Ormanlar Kralı Aslan ve Dostluk

Seviye: 4-10 yaş

Aslan her zamanki vakarlı haliyle ormanda dolanıyordu . Elbette Ormanlar kralı olmak zor olsa gerekti. Herkesin derdini dinlemek, sorunlarını çözmek onun göreviydi. Ormanda huzur oldu mu aslanın da neşesi artıyordu. Orman cıvıl cıvıldı. Nasıl tarif edilirdi ki?  Siz anladınız ne demek istediğimi,  hayalinizde canlandı bile değil mi?

Kuşları, ağustos böceklerini, rengarenk kelebekleri, yavaş yavaş ilerleyen kaplumbağaları, börtü böcekleri, daha saymakla bitiremeyeceğimiz ve sizin düşlerinizi süsleyen her şeyi…

İşte her şeyin doğal seyrinde devam ettiği bir gündü. Ta ki uzaklardan aslana doğru koşarak gelen birinin ortaya çıkmasına kadar. Aslan o tarafa çevirdi iri gözlerini ve keskin gözleriyle hemen kendisine doğru geleni fark etti. Bu gelen tilkiydi. Soluk soluğa aslanın önünde durdu. Aslan: “Hayırdır Tilki, nedir bu halin? Soluk soluğa kalmışsın.” dedi.

Tilki:  “Değerli Kralım! Sizi gördüğüme ne kadar da çok sevindim bilemezsiniz. Orman ahalisi anlaşmazlığa düşmüşler, birbirlerini üzecek laflar söylüyorlar.” dedi.

Aslan: “Hayırdır? Neden böyle yapıyorlar? Anlaşamadıkları şey de nedir?” diye seslendi kükreyerek.

Tilki yavaşça kuyruğunu kıstırarak konuşmasına devam etti:

“Ormanın içinde akan nehirden herkes su içiyor. Siz de biliyorsunuz ki bu sene az yağan yağmurlar nedeniyle nehirdeki su iyice azaldı. Böyle olunca herkes suyu sahiplenme derdine düştüler.”

Aslan kükreyerek devam etti konuşmasına: “Derhal oraya gidelim, sorunu yerinde görüp ona göre çözüm arayalım.” dedi.

Olayın olduğu nehire doğru yürümeye başladılar. Aslan önde tilki arkada kalabalığın toplandığı  yere vardılar. Yoğun bir uğultu halinde ses geliyordu nehrin kenarından. Kalabalık, aslanın geldiğini görünce gürültüye son vererek sessizliğe büründü.

Aslan kükreyen ses tonuyla konuşmaya başladı:

“Ey Ahali! Nedir bu derdiniz? Nedir bu kavga? Neden düne kadar beraber şen şakrak yaşayıp gittiğiniz arkadaşlarınızın kalplerini kırıyorsunuz?”

Öfkelendiği her halinden belli olan fil öne doğru çıkarak cevap verdi:

“Nehirden benim su içmemi istemiyorlar. Çok su içtiğimi ve nehirde hiç su bırakmayacağımı iddia ediyorlar. Fakat ben de su içemezsem yaşayamam ki.” dedi hortumuyla dereyi göstererek.

Aslan durumu anlamıştı. Gerçekten de bu sene yağmurlar az yağmıştı. Nehirlerin çoğu kurumuş sadece bir iki tane nehir kalmıştı ki onlar da kurumak üzereydi. Bu işe acil bir çözüm bulamazsa yıllardır süren dostluklar son bulacak, yerine kavga hakim olacaktı. Hemen bu işe bir dur demeliydi. Ama nasıl olacaktı bu iş?

“Arkadaşlar!” dedi kükreyerek: “Rabbimiz bize birçok nimet vermiş. Bunlardan biri de şu anda üzerinde anlaşmazlığa düştüğümüz su nimetidir. Gördünüz ya ne kadar önemli olduğunu düne kadar bilmiyorduk. Doya doya içiyorduk. Bu da bize şunu gösterdi ki elimizdeki nimetler gün gelir bizden alınabilir. Böyle zamanlarda tesbih taneleri gibi dağılacak mıyız?

Unutmayalım ki nasıl güzel günlerde hep beraber olduk, işte böyle zor günlerde de birbirimizin yanında olmazsak burada hep beraber yaşamamızın bir anlamı kalmaz. Dostluklar böyle günler içindir. İyi günde herkes dost olur. Önemli olan zor günlerde arkadaşlığa ve dostluğa sahip çıkmak.”

Orman ahalisi kafalarını sallıyorlar ve aslana hak veriyorlardı. Aslan yelesini arkaya atarak konuşmasına devam etti:

“Bundan sonra herkes yeteri ölçüde su içecek ve asla israf etmeyecek. Dereden sızan yerleri de toprakla kapatıp suyun boş yere akmasını önleyeceğiz. Birlikte hareket edersek, asla dağılmayız ve tüm zorlukların üstesinden geliriz.”

Bu konuşmanın arkasından herkes el ele verip derenin kaçaklarını onarmaya başladılar. Birlikte çalışmanın ne kadar mutluluk verdiğinin farkına vardılar.

Artık gün batmaya yakındı. Güneş yavaş yavaş dağların arkasına doğru çekilmeye başladı. Orman ahalisi güneşin de o yakıcı etkisiyle çok yorulmuş ve bitkin düşmüşlerdi. Artık suyu dikkatli kullanıyor, öncelik hakkını birbirlerine veriyorlardı.

Ve güneş yerini yıldızlara, aya bıraktı. Gecenin sessizliği ve yorgunluğun da etkisiyle uyuyakaldılar. Derken sabah olmuş gün ağarmıştı. Herkes yüzünü parlayan güneşe çevirdi. Hepsinin de içinde biraz korku ve endişe vardı. Acaba yağmur ne zaman yağacaktı? Her ne kadar derenin kaçaklarını kapatsalar ve suyu dikkatli kullanma konusunda titiz davransalar da bu günlerde yağmazsa susuzluktan hepsi ölebilirdi. Çünkü dereler kurumak üzereydi.

Ama o da ne? Beklenmeyen bir şey oldu…

Masmavi olan  gökyüzünde bulutların rengi değişmeye başladı. Bir araya gelen bulutlar siyahlaştı, siyahlaştı ve derken bardaktan boşalırcasına yağmur yağmaya başladı. Herkes mutluluktan uçuyordu. Yağmurun altında dans ederek sevinç gösterisi yaptılar. Mutlulukları görülmeye değerdi. Zor günler geride kalmıştı artık. Yağmur dereleri doldurmaya başlamıştı bile. Hepsi Rablerine şükrettiler. Dostluklarının bu kadar sağlam olmasından dolayı hamd ettiler.

Ve bizim orman ahalisi  mutlu ve  huzurlu bir şekilde yaşamaya devam ettiler…

Evet değerli arkadaşım!

Biz de  verilen bütün bu nimetlerin farkında olmalıyız. İsraf etmemeliyiz. Elimizde fazla olanı arkadaşlarımıza ikram etmeliyiz. Aç olanları görmeli, elimizden geldiğince fakir olanlara yardım etmeliyiz. Bize verilmiş olan bunca nimete karşı Rabbimize teşekkür etmeli ona hamd etmekten bir an bile olsun geri durmamalıyız.

Yazan: Bayram MİRİK

Yazar Hakkında:

Bayram MİRİK

Yazmak dinlendirir bazen insanı,
Bazen de susan yüreğinizin haykıran sesi oluverir.
En iyisi biz güzeli,doğruyu haykırmaya devam edelim…

Hikayeyi nasıl buldunuz?

Yorum