Ay Padişah

Seviye: 7-10 yaş

Bir zamanlar yeşil mi yeşil bir orman, bu ormanın tam ortasında da masmavi bir göl vardı. Bu gölün suyu hem serin hem de bal gibi tatlıydı. Ormandaki bütün hayvanlar buradan su içer ve serinlerlerdi.

Gel zaman git zaman bu göle bir fil sürüsü dadandı. Öyle ki filler burayı tek başlarına sahiplenip diğer hayvanları suya yaklaştırmaz oldular. Ormanda susuzluk giderek arttı. Hayvanların hali içler acısıydı. Hele tavşanlar susuzluktan perişandı.

O gün ormanda karşılaşan üç-beş tavşan birbirlerine yana yakıla dert yanmaya başladı:

Ah kardeşim! Kaç gündür ormandaki çamurlu sularla idare ediyorum. Kaynaktan su içmeye hasret kaldım.

Ben de öyleyim kardeşim. Susuzluktan dilim damağıma yapıştı.

İçlerinden en tecrübeli olanı:

—Kaynaktan su içmenin bir yolunu bulmalıyız, dedi.

İyi de biz tavşanların canı nedir ki, dedi en küçükleri. Fillere azıcık yaklaşsak bizi ezip geçerler, pastırmaya döneriz.

Tecrübeli tavşan biraz düşündü ve şöyle dedi:

Evet, biz tavşanlar küçük hayvanlarız. Ama ormandaki bütün tavşanlar bir araya gelir, birbirimizle yardımlaşırsak derdimize bir çare buluruz.

Bu fikir hepsinin hoşuna gitmişti. Hemen ormanın dört bir yanındaki tavşanlara haber salındı. Hatta komşu ormanın tavşanlarından bile yardım istendi.  Çağrıyı işiten tavşanlar merakla yola çıktılar. Susuzluktan yerinden kıpırdayamayanlara ise arkadaşları yardım etti. Sonunda bir araya gelmeyi başardılar. Doğrusu tavşanların yardımlaşma ve dayanışması görülmeye değerdi. Hepsi susuzdu ama hiç kimse birbirini incitmiyordu. Küçükler büyüklere yer verdi; büyükler küçüklere sevgi gösterdi. O sırada filler yine suyun başında gönüllerince eğlenmekteydi. Karşılarında kalabalık tavşan grubunu görünce şaşırdılar. Tavşanların aralarından elçi olarak seçtikleri tavşan öne çıktı ve fillere şöyle seslendi:

Ey filler! Ay Padişah bizi size elçi olarak gönderdi. Derhal bu kaynağı terk etmenizi istiyor. Eğer bize inanmıyorsanız bu gece su kaynağının başına gelin. Ay padişahı görün de size kendi söylesin.

Filler arasında bir uğultu koptu. Hepsi de Ay Padişah’ın kim olduğunu merak ediyordu. Sabırsızlıkla geceyi beklediler. Derken gece oldu. Gökyüzünde pırıl pırıl bir ay çıktı. Elçi tavşan hemen suya eğilerek:

İşte bakın, Ay Padişah orada!, diye bağırdı.

Filler suya eğilince Ay’ı gördüler. Ama tavşana dönerek:

Suyun içindeki bu parlak şey bize ne yapabilir ki, diye gülüştüler.

İsterseniz kaynaktan su için de ne kadar kızdığını görün, dedi tavşan.

Filler su içmek için hortumlarını suya soktuklarında göl birden dalgalandı ve Ay gölün içinde kıpır kıpır sallanmaya başladı. Bunu gören filler korkuyla geri çekildi. “Tavşan doğru söylüyor. Suyun içinde parlak bir padişah var. Onu daha fazla kızdırmadan burdan gitmeliyiz.” dediler.

Tavşanların yardımlaşma ve dayanışması bütün orman halkını susuzluktan kurtardı. Sevimli tavşanlar hem kendileri doya doya su içtiler hem de diğer hayvanları göle davet ettiler. Sonra hep birlikte susuz kalan çiçekleri suladılar.

Filleri ise o günden sonra kaynağın başında gören olmadı. Kim bilir belki de başka bir ormanda upuzun hortumlarıyla susuz kalan çiçekleri suluyorlardır.

Ne mutlu yardımlaşmayı bilenlere, ne mutlu bencillikten uzak kalabilenlere.

(Mesnevi, Cilt: III, Beyit: 2751-2764)

Cevap yaz