Ağaçtaki Uçakta Bir Çay Partisi, Bir varmış, bir yokmuş, eller eller üstünde, çocuklar kahkaha içinde, büyükler güler yüzle, saksağanlar ağaçlar üstünde, güneşli mi güneşli bir sonbahar gününde masalımızın kahramanı Mina, son macerasının ardından durup etrafına şöyle bir bakınmış. Karşısına daha nelerin çıkacağını çok ama çoook merak etmiş.

Bir yandan da en iyi arkadaşı Sincap Mincap’ın evinde vereceği çay partisine yetişmek için koskocaman kızıl meşe ağacına doğru hızlı adımlar atmış. Mina, kulübesinin altındaki ırmağın kenarından aşağıya doğru yürümeye devam ederken bir yandan da Japon elması ağaçlarını saymaya başlamış. Birinci ağacın dalları kırmızı ve yuvarlak Japon elmalarıyla doluymuş. Bunlardan birkaç tane toplamış.

İkinci ağaçtan da birkaç minik Japon elması daha alarak sepetine koymuş. Üçüncü ağaca geldiğindeyse elmaları toplamak için uzandığında bir de ne görsün? Ağacın dalında, ince bir mavi kurdeleyle bağlanmış kahverengi kalın deri ciltli eski bir defter duruyormuş. “Bu kimin acaba?” diye düşünmüş Mina defteri alıp piknik sepetine koyarken. Tam o ağaçtan da birkaç elma alıp yola çıkacakmış ki aniden, “GAAAK!” diye bir ses duyup irkilmiş. Sesin geldiği yöne bakmış. Ağacın en üst dalında siyah, boncuk gibi gözlerle kendisine bakan bir kargayla göz göze gelmiş.

Karga, “Gaak! Sen de kimsin? Ağacımdaki elmaları neden topluyorsun?”
demiş. “Ben Mina, bu elmaları da arkadaşımın çay partisine götürüyorum ki aynı zamanda iyi bir aşçı olan arkadaşım bunlardan reçel yapabilsin. Peki sen kimsin?” demiş.

“Gaak!” demiş yine Karga, “Benim adım Kuzgun Muzgun. Ben de seninle gelebilir miyim? Bu ormana yeni taşındım da.” “Peki, hadi sen de gel,” demiş Mina. Böylece yola devam etmişler. Mina ağaçtan sağa dönerek yürümeye devam ederken, karga Kuzgun Muzgun da havada taklalar atarak neşe içinde Mina’nın üstünde uçuyormuş. İki kahramanımız birlikte salkım saçak söğüt ağacına gelene kadar patikadan devam etmişler.

Ağacın gövdesinin altından geçerek Sincap Mincap’ın yeni evi olan kocaman kızıl meşe ağacına ulaşmışlar. Ulaşmışlar ulaşmasına ama onları çok büyük bir sürpriz bekliyormuş. Koca ağacın tepesinde hiç de küçük olmayan bir uçak sanki bir kuş gibi ağacın kalın dallarının üzerine konmuş, öylece duruyormuş.

Gördükleri karşısında çok şaşıran kahramanlarımız durumu incelerken uçağın penceresinden bakan Sincap Mincap’ı görmüşler: “Mina, seni beklerken neler olduğunu asla tahmin edemezsin!” diye seslenmiş.

“Yeni evinin üstüne bir uçak mı düştü?” diye sormuş Mina. “Evet, nereden biliy..?” diye yarım kalan sözünü “Tabii ya sen de görüyorsun şimdi uçağı” diye kahkahalarla tamamlamış Sincap Mincap. “Hadi, hepiniz gelin buraya, uçağın harika bir manzarası var” demiş. O bunu der demez önünde takla atarak içeri uçan Kuzgun Muzgun’a şaşkınlık içinde bakakalmış. “Merak
etme, o da bizimle, yeni tanıştığımız, ormana yeni taşınan komşumuz. Adı Kuzgun Muzgun” demiş Mina.

Gülümseyen Sincap Mincap, “Ben Sincap Mincap, bu da konuğum Antoine de Saint-Exupéry!” diyerek kendini ve konuğunu tanıştırmış. “Lütfen bana Antoine deyin” demiş çay partisinde olan diğer konuklara bakarak “Sen de Mina olmalısın, Sincap Mincap bana seninle ilgili çok güzel şeyler anlattı. Bu da benim arkadaşım Kızıl Tilki” demiş. Pamuk gibi yumuşacık görünen kabarık kuyruğunu rüzgârda bir sağa, bir sola sallayan kızıl renkli, küçük bir tilki, vantilatörün önünde yatıyormuş. Yattığı yerden sese doğru dönerek parlak, mavi gözleriyle onlara bakarak “Hoş geldiniz!”demiş.

“Sizi karşılamak için yerinden kalkmadığı için lütfen kusuruna bakmayın
onun” demiş Antoine, “Uçakta yapmayı en sevdiği şey, başını pencereden çıkartarak rüzgâra karşı gülümsemektir. Şimdiden çok özlediği için Sincap Mincap’ın vantilatörünü sahiplendi o da” demiş gülümseyerek.

Mina bu sırada piknik sepetini açmış, içindekilerin hepsini uçağın ortasına dizmiş. Bu fırsatı kaçırmak istemeyen Sincap Mincap hemen tarçınlı kurabiyelerden birini kaparak diğerlerine seslenmiş. “Böylece herkes gelmiş olduğuna göre çay partimiz başlasın. Ancak hiç çayım olmadığı için sizlere limonata hazırladım, Mina da süt getirmiş. Hadi bir çember oluşturarak
sohbete başlayalım” demiş. Sütü  duyunca kulakları dikilen Kızıl Tilki o kadar hızlı hareket etmiş ki, diğerleri yerlerine geçemeden sütünü içmeye başlamış bile. Ardından kafasını kaldırarak diğerlerine baktığında sütten bıyığı ve sakalıyla çok komik görüyormuş.

Mina, “Pardon, bir soru sorabilir miyim Antoine?” diye sormuş ve Antoine’ın başıyla onay vermesi üzerine devam etmiş: “Bana burada ne yaptığını ve başına neler geldiğini anlatabilir misin? Eminim arkadaşlarım da çok merak
ediyordur ama ben bir ağacın üzerinde duran bir uçağın içinde olduğum için kendimi bir hayli şaşkın hissediyorum.” Limonatasından bir yudum alırken düşünceli görünen Antoine: “Haklısın Mina” demiş. “Aslında ben de çok şaşkınım, ama bir yandan da sizlerle karşılaştığım için çok mutluyum. Çok büyük bir tehlike atlattım ama artık kurtulabileceğim konusunda ümitliyim”
diyerek sözlerine devam etmiş. “Ben bir pilotum, aslında postacı pilot demek daha doğru olur. Uçağın arkasındaki çantaları görüyor musunuz, işte onlar mektuplarla, kutlama mesajları kalmadığı için sizlere limonata hazırladım, Mina da süt getirmiş.

Hadi bir çember oluşturarak sohbete başlayalım” demiş. Sütü duyunca kulakları dikilen Kızıl Tilki o kadar hızlı hareket etmiş ki, diğerleri yerlerine geçemeden sütünü içmeye başlamış bile. Ardından kafasını kaldırarak diğerlerine baktığında sütten bıyığı ve sakalıyla çok komik görüyormuş.

Mina, “Pardon, bir soru sorabilir miyim Antoine?” diye sormuş ve Antoine’ın başıyla onay vermesi üzerine devam etmiş: “Bana burada ne yaptığını ve başına neler geldiğini anlatabilir misin? Eminim arkadaşlarım da çok meraklısından bir yudum alırken düşünceli görünen Antoine: “Haklısın
Mina” demiş. “Aslında ben de çok şaşkınım, ama bir yandan da sizlerle karşılaştığım için çok mutluyum. Çok büyük bir tehlike atlattım ama artık kurtulabileceğim konusunda ümitliyim” diyerek sözlerine devam etmiş.

“Ben bir pilotum, aslında postacı pilot demek daha doğru olur. Uçağın arkasındaki çantaları görüyor musunuz, işte onlar mektuplarla, kutlama mesajları ve doğum günü hediyeleriyle dolu. Ben de bunları adreslerine
teslim etmekle sorumluyum. İnsanların yakınlarına yazdıkları mektupları ve gönderdiği hediyeleri teslim etmekten çok mutlu oluyorum. Ama başıma işte böyle bir kaza geldi ve uçağımla bu ağaca takıldım.”

“Peki” demiş karga Kuzgun Muzgun, “Uçağın bu ağaca nasıl takıldı? Yüksekten uçmuyor muydun? Ben şimdiye kadar ağaca hiç takılmadan uçarken…” “Aslında haklısın,” demiş Antoine.

“Ben de daha önce hiç ağaca takılmamıştım ama bir keresinde de Tunus’ta bir çöle zorunlu iniş yapmıştım. Yani uçağım neredeyse düşüyordu ama arıza işaretini görünce güvenli bir şekilde inebilmiştim. Bu defa da bir arıza oldu uçağımda, çok eski bir uçak ve bir süredir motoruna iyi bakım yapamamıştım. Bundan sonra uçağıma daha iyi bakacağım. Bir daha başıma böyle bir kaza gelmesini hiç istemem.” Sonra sözlerine şöyle devam etmiş.

“Çöle indiğimde de kaybolmuştum, dört gün çölde tek başıma yaşamam gerekti ama sonra bedeviler beni buldular ve kurtardılar. Bu kez de çok şanslıyım çünkü iner inmez sizlerle tanıştım.

Bir çay partisinde, yani limonata ve süt partisinde mis gibi kurabiyelerle karnımı doyuruyorum. Çok da acıkmıştım.” Elindeki tarçınlı kurabiyesini limonatasına batırarak yiyen Antoine yeni bir ısırık daha alarak sıcacık ve içten bir gülümsemeyle, “Elinize sağlık, hepsi çok lezzetli olmuş Mina!” demiş.

Bu sırada elinde bir meşe palamudunu çevirmekte olan Sincap Mincap söze girmiş: “Peki, biz sana nasıl yardımcı olabiliriz? Tamir aletlerimiz yok, o kocaman çantalarla buradan yürüyerek gitmen de pek mümkün değil. O çocukların hediyesiz kalmasını da istemeyiz.” Arka tarafta, çantaların yanında sarılı duran rulo şeklindeki halıyı göstermiş Antoine: “Bedeviler bana bir uçan
halı hediye etmişlerdi. Hatta o kadar büyük ve sihirli bir halı ki; ‘İstersen uçağını bile taşıyabilir!’ demişlerdi. Ama bu halıyı uçurmak için söylenmesi gereken sihirli tekerlemeleri aklımda tutamadım. Farklı bir dildeki bu kelimeleri akılda tutmak için çok çalışmak gerekiyor.

Ben de unutmamak için onları not defterime yazmıştım ama şimdi de not  defterimi bulamıyorum” demiş üzüntülü bir şekilde. Bunu duyan Mina, ağaçta bulduğu defteri hemen sepetinden çıkartarak, “Not defterin bu olabilir mi?” diye heyecanla sormuş. Defterine kavuşan Antoine, “Harikasın Mina, defterimi bulup bana getirdiğin için çok teşekkürler!” demiş. Ardından onu kurtaran, karnını doyuran ve eğlenceli zaman geçirmesini sağlayan bu küçük gruba dönerek şöyle demiş: “Çok teşekkürler! Sayenizde uzun zamandır geçirmediğim kadar keyifli zaman geçirdim. Sizlerle tanışmak çok mutlu etti beni ama artık izninizle yola çıkmalıyım. Mektupları ve hediyeleri bir an önce sahiplerine ulaştırmak istiyorum.

Yine de söz veriyorum, ilk fırsatta sizi ziyarete geleceğim!” Antoine ve Kızıl Tilki onlara veda etmek için el ve kuyruk salladıktan sonra Antoine defterini açarak sihirli tekerlemeleri sesli bir şekilde okumaya başlamış. Biraz sonra bir kuş tüyü kadar hafifmişçesine yükselen uçak, ağacın etrafında hızla bir tur atmış ve ardından uzaklara doğru uçup gözden kaybolmuş.

MİMA VE BAYKUŞ

 

You may also like

Comments

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.