Delikanlı ile Padişah

Seviye: 5-12 yaş

Evvel zaman içinde kalbur saman içinde. Develer tellal iken, pireler berber iken. Ben dedemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken köylerin birinde akıllı mı akıllı, becerikli mi becerikli bir delikanlı yaşarmış. Aklıyla ve kıvrak zekasıyla altından kalkamadığı iş yokmuş.

Bir gün köylerine padişahın tellalı gelmiş. “Duyduk duymadık demeyin. Padişahımızın kimsenin çözemediği bir derdi var. Onu çözecek adam aranıyor. Aklına ve becerisine güvenen herkesi sarayına davet ediyor. Derdine çare olanı güzeller güzeli kızı ile evlendirecek. Duyduk duymadık demeyin.” diye ilan etmiş.

Delikanlı, sarayla ve devlet işleriyle pek alakası olmadığı için tellalın duyurusunu pek önemsememiş. Mutluymuş halinden. Padişahın kızıyla evlenip saraya taşınmak gibi bir düşüncesi yokmuş. Onun gönlünün prensesi komşu köyün ağasının kızıymış. Birbirlerini çok severlermiş fakat delikanlı fakir olduğu için gidip bir türlü kızı isteyemezmiş.

Fakat anacığı oğluna çok güveniyormuş. Oğlunun padişahın derdine derman olacağını düşünüyormuş. Meseleyi oğluna açmış. Delikanlı:

“Anacığım ben ne bileyim padişahın derdi nedir? Padişahın kelli felli bir sürü adamı var. Onlar sorunu çözemiyorlar da bu kıt aklımla ben mi çözeceğim? Sarayın yolunu bile bilmem. Hem çözsem bile padişahın kızıyla evlenmek istemiyorum ben. Halimden memnunum.” demiş. Anacığı:

“Evladım! Padişahımız tâ buralara kadar tellal gönderdiyse demek ki kimsenin çözemediği büyük bir derdi var. Ben senin zekana güveniyorum. Padişah kızını almazsan alma. O senin bileceğin iş. Ama padişahımıza yardım etmek bizim vazifemiz. Ben senin için her gün dua edeceğim.” demiş ve delikanlıyı ikna etmiş.

Delikanlı azığını hazırlamış ve anacığının elini öpüp hayır duasını alarak yollara düşmüş. Az gitmiş, uz gitmiş, dere tepe düz gitmiş. Ormanlar geçmiş, nehirler aşmış. Sora sora sonunda saraya ulaşmış.

Saraya vardığında kendisi gibi ülkenin dört bir tarafından padişahın derdine çare olmak için gelen bir sürü insanla karşılaşmış. Padişahın derdini kendisinin çözeceğine dair pek ümidi yokmuş ama anacığının duasına güvenip sıranın kendisine gelmesini beklemeye başlamış.

Derken bizim delikanlıyı padişahın huzuruna çıkarmışlar. Padişah derdini delikanlıya anlatmış:

“Gel bakalım delikanlı. Her gece rüyamda kabuslar görüyorum. Artık uyumaktan korkar oldum. Çevremdeki doktorlar ve bilge insanlar derdime çare bulamadı. Son çare olarak halkıma başvurdum. Sence bu kabuslarımın nedeni ne olabilir? Bu kabuslardan nasıl kurtulabilirim? Rahat bir uykuya hasret kaldım. Derdime çare olabilirsen en değerli varlığım olan kızımla evlendireceğim seni.”

Delikanlı düşünmüş, taşınmış, bu soruna hemen çare bulması imkansızmış.

“Padişahım! Derdinizin çaresini bulabilmem için sebebini öğrenmem lazım. Bunun için de izin verirseniz birkaç gün sarayda kalıp sizi takip etmeliyim. Anca o zaman bir fikir yürütebilirim.” demiş.

Padişah: “Sana istediğin kadar izin. Senden öncekiler bir çare bulamadılar. İnşallah sen çare olursun.” demiş ve genç sarayda kalmaya ve padişahı gözlemlemeye başlamış.

