Gecenin ilerleyen saatlerinde ufukta Ulu kayın göründü. Karanlık içerisinde etrafında uçan ruhların mavi ışığı altında parıldıyordu. Mesafe kısaldıkça ağacın devasa büyüklüğü büyüleyici bir şekilde ortaya çıkıyordu. Kısa bir süre sonra ulu kayına vardılar.

May-Tere yaklaşarak, sağ elini yumruk yaptı sol göğsüne vurarak hürmetini gösterdi,

Altın yapraklı mübarek kayın,

Sekiz gölgeli mukaddes kayın,

Dokuz köklü, altın yapraklı bay kayın,

Ey mübarek kayın ağacı,

Ülgen emretti Kayra Han buyruğu ile geldim, benden dileklerini ve sana dileklerimi iletmek için buradayım.  Yaralı bir kurt getirdim, şifasını dilerim.

Ulukayın Seslendi,

Ulu May-Tere, Hoş Geldin, Sefa Getirdin

Buyruklar dilekler Tengri eliyle senden önce ulaştı,

Düzen bozuldu, Yeryüzü tehlikeye girdi,

Ulu Balıklarda huzur kalmadı,

Öksökö’nün ruhu hapsolup bir madalyona saklandı erlik tarafından,

Üç ayrı parçaya bölünüp balıkların boynuna asıldı,

Balıklara huzur vermek için gidip hikmet alasın,

Madalyonu bir edip, bana getiresin,

Emanetini bana bırakasın ve merak etmeyesin,

O sırada iki ayrı dal gözüktü Ulu kayın tarafından gelen, biri aşinayı sararak, kovuğuna yerleştirdi ulu kayının, bir diğer ise may-tereye uzandı.

Ey May-Tere, bu hikmeti kabul edesin, bu meyveyi alasın, suya girmeden önce dişleyesin, suda sana kolaylık verecekler dedi,

May-Tere meyveyi aldı, sağ elini yumruk yaptı sol göğsüne vurarak hürmetini gösterdi ve tulpara dönerek, gidiyoruz, dedi. Tupların sırtına atlayarak yolumuz ıraktır, Baykal gölüne hadi kır yeleli boz tulpar diyerek, vurmadığı yerinden vurdu, çekmediği yerinden çekti.

Gecenin karanlığında kötü cinlerden biri şeşe ’ye dönüşmüş gözlüyordu olan bitenleri.  May-Tere ayrılır ayrılmaz oda, hizmet ettiği beye doğru hızlıca ilerlemeye başladı.

Erlik Bey’im,

Ulu kayından geliyorum sana diyeceklerim var diyerek huzuruna geldi, görüp işittiklerini anlattı. Bunun üzerine erlik sinirlendi, hiddetlendi, it barakların yapamadığı işi, edemediği işi lanetleyip küfretti. Haykırdı ve küfürlerini sıraladı, Ey May-tere edilmeyecek işe kalkıştın, gidilmeyecek yolu gittin bende seni Mandı-şire’nin yanına hapsetmezsem kendi ateşimde yanayım diyerek söylendi.

Erlik örsüne dönerek çekicini eline aldı, örsünü dövmeye başladı, ayı çıktı kayboldu, domuz çıktı kayboldu, yılan çıktı kayboldu, lanet etti küfretti. Maiyetindekilere seslendi bir insan istedi, insanı parçalara ayırdı, her bir parçasından yaratıklar cinler ve devler yarattı bunları çoğalttı. Ordusunu güçlendirdi.  İnsanları toplayıp onlar için yarattıklarından, perilerden eşler yaptı, büyü yaptı çoğalın dedi. Her insan eşler tuttu, böcekler gibi çoğaldılar, tanrının yaratmasından kopup, kötülük oldular. Erlik şenlikler düzenledi, ziyafetler verdi, bit çorbası yaptırıp ikram etti. Tüm maiyeti eğlendi güldü geçti.

May-Tere, yetmiş göl aşıp geçti, yetmiş dağı aştı ne bozkırlar gördü ne ırmaklar geçti, sonunda Baykal gölüne ulaştı, bir uzaktan baktı, su dalgalı ve hırçındı. Bakındı ve bir dev gördü. Dişlerinde kırk hayvan kemiği kurumuş, ellerinde kan lekeleri yer yapmıştı. Büyüklüğü gökyüzüne ulaşmış etrafındaki ağaçlar küçük dallar gibi etrafına serpilmişti sanki. May-Tere durmadı, erinmedi korkmadı yol aldı vardı devin yanına, seslendi;

Dev, sende kimsin dedi?

Dev uzandığı yerden kıpırdamadı bile, bu bana seslenen de kimdir dedi?

