeliyiz. Hatamız ve yanlışımız varsa bir an evvel bu hatadan dönüp pişman olup rabbimizden af dilemeliyiz.

Ve nihayetinde bu hikâyemizde olduğu gibi başkasının malına asla ve asla göz dikmemeliyiz.

İşte “ANAMAS” adı bu şekilde bu güne kadar dilden dile anlatıla gelmiştir ve her zaman gözümüzün önünde bir ibret olarak durmaktadır.

 

Yazan: Bayram MİROĞLU

Cevap yaz