Alaaddinin Sihirli Lambası Masalı, Bir varmış, bir yokmuş. Zaman zaman içerisinde, kalbur saman içerisinde. Deve tellal iken, horoz hoca iken, manda kuaför iken, annem kaşıkta, babam beşikte iken… Ben babamın beşiğini tıngır mıngır sallar iken, babam düştü beşikten, alnını yardı eşikten… Annem kaptı maşayı, babam kaptı küreği, gösterdiler bana kapı arkasındaki köşeyi… Çok eski çağlarda Bağdat’ta yaşam sürdüren Alaaddin isminde bir çocuk varmış. Gün boyu yeşil yeşil çimenlerin üzerinde yatarmış yahut oyun oynarmış. Oyun oynamayı o kadar çok severmiş ki oynarken gözü diğer hiç bir şeyi görmezmiş. Yine bir gün bizim Alaaddin oyuna dalmışken yanına biri yaklaşmış ve demiş ki:

Sen Hamza oğlu Alaaddin değil misin?
Alaaddin de: Evet, ben Alaaddin’im fakat babam Hamza öleli çok vakit oldu demiş.
Adam kesesinden birkaç altın çıkarmış ve Alaaddin’e sunarak ” Ben senin amcanım oğlum. Hadi şimdi beni sizin eve götür.” demiş. Alaaddin de altınları görünce adamı çarçabuk evine götürmüş. Kapıyı çalmış ve Alaaddin’in annesi kapıyı açmış. Şaşıran kadına adam bu şekilde demiş:
Ben Alaaddin’in amcasıyım fakat sizler beni tanımazsınız. Çünkü ben bu ülkeden seneler evvela ayrıldım ve çok ırak diyarlara gittim. Oralarda çok para kazandım ve varlıklı oldum. Şimdi de geri döndüm fakat kardeşimin ölmüş olduğunu öğrendim. Bu vaziyet beni çok üzse de sizlere kavuştum ya daha ne isterim!
Alaaddin’in annesi de bu adama güvenmiş ve içeri almış. Gece süresince yemişler, içmişler, şarkılar söylemişler sonra dahi uyumuşlar.
Sabah olunca dahi amcası Alaaddin’i dışarı çıkarmış ve gezip oyun oynamışlar. Şehrin surlarının dışına çıkmışlar ve kuş sesleri ile canlı olan bir yere gelmişler. Yemyeşil olan bu yerde oturmuşlar ve amcası Alaaddin’e kaya dibinde ateş yakmasını söylemiş. Alaaddin de kendisine söylenenleri çabucak yerine getirmiş ve ateşi yakmış. Yanan ateşin başına toplanmışlar. Amcası ateşin üzerine bir kutudan toz serpiştirmiş. Ardından alevler sönmüş ve çevreyi duman kaplamış.
Alaaddin şaşkın şaşkın çevreye bakarken amcası bu şekilde demiş:
Kaldır bu kayayı. İnan hiç zorlanmayacaksın. Amcası bu çeşitli deyince Alaaddin dahi büyük kayayı kaldırmaya çalışmış ve tam dahi amcasının dediği gibi büyük kayayı kaldırırken hiç de zorlanmamış. Alaaddin’in çok kolay şekilde kaldırdığı büyük kayanın altından derin bir delik çıkmış. Alaaddin şaşkın şaşkın bu karanlık deliğe bakarken amcası dahi parmağındaki yüzüğü çıkarmış. Yüzüğü Alaaddin’e doğru uzatarak bu şekilde demiş:
Bu büyülü yüzüğü kendi parmağına tak, delikten gir ve aşağı doğru yürü. Aşağıda altın, gümüş, elmas, zümrüt ve yakuttan yapılmış çok kıymetli eşyalar göreceksin. Sakın hiç birine temas etme. Yalnızca duvarda asık olan eski bir lambayı kırmızı ve dön. Bir terslik olursa dahi parmağındaki büyülü yüzüğü kullan.
Yüzüğü parmağına takan Alaaddin deliğe bakmış ve aşağı doğru giden merdiveni görmüş. Her şey amcasının dediği gibiymiş. Etrafta kıymetli eşyalar varmış fakat Alaaddin hiç bir şeye dokunmadan duvardaki lambayı almış ve merdivenlerden geri gelmiş. Alaaddin amcasına:
Beni yukarı çek! demiş. Amcası dahi ona:
Sen hele lambayı atıver bana demiş. Bir problem olduğunu anlayan Alaaddin atamayacağını amcasına söylemiş. Amcası dahi bunun üzerine kayayı Alaaddin’in üzerine kapatmış. Meğer bu ecnebi adam Alaaddin’in amcası değil Afrikalı bir sihirbazmış. Lambayı alabilmek için ta buralara kadar gelmiş. İçeride biçare bir şekilde artan Alaaddin  oturmuş taşın üzerine ve yüzüğü ile oynamaya başlamış. Tam o anda karşısında bir dev belirmiş.
Ben bu yüzüğün kölesiyim. Siz de benim efendim. Dileyin benden ne isterseniz! demiş. Şaşkınlığa kapılan Alaaddin çabucak kendisine gelmiş ve…
