Altın Karpuz

Altın Karpuz

Bir varmış, bir yokmuş, evvel zaman içinde bir yoksul çiftçi varmış.

Onun varı yoğu bir urganık yeri varmış.

Çiftçi burada gece gündüz mihnetle gün geçirirmiş.

Bahar gelmiş,

Çiftçi yer sürmeye başlamış yeri iki kere sürdükten sonra, yakındaki büyük kayanın kenarında gölgelenirken, gökte uçmakta olan bir leylek düşüp kalmış.

Çiftçi baksa ki, leyleğin kanadı kırılmış.

Çiftçi bu leyleği hemen eve götürmüş, kırık kanadına tahta bağlayıp, bir zaman ona bakmış.

Leylek iyi olup, uçup gitmiş.

Bir gün çiftçi çiğit ekerken, leylek aşağıdan uçup geçmiş.

Çiftçi çiğidi ekmeye devam etmiş.

Ancak leylek yine aşağıdan geçmiş.

Bu geçişte üç tane karpuz çekirdeği atmış.

Bir nice günden sonra çiğit ile beraber karpuz çekirdeği de büyümüş.

Bu şekilde, hasat zamanı gelmiş.

Bir gün bu üç karpuzu kesip, evine götürmüş.

Karpuzlar çok büyükmüş.

Çiftçi kendi akrabalarını ve dostlarını misafirliğe çağırmış.

Karpuzu kesmek istediğinde, karpuza bıçak hiç batmıyormuş.

Onu bırakıp ikincisini kesmek istemiş, bıçak kesmemiş, üçüncüsü de böyle olmuş.

Çiftçi de, misafirler de şaşırmışlar.

Yere vurup yarsalar, içi dopdolu altın imiş.

Kalan iki tanesini de yarıp bakmışlar.

Onların içi de altın imiş.

İhtiyar sevinçle, hepsini misafirlere üleştirmiş. (Bölüştürmüş)

Onlar da memnun olup evlerine dağılmışlar.

Üç kök karpuzun her biri onar tane meyve vermişmiş.

Çiftçi kalan karpuzları da toplamış.

Bu şekilde çiftçi çok zengin olmuş.

Onun zengin bir komşusu çiftçiden: “Sen ne yaptın da zenginledin?” diye sormuş.

Çiftçi hadiseyi anlatmış: “Komşu, benim yerimi siz biliyorsunuz, ilkbaharda yeri sürmeye giriştim.

Bir gün yorulup kaya dibinde gölgelenirken, gökte uçmakta olan bir leylek düştü. Baktım, bir kanadı kırılmış.

Acıyıp eve alıp geldim.

Kanadını tahta ile bağlayıp tedavi ettim, baktım.

Leylek birkaç gün sonra tamamen iyileşti ve uçup gitti.

Günlerden bir gün yer sürüp, çiğit ekerken, bu leylek tepemden uçup geçti.

İşime devam ettim.

Biraz sonra leylek geri döndü.

Dönüşünde aşağıdan uçup yere üç tane karpuz çekirdeği attı.

O çekirdekler orada büyüdü.

Onu kozalarım ile beraber yetiştirdim.

Karpuzları yarınca, içinde altın çıktı. Böyle zengin oldum ” demiş.

Bunu işiten zengin çiftçi: “Keşke ben de altınları bu şekilde ele geçirsem” diye kayaya gitmiş.

Bir zaman sonra zengin, öte tarafta bir leylek görmüş.

O yavaşça varıp, durmakta olan leyleğin ayağına değnek atmış. Leyleğin ayağı kırılıp, uçamamış.

Zengin derhal onu tutup eve getirmiş.

Ayağına tahta bağlayıp tedavi etmiş.

Birkaç gün sonra leyleğin ayağı düzelince uçup gitmiş.

Zengin çiftçi her gün ovaya gidip, leyleği beklermiş.

Günlerden bir gün onun tepesinden tanıdık leylek geçerken iki tane çekirdek atmış.

Çekirdek göğerip karpuz vermiş.

Karpuz olgunlaşınca zengin çiftçi bütün akrabalarını misafirliğe çağırmış.

Karpuzu kesince koca koca eşek anları çıkıp, oturanları sokmaya başlamış.

Zengin, köşeye geçip onları kovalamaya çalışınca, arılar başı gözü demeyip soku sokuvermişler.

Aradan biraz vakit geçince zenginin başı, burnu, dudakları şişip gitmiş.

Bunun acısına dayanamayıp, kendini büyük suya atıp boğulmuş.

Yoksul çiftçi helalinden muradına erişmiş.

Zengin çiftçi kendi ettiğine uygun cezasını çekmiş.

(“Aycemal” Kitabı, s. 227-248)