Kırmızı Kız İle Kedisi

Güzel vakitlerin birinde küçük bir kız yaşarmış. Kızın güzelliği dillere destanmış. Onu bir gören bakmaya doyamazmış. Minik dudakları kiraz gibi kıpkırmızıymış. Kırmızı yanakları elma gibi parlakmış. Gözleri deniz mavisi, saçları buğday sarısıymış. Yanaklarında minicik çiller varmış. Utanınca çilek gibi kızarırmış güzel kız. Bu güzel kız, kırmızı rengi çok seviyormuş. Baştan aşağıya kırmızıymış her şeyi. Kırmızı elbiseler giyince bir rüya kızı oluyormuş. Kırmızı basmadan minik çiçekli elbisesi ve kırmızı hırkasıyla yüzünün güzelliği hepten ortaya çıkıyormuş. Kırmızı rugan ayakkabıları, bir de kırmızı taşlı kolyesiyle çok tatlı olurmuş. Kırmızı renk ona yakıştığı kadar, kimseye yakışmıyormuş. Bunun için de ona “Kırmızı Kız” derlermiş.

Kırmızı Kız’ın çirkin mi çirkin, sıska mı sıska bir de kedisi varmış. Islak tüyleri yapış yapışmış. Zayıflıktan kemikleri sayılırmış. Bütün gün Kırmızı Kız’ın ardında gezinir dururmuş. Güzel kız ona çok iyi baksa da kedicik bir türlü kilo alamıyormuş. Kırmızı Kız kedisine çok iyi bakarmış. Ama zavallı minik kedi yine de çok sıskaymış. Akşam olunca da onun yattığı yatağın ayak ucunda kıvrılır, uyurmuş. Kırmızı kız kedisine “Prensesim” diyormuş. Minik kedi utanıyormuş. Kendi kendine:

– Bu kadar güzel kız bana nasıl Prensesim der? Halbuki ben çok çirkinim. Ne güzel kediler var. Onlar gibi yumuşacık, kar gibi beyaz değilim. Bana dokununca kemiklerim ellerine batıyor. Benim nerem prenses?

Kedicik çirkinmiş çirkin olmasına ya hiç de mutsuz değilmiş. Huyu çok güzelmiş.

Bir gün Kırmızı Kızla kedisi dolaşmaya çıkmışlar. Kırmızı Kız uzun saçlarını savurmuş. Minik kedisini kucağına almış. Hoplatmış, zıplatmış. Ona şarkılar söylemiş. Kedicik çok mutluymuş. Onları öyle mutlu ve neşeli gören yaşlı bir kadın Kırmızı Kız’a yaklaşmış ve şöyle demiş:

– Kırmızı Kız! Kırmızı Kız! Sen çok güzelsin. Ama ne yazık ki bu kedi sana hiç mi hiç yakışmıyor. Ne kadar çirkin, ne kadar da sevimsiz! Gel beni dinle. Bu kediyi bana bırak. Benim bir kedim var. Sana onu vereyim. Tüyleri bembeyazdır. Bir gözü mavi, diğer gözü yeşildir. Yumuşacık, pofuduktur. Tam da sana layıktır.

Kırmızı Kız çok şaşırmış. Yaşlı kadının bu sözleri hiç de hoşuna gitmemiş:

– Aman efendim! O benim prensesim. Sıska, cılız olsa da ben onu çok seviyorum. Onun tek tüyünden bile vazgeçmem.

– Bak ben sana sırma tüylü kedimi vereyim. Götür evinde sakla. Onu bu çirkin kediyle değişelim. Eğer beğenirsen hep senin olur. Yok eğer beğenmezsen gelirsin anlaşırız, demiş.

– Hayır, demiş Kırmızı Kız. Ben Prensesim’den asla vazgeçmem. Ondan bir an bile ayrılmam.

Kırmızı Kız bu teklife karşı çıkarken, çirkin kedi her şeyi duymuş, anlamış. Kadının sözlerine çok alınmış. Derken düşünmüş, taşınmış. Kırmızı Kız’ı çok seviyormuş. Şöyle demiş kendi kendine:

– Onun gibi güzel bir kıza benim gibi çirkin bir kedi elbette ki yakışmaz. İyisi mi ben yaşlı kadının yanına gideyim. Onun güzel kedisi de böylece Kırmızı Kız’ın olsun. Güzele güzel yakışır elbet, demiş ve atlamış yaşlı kadının kucağına.

Kırmızı Kız çok şaşırmış. Onu yanına çağırmış. Ne diller döktüyse de Prenses, bir türlü yanına gelmemiş. Kırmızı Kız çok üzülmüş.

– Aman Prensesim, canım Prensesim. Sana kötü mü davrandım. Ne olur gel de evimize gidelim. Beni yalnız bırakma, demiş.

Prenses yaşlı kadının kollarına atılmış. Van kedisinin Kırmızı Kızın olmasını istiyormuş. Çünkü onun çok güzel, kendisinin ise çirkin olduğunu düşünüyormuş. Bunun için de, Kırmızı Kız’ın güzel bir kediyle yaşamasını istemiş. Kırmızı Kız ne yaptıysa Prenses onunla gitmemiş. Yaşlı kadın hemen gidip kedisini getirmiş. Gerçekten de kedisi çok güzelmiş. Onu Kırmızı Kız’a vermiş. Hemen Prenses’i alıp evinin yolunu tutmuş.

Kırmızı Kız uzun saçlarını savurmuş. Neye uğradığını şaşırmış. Çok çaresizmiş. Pofuduk kediyi almış, evine getirmiş. Ama aklı hep kendi kedisindeymiş. Onun ne kadar iyi kalpli bir arkadaş olduğunu düşündükçe onu daha çok özlüyormuş.

Akşam olunca güzel pofuduk kedinin yemeğini koymuş. Kedi burun kıvırmış. Kırmızı Kız’ın kendi elleriyle hazırladığı yemeği hiç beğenmemiş. Kırmızı Kızın tabağındaki yemeği yemiş. Kırmızı Kız aç kalmış. Sıra yatmaya gelmiş. Kırmızı Kız pijamalarını giyinmiş. Tam yatağa girecekken bir de ne görsün! Pofuduk kedi Kırmızı Kızın yatağına bir güzel kurulmuş. Kırmızı Kız ona ne diller dökmüş ama bir türlü kaldıramamış:

– Güzel kedi, pofuduk kedi. Orası benim yatağım. Senin yerin şurası, demiş.

Kedi bir türlü anlamamış. Yorganı başına çekmiş. Bir güzel yayılmış ve yataktan çıkmamış. Kırmızı kız onunla daha fazla inatlaşmak istememiş. Yatağın kenarına kıvrılıp yatmış. Sabah olduğunda bir de ne görsün! Pofuduk kedi uyanmış. Dolapta ne var ne yok hepsini bir güzel yemiş. Zavallı minik kız, zaten akşamdan cok açmış. Karnı iyice acıkmış. Kiraz dudakları kurumuş. Gül yanakları solmuş. Bir yandan da çirkin kedisini çok özlüyormuş. Bakmış olacak gibi değil pofuduk kediyi almış. Yaşlı kadının evine gitmiş.

– Yaşlı Nine bakar mısın? Ben kedimi isterim. Onu çok özledim. Onu almaya geldim. Ben kedimi isterim, demiş.

– Öyle şey olur mu? demiş yaşlı kadın. Onu aldın artik. Şimdiden sonra sen bakmak zorundasın.

Meğerse yaşlı kadın, pofuduk kedinin bencilliklerinden bıkmış. Ondan kurtulmak istiyormuş.

Kırmızı Kız yaşlı kadına yalvarmış, yakarmış. Bir türlü onu razı edememiş. Bakmış ki olmuyor ağlamaya başlamış. Gözünden oluk oluk yaşlar boşalmış. Zavallı Kırmızı Kız, o kadar çok üzülmüş ki! Onu öyle gören Prenses sahibini tanıyamamış. Karşısına geçip ona uzun uzun bakmış.

O da ne! Güzel yüzlü sahibinin açlıktan yanakları solmuş. Uykusuzluktan gözleri küçülmüş. Ağlamaktan gülmeyi unutmuş. Bakmış ki o çok mutsuz. Daha fazla dayanamamış. Aslında o da Kırmızı Kız’ı çok özlemiş. Koşarak kızın kucağına atlamış. Patilerini boynuna dolamış. Onu koklamış. Yanağını göğsüne sürümüş:

– Miyaav!.. Miyaaav!.. demiş. Sen ağlama küçük kız ben asla seni bırakmam, demek istiyormuş. Madem onun gibi güzel bir kediyle mutlu olamadın, yine de benden vazgeçmedin, seni asla bırakmam, demiş.

Kırmızı Kız kedisinin kendisine geldiğini görünce çok sevinmiş. Ağlamayı kesmiş. Pofuduk kediyi sahibine bırakmış. Prensesini kucaklamış. Onu yeniden hoplatmış, zıplatmış. Evinin yolunu tutmuş. Prensesin bunu neden yaptığını anlamış ve ona şöyle demiş:

– Unutma sakın Prenses. Asıl güzellik huy güzelliğidir. Ben seni güzel huylu ve terbiyeli bir kedi olduğun için çok seviyorum. Pofuduk gibi bencil ve geçimsiz kediler ne kadar güzel olsalar da bir yerde sevilmezler. Oradan oraya sürüklenir durular. Sen sen ol Prensesim başkalarının dış güzelliğine sakın özenme! Her zaman için güzel huy, her şeyden güzeldir.

Prenses asıl güzelliğin huy güzelliği olduğunu anlamış. Bencil, çıkarcı, kaba bir kedi olmadığı için çok sevinmiş. Daha önceden öyle düşündüğü için çok utanmış. Minik kafasını, Kırmızı Kız’ın kırmızı ceketinin altına sokmuş. Bir daha öyle düşünmeyeceğine kendi kendine söz vermiş. O günden sonra da Kırmızı Kız’dan hiç ayrılmamış. Birlikte uzun yıllar, neşe ve umut içinde yaşamışlar.

Cevap yaz