May-Tere derler bana.

Bir doğrulayım da göreyim May-Tere kimdir, bir yerimden kalkayım da göreyim May-Tere neden rahatsız eder beni, bir ayağa kalkayım da ezeyim May-Tere’yi ne ister benden.

Dev ayağa kalktı, bulutlara erişti başı, kocaman gövdesi dağlar gibi, her bir dişi ağaçlar gibi, bir ayağı baykal’ın kendisi gibi. Söylendi durdu, bana tepegöz derler, günde beş yüz koyun yerim yetmez, günde beş yüz aygır yerim yetmez, sende ne istersin, bir de seni yesem yine yetmez dedi.

Yol ver geçeyim dedi, burada ne iş görürsün koca dev?

Bu göl benimdir, gölü korurum kimseyi salmam diye söylendi tepegöz. Geçmek isteyen olsa ezerim, canım çekse yerim, karnım aç olmasa dağdan dağa vurur oyun ederim. Seni ne yapsam acaba dedi ve May-Tere ye doğru hareket etti.

May-Tere kılıcına sarıldı, tepegöz ’ün eli onu kavramak üzereyken bir kılıç darbesi indirdi, ateş çıktı vurduğu yerden, sesten gökler gürledi, kuşlar ürküp yuvalarını bozup kaçtılar. Tepegözün eline bir şey olmadı. May-Tere elinin altından sıyrıldı, ayaklarına koştu, yetişeyim derken dev tepti, May-Tere savruldu bir dağa çarptı düştü.

Tepegöz kahkaha attı, kısmetinde oyun olmak varmış May-Tere diye söylendi. Ve tekrar üzerine hareket etti.

May-Tere yerinden doğruldu, yayını çekti, yıldırım gibi ses geldi, ok fırladı gitti, ağaçlar yapraklarını döktü, kalbini delmedi ok. Göğsüne çarptı yere düştü. Bu nasıl bir yaratık diye düşündü May-Tere, tenini kılıç kesmez, ok saplanmaz. Tekrar tekrar ok attı bir işe yaramadı. Seslendi Rüzgâr dedi,

Es dedi! Savur Dedi!

Tepegöz yerinden dahi oynamadı. Kılıcına tekrar sarıldı hücum etti, ayaklarına saldırdı sıçradı, vurdu bir darbe şimşekler çaktı, lakin Tepegöze hiçbir şey olmadı. Tuttu bir kaya fırlattı, kaya Tepegözün bedeninde parçalandı bir şey olmadı.

Tepegöz kahkaha attı, nice yiğitler yerim ben dedi. Tepegöz kendinden beklenmeyecek bir hızla davrandı, May-Tereyi tam ezecekti ki, Tulpar hızlıca bir darbe indirdi, bu darbe ile hafifçe ayağının yönü değişti, May-Tere ezilmekten kurtuldu.

May-Tere tulpar’ın sırtına atladı, ak yeleli boz tulpar koş dedi.

Tepegöz sinirlendi, elli ağaç söktü fırlattı, tulpar’a değdiremedi, küfretti, dağları yerinden oynattı fırlattı önlerine engeller yaptı, Tulpar sıkı tutun diyerek kanatlandı. May-Tere çaresizce yayına tekrar sarıldı ellerine kollarına nişan aldı, oklar yere düştü işe yaramadı. Pes etmedi, oklarını fırlatmaya devam etti, başına hedef aldı başından vurdu yine olmadı. Başının etrafında uçuştular, Tepegöz onları yakalamak isterken May-Tere tuplara seslendi kafasının arkasından dolaş dedi, Tulpar kanat çırptı rüzgâr yetişemedi,

Tepegöz ’ün arkasından dolaştı, May-Tere kılıcını çekip atladı, tepegözün ’ün kafasına, kılıcını soktu tek gözüne, bastırdı iyice, tepegöz acıyla haykırdı, küfretti acı içinde kaçtı kayboldu.

Devam Edecek…

Yazan: Önder ALTAY

Bu kısa öykülerden oluşan seri, genel olarak Türk Mitolojisi ve Türk destanlarının bütünleşmiş bir biçimiyle kurgulanmıştır.

Türk Mitolojisi Üzerine Kurgulanmış Fantastik Hikaye Serisi

Önceki Bölüm : 9-Tulpar

İlk Bölüm İçin Lütfen Tıklayın. May-Tere Uyanış

You may also like

Başkurt

9-Tulpar

Kara Baykuş seslendi, şu taraftan itler!.. İt-Barak soyundan iki grup bu ses üzerine hırçınca kükrediler, ...

Leave a reply

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir