Gül Nine’nin Hikayesi

Bir varmış, bir yokmuş. Allah’ın günü çokmuş.

Evvel zaman içinde, altın saman içinde, dünyalar iyisi bir kral varmış. Verdiği sözü tutar, kimseyi incitmezmiş. Gel gelelim iyi kalpli bu kralın hiç çocuğu yokmuş. Oysa o, çocukları çok seviyormuş. Bir gün şöyle dua etmiş;

— Allah’ım! Bana çocuk verirsen onları çok seveceğim. Onları baldan tatlı düşlerle, pek mutlu gülüşlerle büyüteceğim.

Gel zaman git zaman yıllar su gibi akmış. Kralın duası kabul olmuş. Yüce Allah ona biri kız diğeri oğlan, iki çocuk vermiş. Kızın gözleri deniz mavisi, saçları altın sarısıymış. Onu görenler altın sarısı saçlarına hayran kalırmış. Bunun için ona “Altınkız” adını vermişler.

Oğlanın saçları siyah, gözleri çimen yeşiliymiş. Bakışları pek yeşil, gülüşü ışıl ışılmış. Gözlerini görenler, bir çift zümrüt sanırmış. Bunun için de ona “Zümrüt” adını vermişler. Kral ile karısı çocuklarını canlarından çok sevmişler. Onları gözleri gibi kollayıp korumuşlar. Bir dediklerini iki etmemişler. Fakat iyi yürekli kralın kalbi hâlâ rahat değilmiş. Çünkü onlara söz verdiği renkli düşleri bir türlü sunamamış.

Gel zaman git zaman kralın çocukları, yaşamış oldukları bu tekdüze hayattan bıkmışlar. Hizmetçilerle iş görüp her isteklerinin anında yerine getirilmesinden usanmışlar. Renkli dünyalar tanımak, değişik sesler duymak istemişler.

Bu arayış içinde bir gün, gizlice sarayın bahçesine dalmışlar. Bahçe kocamanmış. Yüksek ağaçların, gül bahçelerinin arasından geçmişler. Berrak sulardan lıkır lıkır içmişler. Neşe içinde koşmuşlar. Kırmızı, sarı, mavi çiçekler toplamışlar. Kanarya, bülbül seslerine çocukların şen çığlıkları karışmış. Kuşlarla ıslık çalıp, kelebeklerle oynaşmışlar. Derken farkında olmadan saraydan bir hayli uzaklaşmışlar. Gitgide minik bir kulübenin yanına varmışlar.

Altınkız kardeşine şöyle demiş:

— Sevgili kardeşim korkarım ki kaybolduk. Şu kocaman ağaçların arasından dönüş yolunu asla bulamayız.

— Evet, demiş Zümrüt’cük. Çok uzaklara geldik. Annem kim bilir nasıl merak etmiştir bizi.

İki kardeş şaşkın ve telaşlı dönüş yolunu aramaya koyulmuşlar. Tam o sırada uzaklardan gelen ince bir çocuk sesiyle irkilmişler. Sesin geldiği yöne kulak kabartmışlar. Şöyle diyormuş çocuk:

Gül Ninem 

Al ninem 

Sözleri baldan ninem 

Masallar ülkesine 

Al beni uçur ninem

İki kardeş göz göze gelmişler. Kulübenin içinden geliyormuş bu ses. Tam o anda yaşlı bir nine sesi duymuşlar. Şöyle diyormuş nine:

Ay yüzlüm, rüya gözlüm 

Masal sevdalı oğlum 

Anka Kuşu’nun sırtında 

Kaf Dağı’na uçan oğlum 

Altınkız ve Zümrüt çok heyecanlanmışlar:

— Anka Kuşu ne ki? demiş Zümrüt’cük.

— Kaf Dağı ne ola ki? demiş Altınkız.

— Şu ağaca çıkıp da içeriye bir bakalım. Belki o zaman içeride neler olduğunu anlarız, demişler.

Hemen kulübenin önündeki ağaca tırmanmışlar. Bir de ne görsünler! Pamuk gibi ak yüzlü, gül yanaklı bir nine. Elinde tesbihi, yanında dünyalar güzeli torunu… Ay yüzlü, yıldız gözlü bir çocuk! Nine bir yandan dizinin dibindeki çocuğun altın saçlarını okşuyor, bir yandan da şöyle diyormuş:

Kaf Dağı’nın ardında 

Renkli düşlerim saklı 

Anka Kuşu gelmeli 

Yavrumu uçurmalı 

Baldan tatlı düşleri 

Anında yaşatmalı

Nine bir yandan anlatıyor bir yandan dizinde yatan torunun parlak saçlarını okşuyormuş. Çocuk derin derin düşlere dalmış. Altınkız eğilip kardeşine şöyle demiş:

— İstesek bizi de uçurur mu Kaf Dağı’na?

