Kayıp Kız

Seviye: 14 yaş ve üzeri

Kütahya’nın sert ve yakıcı ayazı yerini meltem rüzgârlarına bırakmış, mevsim artık bahar olduğunu iyice hissettirmişti. Yazın ilk adımlarını haftanın tam ortasında 1 Mayıs tatili ile yaşıyorduk. İlaç gibi gelmişti 1 günlük boşluk. Tükenmişliğin eşiğine gelmişken adeta yeniden tazelemişti beni.

Yatmaya hazırlanırken gece saat 23.30 sularında bir telefon geldi sınıf rehber öğretmeni olduğum bir öğrencimin velisinden. Endişeli bir sesle kızından haberimin olup olmadığını soruyordu.

— “Hayırdır?” dedim.

­— “Kızım okuldan dönmedi hocam. Saatlerdir onu arıyorum. Telefonu kapalı. Gidebileceği her yeri aradım, sordum; hastanelere, karakollara dahi baktım fakat bulamadım.  Bir bilginiz var mı? Gidebileceği bir yer biliyor musunuz?” dedi.

— “Telaş etmeyin, arkadaşlarına bir sorayım, bir sonuç alırız inşallah.” dedim.

Okulda daha üç aylık bir öğretmendim. Dönem arasında gelmiştim. Bu kızın sınıf rehber öğretmenliğini de bana vermişlerdi. Sınıf, 36 kişiydi ve tamamı kızlardan oluşmaktaydı. Yarısından fazlası ise sınıf tekrarı yapmaktaydı. Okumaya gönlü olmayan öğrencilerden oluşmaktaydı büyük çoğunluğu. Benden önceki sınıf rehber öğretmeni bayan arkadaşın sınıftan defalarca ağlayarak çıktığı, derse giren öğretmenlerin -kendi tabirleriyle- bu sınıfa girerken ayaklarının geri geri gittiği, kavga ve gürültünün eksik olmadığı oldukça zorlu bir sınıftı. Ayılanlar, bayılanlar, ağlayanlar, sinir krizi geçirenler ve daha neler neler… Sanki hepsi özel olarak bu sınıfta toplanmıştı.

Severdim böyle zorlu sınıfları. Önceki yıllarda da buna benzer sınıflarım olmuştu. Fakat bu sınıf başka sınıflara hiç benzemiyordu. Her gün bir vukuat yaşıyorduk. Vukuatlar azalsın diye elimden gelen ilgiyi gösteriyordum çocuklara. Veli ziyaretleri yapıyor, öğrencilerle sinemaya gidiyor, kaynaşma olsun diye sınıfta çiğ köfte partileri düzenliyor, konuları hızlıca işleyip değerler eğitimine ağırlık veriyordum. 3 ay gibi bir sürede kısmen başarılı da olmuştum. Fakat vukuatlar bitmiyordu. Bu da onlardan biriydi.

Öğrenci okula gitmek üzere evden çıkmış fakat o gün okula gelmemişti. Akşam da eve dönmeyince ailesi doğal olarak endişelenmiş ve kızlarını aramaya başlamışlardı. Kızı aramaya nerden başlayabilirim diye düşündüm ve en yakın arkadaşını aramaya karar verdim. Arkadaşını aradığımda bir bilgisinin olmadığını söyledi. Telefonu kapattık. Bir süre sonra kız beni aradı.

— “Hocam az önce söyleyemedim, arkadaşım tanımadığım birinin evinde. Size arkadaşıma ait bir telefon numarası vereyim. Bu numarayı ailesi bilmiyor.” dedi.

Numarayı aldım ve kızı aradım. Telefonu açar açmaz otoriter bir ses tonuyla

— “Neredesin kızım sen?” dedim. Sesimi tanıdı.

— “Arkadaşımın evindeyim hocam.” dedi.

— “Bana bulunduğun adresi ver ve derhal aşağıya in. Seni almaya geliyorum.” dedim. İtiraz etmeye fırsat vermeden adresi aldım ve arabaya atlayıp kızı almaya gittim.

