Sihirli Fasulye

Seviye: 4-12 yaş

Size sihirli fasulye masalını anlatacağım ama bu masal, bildiğiniz sihirli fasulye masalı gibi değil.

Geçelim masalımıza.

Bir zamanlar yoksul ve dul bir kadın varmış. Oğlu çok tembel bir çocuk olduğu için paraları yok denecek kadar azmış. Bir gün o kadar zor bir duruma düşmüşler ki, kadıncağız ellerinde kalan tek mal varlıklarını, “Beyaz” isimli ineklerini satmaya karar vermiş. Oğluna ineği pazara götürüp satabileceği en iyi fiyata satmasını söylemiş.

Çocuk pazara giderken yolda tuhaf ve yaşlı adama rastlamış. Yaşlı adam gence nereye gittiğini sormuş. Genç de ineği satmak için pazara gittiğini söylemiş. Yaşlı adam ineğe bir göz atmış ve delikanlıya, “Bak çocuğum, bana bu ineği verirsen karşılığında sana çok değerli şeyler veririm.” demiş.

Çocuk, “Elimizdeki tek varlığımız bu. Bunu satıp para kazanmam lazım. Sizse karşılığında para değil de değerli bir şey vereceğinizi söylüyorsunuz. Neymiş o değerli şeyler?” diye sormuş.

Yaşlı adam cebinden beş fasulye tanesi çıkarmış.

“Fasulye tanesi mi?” demiş delikanlı tereddütle.

“Ama bunlar sihirli.” demiş yaşlı adam.

Adam öyle deyince bu iş delikanlının aklına yatmış ve fasulyeler karşılığında ineği yaşlı adama vererek yaptığı değiş tokuştan memnun, eve dönmüş.

“Anne! Bak elimde ne var!” diye seslenip olanları anlatmış. Annesi ona çok kızmış.

“Elimizdeki tek varlığımızı beş tane işe yaramaz fasulye tanesi karşılığında verdin öyle mi? Akılsız mısın sen?” deyip fasulye tanelerini dışarı, eline geçirdiği tavayı da delikanlıya fırlatmış. Sonra da ceza olsun diye onu odasına yollamış ve ona yemek vermemiş.

Sabah olunca çocuk gözlerine inanamamış. Pencereden dışarı baktığında bahçelerinde bir bitkinin hızla büyüdüğünü görmüş. Bu ne bir ağaç, ne de dev bir ayçiçeğiymiş. Göğe doğru büyümüş sihirli bir sırık fasulyesiymiş. Delikanlı hemen pencereden sarkıp sihirli fasulyeye tutunmuş ve tırmanmaya başlamış.

Yarım saat sonra kendini, her şeyin normalden daha büyük olduğu garip bir ülkede bulmuş. Tarlaların ilerisinde çok büyük bir ev varmış. Çocuk evin yanına gidip kapıyı çalmış. Kapıyı bir kadın açmış. “Yiyecek bir şeyiniz var mı?” diye sormuş çocuk. “Var,” demiş kadın. “Ama dev kocam gelince ortadan kaybolman gerek. Çünkü çocuklara hiç dayanamaz, onları hemen yer.” Delikanlı tam bir şeyler yemek üzere sofraya otururken dışarıdan birinin gür bir sesle şunları söylediğini duymuş:

“Fee-fii-fou-fum,

Bir çocuk kokusu duydum.

Ölü de olsa, diri de olsa güzeldir onları yemek.

Kemiklerini öğütür, yaparım kendime ekmek.”

“Fırına saklan. Hemen!” demiş kadın çocuğa. Çocuk fırına saklanmış. Kadın da kocasına, “Ne çocuğu hayatım, dün kediye verdiğim et parçalarının kokusunu aldın herhalde” demiş.

