Ablamın Gözü Kulağı

Bu cumartesi ablam, ağabeyim ve bendeniz Zeynep, evde yalnızız. Çünkü annem ve babam hasta ziyaretine gitti. Akşama dönecekler. Annem evden çıkarken ablama: “Kardeşlerine göz kulak ol.” dedi. Annem babam yokken bize ablam bakar. Yani gözünü üzerimize diker, ne yaptığımızı denetler durur. Sonra annem öğütlerini sıraladı:

“Kapıyı yabancılara açmayın, evimizi derli toplu tutun, birbirinizle iyi geçinin, ablanızı dinleyin!”

Annem konuşurken babam da başını salladı. Bu da “Evet, annenize katılıyorum ve size güveniyorum.” demek.

Annemler gidince canım sıkıldı. Ablam odasında resim ödevini yapıyor, masasındaki bir sürü boncuğu, kocaman resimli bir kâğıdın üzerine yapıştırmaya çalışıyor. Musa da bilgisayarda oyun oynuyor. En iyisi elif cüzümü alıp dersime çalışmak. Hımmm, nerede kalmıştık?

Tam dersime eğilmiştim ki kapı çaldı. Koşup baktım. Ayşegül abla gelmiş. Ablamın yüzünde güller açtı.

– Ben de seni bekliyordum, dedi. Boncuk resim ödevime yardım eder misin?

Ablam ve Ayşegül çok iyi arkadaştır. Ablam ne zaman onu görse bizi unutur. Bugün de öyle olmasa bari! İşte yine odaya kapandılar. Üff ne sıkıcı gün.

Eee ablamın arkadaşı gelir de Musa boş durur mu? O da kaşla göz arasında arkadaşı Ömer’e telefon açıp, bize çağırmış. Çok geçmeden Ömer de şıp diye evimize damlayıverdi. Ablam bu durumdan pek hoşlanmasa da Ömer’i içeri almak zorunda kaldı. Ömer ve Musa bir araya gelince pek rahat durmazlar. Hadi hayırlısı…

Oh! Ablamın ve ağabeyimin arkadaşları yanlarında… Neden ben de Merve’yi çağırmıyorum? Sessizce dış kapıyı açıp karşı dairenin ziline bastım. Komşumuzun kızı Merve’yi bize çağırdım. İşte benim de bir arkadaşım oldu. Ablamın kapısı hâlâ sımsıkı kapalı.

Oyuncakları evin ortasına döküp evcilik oynamaya daldık. Derken karnım zil çaldı. Ablamın odasına gidip acıktığımızı söyledim. Ablam yanımda Merve’yi görünce şaşırmıştı.

– Ooo, ne güzel! Bakıyorum da bugün kimse bana bir şey sormuyor, dedi.

Sonra sanki acıktığımızı duymamış gibi Ayşegül ablayla boncuk yapıştırmaya devam ettiler. Biz de Merve’yle mutfağa gidip kendimize bir şeyler hazırladık. Ablamı bekleyip açlıktan ölelim mi yani… Bir tepsiye biraz ekmek, peynir, zeytin ve iki bardak meyve suyu koyduk. Sonra tepsiyi kucaklayıp salona döndük.

Musa ve Ömer evin içinde delicesine koşmaya başlamışlardı. Kovalamaca oynuyorlarmış. Burası spor salonu mu canım! Tam elimdeki tepsiyi masaya bırakıyordum ki Ömer yanımdan geçerken hızla koluma çarpmasın mı?

Tepsideki yiyecekler yere saçıldı. Meyve suyu bardaklarından biri ise tepsiden fırladığı gibi “şak” Musa’nın yüzüne! Nasıl oldu anlayamadım. Musa:

– Eyvah, gözüm! Gözüm çok acıyor, diye bir anda bağırmaya başladı. Gürültüye koşan ablam, dağılmış oyuncakları, yere saçılan kahvaltılıkları ve kırılan meyve suyu bardağını görünce şaşkına döndü. Musa’nın gözü ise kıpkırmızı olmuştu. Hepimiz çok korktuk. Canım kardeşim ya kör olur olursa!..

Çok üzülmüştüm. Ablam ise telaşından ne yapacağını şaşırmıştı. Hemen annemi, babamı aradı.

Sonrası tam bir koşuşturmaca… Komşular başımıza toplandı. Annem ve babam hasta ziyaretini yarım bırakıp eve döndüler. Sonra hep birlikte hastaneye koştuk. Musa ağabeyimin gözünü muayene ettirdik. Neyse ki bir şeyciği yokmuş. Ama gözünün altı balon gibi şişmişti. Doktor amca ilaç yazdı. “Şişliğin inmesi bir haftayı bulur.” dedi.

Şimdi ablam olanlardan kendini sorumlu tutuyor. Annemin ve babamın yokluğunda bize göz kulak olamamış. Boncuk ödevini yetiştirmeye çalışırken kardeşlerini ihmal etmiş. İşte bunları tekrarlayıp duruyor. Sanırım biz de Musa ile biraz ileri gittik. Ablamdan izinsiz hareket etmemeliydik. Üstelik bize güvenen büyüklerimizi de üzmüştük.

Neyse ki herkes hatasını anladı. Birbirimize söz verdik. Bundan sonra üzerimize düşen sorumlulukları seve seve yerine getireceğiz. Ancak böyle mutlu olabiliriz.

Diyanet Dinî Değerler Serisi 3 – Sorumluluk

Cevap yaz