Kütahya’nın dar ve karanlık sokaklarında buldum öğrencimi. Arabaya bindirip çarşı meydanındaki kalabalık bir kafeye götürdüm. Hava güzeldi. İki çay söyleyip bir masaya oturduk. Nerede ve kiminle olduğunu, neden evden kaçtığını öğrenmem lazımdı. Akşama kadar erkek arkadaşı ile birlikteymiş. Kaldıkları ev ise erkek arkadaşının tanıdığı bir kadın ve kızına aitmiş. Arkadaşı oraya yerleştirip gidecekmiş fakat henüz gitmemişmiş.

Kız anlattıkça geriliyordum.

— “Kızım ben size bu mevzularla ilgili sınıfta neler anlattım? Başınıza neler gelebileceğinden bahsetmedim mi? Dinimizin böyle konulara izin vermediğini, bu işlerin yanlış olduğunu anlatmadım mı defalarca? Sen hiçbirini dinlememişsin. Ya başına kötü bir şey gelseydi?”

— “Gelmez hocam, arkadaşım iyi birisidir.”

— “Tövbe tövbe… Hala hatanı savunuyorsun. Nerden biliyorsun? Ne kadar süredir tanıyorsun arkadaşını?”

— “Tanışalı henüz iki hafta oldu hocam.”

— “İki haftada tanıdın yani… Aferin sana. Peki, neden evden kaçtın?”

— “Annem bir şey yapmamı söyledi. Ben de ‘Öf, anne ya!’ deyince babam kızıp bana tokat attı, ben de evden kaçtım. Bir daha dönmem o eve.”

—  “Seni aradığım numarayı nerden aldın? Ailen bu numarayı bilmiyor.”

— “Evet, ailem bilmiyor. Erkek arkadaşım aldı.”

Henüz çocuk denecek yaştaydı ve çok saftı. Herkesi, kendisi gibi iyi zannettiğini; fakat çevremizde pek çok kötü niyetli insan olduğunu, tanımadığı insanlara çabuk güvenmemesi gerektiğini, annelere öf bile demenin uygun olmadığını, babanın attığı tokadın şefkat tokadı olduğunu, Allah’ın koyduğu kuralların dışına çıktığımızda başımıza istemeyeceğimiz şeylerin gelebileceğini, yaptığı işin çok yanlış ve tehlikeli olduğunu uygun bir dille anlattım. En sonunda eve dönmeye razı oldu fakat babasına ne diyeceğimiz mevzusu da vardı. Babasına evden kaçtığını, tanımadığı insanlarla beraber olduğunu nasıl anlatacaktık? Anlatamazdık…

Bana telefonunu veren sınıf arkadaşının evine gittik. Durumu anlattık. İlgiyle karşıladılar, buyur ettiler. Zaten durumdan haberdarlardı. Kızın babasını aradım ve kızlarını bulduğumu söyledim. Bulunduğumuz evin adresini verdim. 10 dakika içinde kapıdaydılar. Saatlerdir aradıkları kızlarını karşılarında görünce yaşadıkları sevinç görülmeye değerdi. Kızlarının atılan tokada içerlediğini, telefonunu kapatıp burada, arkadaşında kaldığını söyledik. Arkadaşıyla dertleşmeleri için geceyi burada geçirmesini, sabah gelip almalarını rica ettik. Kızları bulunduğu için seve seve razı oldular. En azından kızlarının nerede olduğunu biliyorlardı.

Gece eve döndüğümde üzerimden bir yük kalkmıştı. Yorgundum, uykusuzdum fakat mutluydum. Saat 01.30’u gösteriyordu. Bir sorun daha çözüme kavuşmuştu ve belki de bir kızın hayatı kurtulmuştu.

Aradan 3 yıl geçti. Evden kaçan kıza ne olduğunu merak edip gece bizi evinde ağırlayan arkadaşına sordum. Okumaya gönlü olmayınca ertesi yıl babası okuldan almış, bir süre sonra da nişanlanmış. Umarım mutludur ve bu olaydan gerekli dersi almıştır.

Yazan: Bekir Salih KORKMAZ

Cevap yaz

Yorum