Yemekten sonra dev, kese kese altınlarını saymaya başlamış. Kısa bir süre sonra altın saymaktan yorulup uykuya dalmış. Devin karısı çocuğa gizlice bir kese verip göndermiş. Aşağı inince annesine olanları anlatmış. Annesi olanlara şaşırmış. Altınları kısa sürede harcayıp bitirmişler. Eee ne demişler, haydan gelen huya gider. Alın teri ile kazanılmayan para çabuk biter.

Çocuk tekrar sihirli fasulyesine tırmanarak devin yaşadığı ülkeye gitmiş. Devin karısı delikanlıyı tekrar karşısında görünce ona gitmesini, yoksa başının belaya gireceğini söylemiş.

“Geçen gelişinde bir kese altının kaybolduğunu fark edince çıldırdı kocam. Ondan habersiz sana verdiğim bir kese altın yüzünden işitmediğim azar kalmadı. Neden tekrar geldin?” diye sormuş. Çocuk yine aç olduğunu söylemiş. Kadın da acıyıp delikanlıyı içeri almış. Çok geçmeden dev çıkagelmiş.

“Fee-fii-foo-fum” diye aynı şarkı söylüyormuş. Bunu duyan çocuk hemen yine fırına saklanmış. Devin karısı “Dün yediğin piliç haşlamanın kokusunu duydun herhalde.” demiş kocasına.

Yemeğini bitirdikten sonra dev, karısından tavuğu getirmesini istemiş. Karısı hemen tavuğu getirmiş. Dev, tavuğu sevip okşayınca tavuk, altın bir yumurta yumurtlamış. Çocuk hayretle saklandığı yerden olan biteni izliyormuş. Çocuk, dev uyurken tavuğu çalıp kaçmaya başlamış. Kaçarken tavuk gıdaklayınca dev uyanmış ve çocuğun peşine takılmış. Sırık fasulyeden inmekte olan çocuğun peşinden aşağıya inmeye başlamış. Çocuk aşağıya ulaşınca, “Anne! Çabuk bir balta getir” diye bağırmış. İkisi birlikte sihirli fasulyeyi baltayla kesmeye başlamışlar. Bir süre sonra sihirli fasulyeyle birlikte dev de yere düşmüş ve anında ölmüş.

“Üf!” demiş çocuk. “Az kalsın gidiyorduk!” O günden sora çocukla annesi zenginler gibi yaşamışlar. Tavuğu sevip okşadıkça tavuk altın yumurta yumurtluyormuş. Çocuk zenginleştikçe huyu değişmiş. Artık para kazanmak için çalışmak zorunda değilmiş. Çalışmadan, yorulmadan para geldiği için de paranın değerini bilmiyormuş. Gereksiz yere para harcamaya, ihtiyacı olmayan şeyler almaya başlamış. Lüks içinde yaşamaya alıştığından bir süre sonra para yetersiz gelmeye başlamış.

Zaman içinde tavuğa da kötü davranmaya başlamış. Eskiden sevip okşadığı tavuğun yüzüne bile bakmaz olmuş. Tavuk ona küsmüş, o tavuğa küsmüş. Çalışmadan para kazanmaya iyice alışan çocuk, tavuğun midesinde bir hazine taşıdığına inanmaya başlamış. Buna kendini o kadar çok inandırmış ki daha zengin olması için tek çarenin tavuğun içindeki o hazineye ulaşmak olduğunu düşünüyormuş.

Aç gözlü çocuk, bir sabah elinde bıçakla kümese girmiş. Tavuk, sahibinin kötü niyetini anlayıp kaçmaya başlamış. Ama çocuk, hazineye ulaşmayı kafasına koymuş bir kere. Yakaladığı gibi kesmiş tavuğu. Acele ile karnını açmış, merakla içine bakmış. Bir de ne görsün? Tavuğun karnında ne altın var, ne de hazine. Ne kadar yanlış bir hareket yaptığını işte o an anlamış. Ama artık iş işten geçmiş. Açgözlülüğü yüzünden hem tavuktan, hem de gelecek altın yumurtalardan olmuş…

Bekir Salih KORKMAZ

Cevap yaz