Birkaç gün gözlemledikten sonra delikanlı padişahın derdinin sebebini bulmuş. Padişah çok obur biriymiş. Gün içerisinde altı öğün yemek yer, yatmadan önce de illa ki bir şeyler atıştırırmış. Özellikle zeytin yağlı dolmanın hastasıymış. Her gece koca bir tabak dolma yemeden uyuyamazmış. Gördüğü kabusların sebebinin padişahın oburluğu ve yatmadan önce yediği yağlı dolmalar olduğunu anlamış ve padişaha durumu anlatmış:

“Padişahım! Derdinizin dermanın buldum. Görüyorum ki sizde fazla yemek yeme hastalığı var. Özellikle yatmadan önce yediğiniz yağlı yemekler size büyük zarar veriyor. Yemeği azaltır ve yatmadan önce bir şeyler yemeyi keserseniz kabuslarınızdan kurtulacaksınız.”

Padişah düşünmüş taşınmış ve gence hak vermiş. Her ne kadar zor gelse de mecburen yemeği azaltmış, yatmadan önce bir şeyler yemeyi kesmiş. İki gün sonunda aylar sonra ilk kez rahat bir uyku çekmiş. Sabahleyin uyandığında huzur içindeymiş. Hemen delikanlıyı yanına çağırtmış ve alnından öpüp

“Hekimlerin, bilgelerin derman olamadığı derdime sen derman oldun. Dile benden ne dilersen. Kızımla evlenip ilerde benim yerime geç. Ülkeyi ancak senin gibi zeki biri yönetebilir.” demiş.

Delikanlı cevap vermiş:

“Padişahım ben sadece sizin sağlığınızı dilerim. Oburluğu bırakınca zaten sağlığınız da yerine gelecek. Başka bir şey istemem. Sizin sağlığınız ülkemiz için en önemli şey. Çünkü ülke yönetmek kolay iş değil. Fakat bana göre hiç değil. Ben halimden memnunum. Kızınızı bana layık gördüğünüz için teşekkür ederim lakin benim sevdiğim bir kız var.

Müsaade ederseniz haddim olmayarak birkaç bir şey söylemek istiyorum. Görüyorum ki sarayda lüks ve gösteriş içinde yaşıyorsunuz. Yediğiniz önünüzde yemediğiniz arkanızda. Lakin halkınız fakirlik içinde yaşıyor. Siz günde altı öğün yemek yiyip midenizi doldurmakla meşgulken halkınız yarı aç yarı tok geziyor. Siz sıcacık sarayınızda huzur içinde otururken halkın yakacak odunu yok, tir tir titriyor. Azıcık saraydan dışarı çıkın da halkın halini bir görün, sorunlarına çözüm üretin. Padişah olmak bunu gerektirir. ”

Padişah delikanlının sözlerini üzüntüyle ve can kulağıyla dinlemiş. Söylediklerine hak vermiş.

“Halkımın bu halini bilmiyordum. Vezirlerim bana her şey güllük gülistanlık gösterdiler. Demek ki vezirlerimi değiştirmem lazım. Madem kızımla evlenip benim yerime geçmek istemiyorsun bari vezirim ol. Korkmadan bana doğruyu gösterecek insanların yanımda olmasına ihtiyacım var. Bana akıl danışabileceğim dürüst ve mert insanlar lazım. Seni ve ananı yanıma alayım. Sevdiğin kız da gidip babasından beraber isteyelim. Düğününüzü ben yapayım. İstersen yine bağ bahçe işleriyle uğraş. Fakat akıl danışmak gerektiğinde yakınımda ol” demiş.

Delikanlı padişahın bu teklifine çok sevinmiş. Kısa süre içinde hazırlıklar yapılıp padişahla birlikte anacığının yanına varmışlar. Sevdiği kızı babasından istemişler. Koskoca padişah kız istemeye gelmiş. Vermemek olur mu? Kırk gün kırk gece düğün yapılmış. Eşini ve anacığını alıp sarayın yanındaki padişahın kendisine hediye ettiği geniş bir eve taşınmışlar. Evin göz alabildiğince uzanan bahçesi ve onlarca hizmetçisi varmış. Anacığı ve karısı ile mutlu bir şekilde hayatlarına devam etmişler.

Padişah ne zaman başı sıkışsa delikanlıya başvurup kendisine akıl danışmış. Tabi kısa sürede sağlığına da kavuşmuş. Gencin fikirleri ile ülke halkı fakirlikten kurtulmuş. Herkesin yüzü gülmeye başlamış.

Onlar ermiş muradına biz çıkalım kerevetine…

Yazan: Bekir Salih KORKMAZ

Cevap yaz