Keloğlan Şehre İniyor

Seviye: 4-10 yaş

Keloğlanın annesinin sesi geliyordu dışarıdan. Anlaşılan yine Karakaçan annesini sinirlendirmişti. Sese uyanan Keloğlan esneyerek yatağından kalktı. Camdan dışarıyı seyre daldı. Hava çok güzeldi. Güneş her tarafı aydınlatıyordu. Camın hemen yanına konan mavi kuş cik cik sesleriyle kulağını mest ediyordu. Derken yanına bir mavi kuş daha geldi. Kendi hallerine şakalaşmaya başladılar.

Onların bu hali Keloğlanın hoşuna gitmişti. Kuşlara bakarken karşıdaki ağaçta sincaplar oradan oraya koşuşturmaya başladılar. Ne kadar da hızlı koşuyorlardı öyle. Keloğlan bunları seyre dalmıştı ki annesinin sesini işitti aşağıdan:

“Keleş oğlum! Ne yapıyorsun orada? Oyalanıp durma da aşağıya gel!”

Annesinin sesiyle irkilen bizim Keloğlan hemen toparlandı. ”Kim bilir annem neye kızdı yine?” diye söylene söylene üzerini giymeye başladı.

Keloğlan aşağıya inince annesinin hazırlamış olduğu kahvaltıyı gördü. Neler yoktu ki kahvaltı sofrasında… Köy ekmeği, yumurta, bal, pekmez… Annesi sabah kahvaltısını yapmadan asla Keloğlanı dışarıya bırakmazdı. Her seferinde sık sık şu cümleleri söylerdi:

“Oğlum sabah kahvaltısı çok önemlidir. Sağlıklı olmak için muhakkak kahvaltı yapmalıyız.”

Yine aynı cümleler dökülünce annesinin ağzından Keloğlanın aklına okulda öğretmeninin söylemiş olduğu şu cümleler geldi:

“Vücudumuz uyurken bile çalışmaya devam eder. Akşam yemeği ile kahvaltı arasında yaklaşık 12 saatlik bir süre vardır. Bu süre içinde vücut, besin ögelerinin tümünü kullanır. Sabah kahvaltı yapılmazsa beyinde yeterince enerji oluşmaz. Bu durumda yorgunluk, baş ağrısı, dikkat ve algılama azlığı gibi sıkıntılar yaşanır.

Kahvaltı yapmayan çocuklarda okul başarısı düşer. Anlama kapasitesi, odaklanma ve konsantrasyon azalır. Vücut kendi depolarından kullanır ve hastalıklar karşısında direnci düşer. Açlık hissiyle birlikte yorgunluk ve bitkinlik oluşur.

Kahvaltıda ayrıca yeterli protein tüketmek gerekir. Yeterli protein tüketen bireylerde iş verimi ve konsantrasyon yüksektir. Kahvaltı yapmayanlarda ise anlama ve kavrama hızı düşer.”

Hocasının söylemiş olduğu sözlerle annesinin paylaştıkları bire bir aynıydı.

Kahvaltı şen şakrak devam ediyordu. Annesi bir yandan Keloğlanın çayını dökerken bir yandan da “Oğlum senin bu Karakaçan hiç laf dinlemiyor, yine bahçede gezinirken yakaladım. Neredeyse sebzelerimizi yiyecekti.” Keloğlan tebessüm ederek kahvaltı yapmaya devam etti. Annesi sözlerine devam etti: “Oğlum! Sana alışveriş listesi hazırladım bunları çarşıdan al gel olur mu? Sakın geç kalma beni de merakta koyma!” diye tembihledi

Kahvaltının ardından bizim Keloğlan bohçasını alıp Karakaçan’a atlayıp yola koyuldu. Az gitti, uz gitti dere tepe düz gitti. Karakaçan Keloğlanın hem arkadaşı hem sırdaşıydı. Karakaçan’la sohbet ede ede yola devam eden bizim keleş oğlan şehrin çarşısına gelmişti bile. İçinden “Ne de çabuk bitti bu yol?” diye geçirdi.

Pazar kurulmuş, satıcılar mallarını satmak için bin bir türlü tekerlemeyle müşteri çekmeye çalışıyordu. Keloğlanın da etrafta görmüş olduğu her şeyden canı çekiyor, hepsini almak istiyordu. Ama nasıl alacaktı ki? Annesinin vermiş olduğu parayla her istediğini alamazdı. ”Evet Karakaçan” dedi Keloğlan, “Hepsini canım çekiyor ama annem ne demişti bize:

-Oğlum açgözlü olma! Kanaatkâr olmayı, var olanla yetinmeyi öğren. Her zaman daha çoğu benim olacak diye hırs yapma.”

Karakaçan’a bakarak sözlerine devam etti.

“Haydi Karakaçan alışverişimizi yapalım, annem ne istemişse alalım ve yola koyulalım.” dedikten sonra alışverişlerini yapıp köylerine doğru yola koyuldular.

Evet Çocuklar!

Bu hayatta bize Rabbimiz birçok nimet vermiştir. Elbette bir çok şeyi arzulamamız doğaldır. Ama azla yetinmeyi ve bize yettiği kadarını almalıyız. Keloğlan gibi israftan sakınmalı, aç gözlülük yapmamalıyız. Anne babamıza her istediğimizi aldırmak için bağırıp çağırmamalı, onları üzmemeliyiz. Bize neyin faydalı, neyin zararlı olduklarını elbette onlar çok daha iyi bilir. Sağlıcakla kalın…

Yazan :Bayram MİROĞLU

Cevap yaz

Yorum