Zümrüt neşe içinde:

— Yaşasın! Babama söylersek bunu hemen yapar, demiş.

İki kardeş hemen ağaçtan atlayıp, sarayın yolunu tutmuşlar. Çok geçmeden doğru yolu bulmuşlar. Bin bir macerayla saraya varmışlar. Hemen babalarının yanında koşmuşlar:

 

— Babacığım! Bizi Kaf Dağı’na çıkar, demişler. Kral şaşırmış.

— Kaf Dağı da neyin nesi? Doğrusu bunu ilk kez duyuyorum, nasıl bir şey acaba? demiş.

Altınkız atılmış:

— Uzak çok uzaklarda bir güzel ülke imiş. Renkli düşler saklıymış.

Zümrüt devam etmiş:

— Oraya ancak Anka Kuşu’nun sırtında varılırmış. Baldan tatlı düşlere orada erilirmiş. Rüyalar kadar renkli sevgi kadar güzelmiş. Biz de onu isteriz.

— Kim anlattı bunları? Nerden duydunuz söyleyin, demiş kral.

Altınkız’ın saçlarından yansıyan sarı parıltılar Zümrütcük’ün gözlerindeki yeşil ışıltıyla buluşmuş. Sonra da sarayın uçsuz bucaksız bahçesinde kaybolduklarını anlatmışlar. Ardından duydukları sesi, gördükleri gül yanaklı nine ile ay yüzlü torunundan duyduklarını aktarmışlar babalarına. Sonunda da:

— Babacığım ne olur, bizi de oraya götür, demişler.

— Anka Kuşu’nun sırtına ben de binmek isterim, demiş Zümrüt’cük.

Altın saçlı kız atılmış:

— Ben de Kaf Dağı’nın ardına uçmayı, demiş.

Kral en az onlar kadar heyecanlanmış. Çok da şaşırmış:

— Bu işi olsa olsa minik kulübecikte yaşayan yaşlı nine çözer, demiş ve ninenin saraya getirilmesini emretmiş.

Saray bekçisi hemen gidip küçük oğlunu ve ak yüzlü gül annesini almış ve saraya getirmiş. Kral sormuş:

— Nine nine!.. Anlat bakalım nedir bu Kaf Dağı hikâyesi?

Nine pamuk gibi ak yüzlü, şeker gibi tatlı dilliymiş. Anlatmış;

— Kralımız, oğlum sarayınızın bekçisidir. Bu küçük çocuk da onun oğludur. Annesi ölünce torunumu ben büyüttüm. Fakiriz. Her istediğini yapacak gücüm yok. Ama onu eğlendirecek masallarım çok. Onu her gece alır çıkarım bir yolculuğa. Kaf Dağı’na varmak için türlü macera yaşarız. Biz her gece böylece yedi iklim, yedi diyar gezer dururuz. Torunum avunur ben de mutlu olurum.

Altın saçlı kız ile Zümrüt gözlü çocuk çok heyecanlanmışlar:

Gül Nine gülden nine 

Dilleri baldan nine 

Bizi de eğlendir 

Bizi de öyle gezdir, demişler.

Gül Nine, kralın huzurunda bunları duyunca çok utanmış. Gül renkli yanaklarında minik goncalar açmış. Şöyle demiş usulca;

— Benim işim gönülde biter a yavrularım. Şu gönlünüzü açarsanız size ben ne masallar anlatır, ne alemler sunarım. Yeter ki sevgi dolu yüreklerinizi açıp beni iyi dinleyin.

Kral bu işe hem şaşırmış, hem de sevinmiş. Çünkü onun aradığı da buymuş. O günden sonra Gül Nine ile torununu saraya almış. Nine, her akşam kralın çocukları ile torununa masallar anlatmış.

Gül Nine’nin masallarını dinleyen Altın saçlı kız ile Zümrüt gözlü oğlan o günden sonra Anka Kuşu’nun sırtında ninenin torunu ile berber gezinip durmuşlar.

Rüyalar kadar renkli, baldan tatlı dünyalarda gezmişler. Bal süzülen düşlere dalmışlar. İyi kalpli kral ise sözünü yerine getirdiği için çok ama çok rahatmış.

Cevap yaz