Aşinanın bilinci bir anda açıldı, gözlerini açtı ve etrafına baktı, karanlık bir yerde olduğunu fark etti, öncelikle buranın neresi olduğunu anlamaya çalıştı fakat kestiremedi. Daha sonra düşüncelerini toparladı buraya nasıl gelmiş olabilirdi. Hafızasını taramaya başladığı anda yüreğine bir acı saplandı ve inledi May-Tere… O nasıldı, kendini unuttu bir anda, nerede olduğunu unuttu, nasıl geldiğini unuttu, yaraları acımaya başladı, kendini hareket ettiremedi, tek düşündüğü May-Tere nasıldı?

Bu nasıl bir acıydı içinde ki, her şeyi ona unutturmuştu. Neden böyle hissettiğine bir anlam veremedi. O sırada Ulu kayın aşinanın yüreğindeki acıyı hissetmiş olacak ki, kavuğunu yavaş yavaş araladı. İçeri giren ışığın etkisiyle aşina kendini toparlayarak doğruldu. Işığa doğru ilerledi. Yavaş ve tedirgin bir o kadarda dikkatli adımlarla dışarı yöneldi.

Ufukta devasa yapraklar görünmeye başladı, Ulu kayın da olduklarını May-Tere dinlediği hikâyeden hemen anlamıştı, bu yapraklar ancak ulu kayına ait olabilirdi, her bir yaprak bir at derisi kadardı ve altın gibi parlıyordu, içinde bir ferahlama hissetti demek ki May-Tere ulu kayına ulaşabilmişti ve iyiydi, peki o neredeydi? Dışarı ulaştı ağaca doğru dönerek boyunu hafifçe aşağı indirerek saygısını göstermek istedi.

Ulu kayın seslendi,
Gök börü, hoş geldin, daha iyisin umarım dedi.

Aşina cevap verdi, iyiyim fakat May-Tere yi düşünürüm, nerededir?
May-Tere ulu balıklara vazife için gitmiştir diyerek dallarından birinden bir meyve uzattı, bunu yiyesin acılarına bir son verecek dedi.

Aşina meyveyi aldı, yemeye başladı, dişledikçe yaraları iyi oldu, gücüne güç katıldı, kendine geldi. Ulu kayın bir dal daha uzattı, bu benim öz suyumdur dedi, aç ağzını! Seni ateşten koruyacak, ateş sana tekrar zarar vermeyecek dedi.

Aşina ağzını açtı, ulu kayından bir damla öz suyundan içti, suyu özümsedi, sırtında yer alan yanık tüyleri iyi oldu yeniden gök gibi parıldadı. Aşina başını hafifçe öne eğerek teşekkür etti.

Ulu kayın iri bir dal daha uzatarak, üzerine çık dedi, aşinayı göğün ikinci katına kadar yükselterek orada iri bir dalının üzerine bıraktı.
Aşina olup bitenlerin farkında olmadan olguların akışına kendini bırakmış anlam vermeye çalışıyordu. Kendisini daha önce hiç bu kadar itaatkâr hissetmemişti, etrafında olup bitenler o kadar değişikti ki kendisinde bir şey söyleyemeyecek kadar saygı hissediyordu. Her şeyi zamana bırakarak anlamanın daha mantıklı olduğunu düşündü. Tekrar May-Terenin düşüncesi belirdi yüreğinde bir sızıntıyla birlikte, Ulu kayın vazifede olduğunu söylemişti, ama gerçekten kendi gözleriyle May-Tere yi görmek iyi olduğunu anlamak istiyordu. May-Terenin ne kadar sabırsız olduğunu söylediği an aklına geldi, aşinanın yüzüne bir tebessüm oturdu.

Havanın kararmak üzere olduğunu fark edince ufka güneşe doğru baktı, gökyüzü kızıl bir renge bulanmıştı, daha öncesinde bu kadar yüksek bir yerden güneşin batışını görmemişti, gökyüzünde ki kuşlar bu defa sanki uçmuyor kızıl bir deniz içerisinde yüzüyorlardı. Karşısındakinin bugüne kadar gördüğü en güzel manzara olduğunu düşündü, güneşin gittiği aklına tekrar cereyan etti ve tedirgin oldu, May-Terede yanında değildi, tamam ulu kayında her ne kadar güvende olduğunu hissetse de May-Tere nin yokluğu asıl tedirginliğin ta kendisiydi. Güneş elveda dercesine ayrılırken, karanlık dört bir yanı bir örtü gibi kaplamaya çoktan başlamıştı. Kısa bir süre içerisinde hiçbir şey görünmeyecek hale gelmişti. Aşina kendini biraz daha toparladı yüksekte olduğunu hatırlayınca, düşmesi halinde halinin nice olacağını düşünmek bile istemiyordu. Zaten onu tekrar görmeden ölmeyi düşünmek nefesini kesmişti bile.

Vücudunun buz gibi kesildiğini hissettiği o anda, birden görebildiği her yerden ışıklar yükselmeye başladı, bunlar ulu kayında ki ruhlar olmalıydı, her bir ruh bir yaprak tanesini sarıyor yakın çevrede ki tüm ağaçlara çiçeklere bitkilere nüfuz ediyorlardı. Etraf artık görünür bir vaziyet almaya başlamıştı. Ağaçlardan sarkan sarmaşıklardan tut bütün bitkiler ruhların nüfuzu ile ayrı ayrı renklere bürünmüştü. Daha sonra Ulu kayın etrafında ruhlarla dans eden iki guguk kuşu göründü, bazı ruhlar kuşların kanatlarına nüfuz etti, kuşlar gökyüzünde kanat çırptıkça kanatlarından rengârenk oklar etrafa yayılıyor gibiydi. İnanılmaz bir döngünün tam ortasında kalmıştı. Büyüleyici bir şeydi bu. Aşina olduğu yerden doğrularak, aşağı bakmak istedi, yakın tüm çevre atmosferi sakin bir ortam içinde ışıklar içerisinde renk uyumları eşliğinde ruhlarla dans ediyordu.

Yerlerde ki çimler dahi, renk denizi gibi uzanıyordu, rüzgâr estikçe hareket eden her şey dalgalar gibi rüzgâra uyum sağlıyordu. Çiçekler üzerinden kelebekler uçuşmaya başladı, her biri bir ruhla arkadaş olmuş gökyüzüne yükseliyorlardı, aşinanın etrafından geçerken aşina büyülenmişçesine olan bitenleri seyrediyordu, içlerinden bir kelebek ona yaklaşarak burnuna kondu ve bir tebessüm ederek, hoş geldin gök börü dedi.

Aşina mahcup bir tavır ve tebessüm içerisinde hoş bulduk kelebek diye cevap verdi.

Kelebekler ulu kayının gövdesinden hızlıca daha yükseklere ulaştılar guguk kuşlarını geçip gözden kayboldular, hemen ardından guguk kuşları ötmeye başladırlar. Daha önce ormanda onlarca kuşu dinlemesine rağmen bu sesler hepsinden farklıydı, guguk kuşlarına rüzgârla birlikte yapraklarda eşlik etmeye başlayınca, bu ortam içerisinde kendinden geçen aşina daha fazla dayanamayarak düşler âlemine bıraktı kendisini.

Sabahın ilk ışıkları ile gözünü açar açmaz, karşısında büyük bir gök kuşağı belirdi, rengârenkti ve üzerindeki renkler çok canlı ışıl, ışıl parlıyorlardı. Geceyi hatırladı, burası nasıl bir yerdi, ömrü boyunca burada yaşama isteği doğdu ama sonrasında May-Tere aklına geldi, o burada durmak ister miydi ki? May-Tere gitmek isterse, onunla giderdi, bunun başka bir yolu yoktu kendisi için, tekrar gökkuşağına bakarak ona dokunmak istedi, biraz yaklaştı gökkuşağına doğru, bir meltem esintisi yüzüne geldi, içini ferahlık kapladı, kafasını kaldırarak gök kuşağına doğru baktığında bir kuşun gök kuşağı üzerinden süzülerek kendisine doğru geldiğini gördü. Kuşun her kanat çırpmasında meltem tekrar tekrar yüzüne nüfuz ediyor, kuş süzüldükçe gök kuşağının üzerinde kayıyor gibi duruyordu. Aşina sadece bakıyor bu güzel anı izliyordu, hiçbir şey düşünemiyor anlamadığı bir şekilde sadece huzurlu hissediyordu.

Her geçen saniye kuş daha çok yaklaşıyor daha belirgin bir hal alıyordu, yaklaştıkça kuşun bir kuzgun büyüklüğünde olduğunu fark etti, kuşun başı bugüne kadar gördüğü hiçbir yeşil tonunu andırmıyor ve çok parlaktı, kanatlarının gök kadar mavi kendi tüylerine benziyordu, kanat uçları kara renge bürülüydü.

Aşina seslendi, kuş sende kimsin?

Yankılanan bir ses ile bana Hüma derler diyerek yaklaştı. Birden bir ışık yükselti kuşun etrafında.

Aşina gözlerini yummak zorunda kalmıştı, ışığın hafiflediğini göz kapaklarında hisseder hissetmez tekrar gözlerini açtı, ışık içerisinde, üç boynuzlu, yere kadar uzanan beyaz elbiseli, gümüş renkli saçları elbisesine eşlik edercesine yere kadar uzanan bir kadın belirdi. Şaşkınlığı yüzüne vurmuş olacaktı ki, kadın tebessüm ederek ellerini aşinanın başına uzattı ve okşamaya başladı. Aşina bu dokunuşu kalbinin derinliklerinde hissetti, sanki başını değil yüreğini okşuyordu bu yabancı kadın. Bunu daha sadece annesine yakınken hissederdi başını kaldırarak kadına baktı.

Benim adım Umay diye seslendi. Sana bir hediye vermek için geldim diyerek aşinaya doğru üfledi. Zamanı geldiğinde söyleyesin;

Umayka tabınsa oğul bo-lur. (Umay’a dua edersen oğul olur.)

Ne zaman?

Zamanı geldiğinde yüreğinde hissedeceksin. Gel benimle diye seslendi.

Devam Edecek…

Yazan: Önder ALTAY

Bu kısa öykülerden oluşan seri, genel olarak Türk Mitolojisi ve Türk destanlarının bütünleşmiş bir biçimiyle kurgulanmıştır.

Türk Mitolojisi Üzerine Kurgulanmış Fantastik Hikaye Serisi

Önceki Bölüm :  11-AK ANA

İlk Bölüm İçin Lütfen Tıklayın. May-Tere Uyanış

You may also like

SORA BATIR

SORA BATIR

SORA BATIR, Bir zamanda Çora Batır denen bir batır (yiğit) varmış. Rus muharebe ediyor. Çora ...
Başkurt

11-Ak Ana

Biraz soluklandılar tulparla birlikte, birbirlerine bakıp olsa olsa erlik işidir bu dev dediler, güldüler. Hava ...

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.