Beni derhal evime götür! Emrini vermiş. Sonra ansızın kendini evinde, anneciğinin beraberinde bulmuş. Hemen esasen geçenleri anlatmış ve o adamın gerçekte amcası olmadığını annesine söylemiş. Daha sonra koynundan lambayı çıkarmış ve annesine uzatmış. Tozlu olan bu lambayı annesi temizlemek için eline bez almış ve ovalamaya başlamış.
Annesi lambayı ovalayınca bir dev daha belirmiş ve…
Ben bu lambanın kölesiyim. Sizler de benim efendilerim. Dileyin benden ne isterseniz! demiş. Çok aç olan anne oğul dahi derhal yemek dilemiş. Bu dileklerinin derhal sonrasında oda en hoş yemeklerle dolmuş. Alaaddin ve annesi bundan sonra kötü günlerin geride kaldığını ve bolluk içerisinde yaşayacaklarının sevinci içerisinde olmuşlar. Aradan çok vakit geçmiş ve Alaaddin dolaşırken prensesi görmüş ve ona çarçabuk sevdalı olmuş.
Bu sevda öyle işlemiş ki içine Alaaddin’in yemeden içmeden kesilmiş. Annesi de oğlunun bu haline çok üzülüyormuş. Bu sevdadan vazgeç diyerek oğlunu uyarsa dahi boşuna. Alaaddin prensese yamyaş sevdalı olmuş. Her an onu düşünüyor, bir an dahi aklından çıkarmıyormuş. Annesi bakmış ki oğlu cayacak gibi değil kızı padişahtan istemeye gitmiş. Lambadan çıkardıkları altınlar, zümrütler, yakutlar o kadar güzelmiş ki sultan çok beğenmiş ve kızını derhal Alaaddin’e vermiş.
Görkemli bir düğünden sonra prenses ve Alaaddin evlenmişler. Alaaddin lambadaki devden bir saray istemiş ve bu sarayın içerisinde karısı ile mutlu mutlu yaşamaya başlamışlar. Fakat gelin görün ki Afrikalı illüzyonist Alaaddin’i bir çeşitli unutamamış. Her gün Alaaddin’i merak edermiş. Onun çektiği ızdırapları görmek için bir toz daha dökmüş. O anda Alaaddin’in haşmetli hayatını izlemiş. Kıskanç olan Afrikalı illüzyonist Alaaddin’in hayatını yerle bir etmek istemiş.
Alaaddin’inden o lambayı alabilmek için Bağdat’a kadar gelmiş, planını yapmış ve sarayın önüne gitmiş. O gün de Alaaddin ava çıkmış.
Bu fırsatı kaçırmak istemeyen illüzyonist bağırmaya başlamış: Eski lambalar alırım! Yenileri ile değiştiririm! Prensesin hizmetçilerinden biri bu sesi duyarak pencereye çıkmış ve Efendimin eski bir lambası var. Dur sana getireyim. Avdan dönünce yeni bir lamba görüp sevinecektir, demiş. Lambayı sihirbaza vermiş ve yerine yeni bir lamba almış. Ancak bu çok büyük bir hataymış. Çünkü illüzyonist iyi bir ademoğlu değilmiş ve her çeşitli kötülüğü yapabilirmiş. Nitekim öyle de olmuş. Kötü niyetli illüzyonist lambayı derhal deve sarayı Afrika’ya götür emrini vermiş. Alaaddin’in karısı dahi sarayla beraber Afrika’ya gitmiş.
Alaaddin’in hiç bir şeyden haberi yokmuş. Avdan dönen Alaaddin sarayı yerinde göremeyince çok üzülmüş. Bunun nasıl olduğunu düşünmeye başlamış fakat bir sonuca varamamış. Daha sonra aklına sihirbazın verdiği ve parmağında takılmış olan yüzüğü gelmiş. Mutluluktan havalara uçan Alaaddin bir an evvela devi çağırmış ve beni saraya götür emrini vermiş. Saraya gelince bir de ne görsün. Saray Afrika’daymış. Sihirbazın işi olduğunu anlayan Alaaddin karısının yanına gitmiş ve olan bitenleri dinlemiş.
O an güvenilir olmuş ki tüm bunların sorumlusu illüzyonist ve ondan esaslı kurtulmak gerekiyor. Sihirbazdan tamamıyla kurtulmanın tek yolu onu öldürmekmiş. Karısı ona sihirbazın karyolasının başında bir bardağı olduğunu ve o bardaktan su içmeden uyumadığını söylemiş. Alaaddin de derhal planını yapmış fırsat bulup gündüz zamanı odaya girmiş ve bardağın içine toz zehir eklemiş ve karıştırmış. Ardından geceyi beklemeye başlamış.
Yatma zamanı gelince de illüzyonist odasına gelmiş, bardağı alıp içindeki suyu tamamıyla içmiş. Sonra dahi yatağında ölüvermiş. Alaaddin de onu izlemiş ve ölünce odaya girmiş. Lambadaki devi çağırmış ve sarayın eski yerine götürülmesini emretmiş. Sonra karısı ile ebediyete kadar mutlu mutlu yaşamışlar.

You may also like

Comments

  1. […] aynı evlerinin önüne diktikleri güller gibi hiç ayrılmadan birlikte büyüyebileceklermiş. ALAADDİNİN SİHİRLİ LAMBASI MASALI 0 […]

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.