Affetmenin Mutluluğu

Seviye: 10-14 yaş

Hz. Yusuf, bahsini en fazla duyduğum peygamberlerden birisiydi. Mesela Yakup Peygamber’in oğlu olduğunu, babasının ona olan büyük sevgisine kıskanan diğer kardeşlerinin onu kuyuya attıklarını, köle olarak Mısır’a götürüldüğünü biliyordum. Hizmetinde olduğu Mısırlı yöneticinin karısı tarafından kendisine çirkin bir teklif yapıldığını, bunu kabul etmeyince iftiraya uğrayıp zindanda yattığını, 7 yıllık hapis hayatını diğer mahkumlara iman hakikatlerini anlatmak ve şahsında göstermek için fırsat kıldığını da Mehmet Hoca’dan heyecan verici bir masal gibi dinledim.

Macera burada bitmiyor. Hz. Yusuf kralın rüyasını doğru şekilde yorumlayınca konu tekrar araştırılarak suçsuz olduğu ortaya çıkıyor, kralın güvenini kazanarak onun ekonomiden sorumlu baş yardımcısı haline geliyordu. Mısır’ın kaynaklarını başarılı bir şekilde yönetmesi sayesinde 7 yıllık kıtlık sürecinde Mısır sıkıntı çekmiyor, komşu ülkelere de yardım edebiliyordu. Yardım istemek üzere Mısır’a gelip Yusuf’un karşısına çıkan bir grup ise Yusuf’un kardeşleriydi. Yaşanan olaylardan sonra kardeşleri onu tanıdığında, küçük bir çocukken kendisini öldürmeye çalışan, çok sevdiği babasından ayırıp bir köle olarak memleketinden uzakta yaşamasına neden olan kardeşlerini Hz. Yusuf affediyordu.

Hz. Yusuf’un hikayesinin insanın başını döndürecek kadar macera dolu ve etkileyici olduğu kesindi. Ancak yine de affetme konusunun aklıma yattığını söyleyemezdim. Kardeşlerin yaptığı o kadar kötülük neden cezasız kalsındı ki?

“Ama bu adil değil!” diye homurdandım. “Orkun’u da affetmeyeceğim işte!”

“Affetmeyip ne yapacaksın?” diye sordu Mehmet hoca.

“Ondan nefret etmeye devam edeceğim. İntikam almadığıma dua etsin.”

“Ondan nefret etmenin ona değil sana zararı var.”

“Neden bana zararı olacakmış?”

“Çünkü nefret, kin, öfke ve kızgınlık duyguları organlarımızda birikir ve hastalık yapar.”

Tam “Saçma!” demek için ağzımı açacaktım ki Orkun’a öfke duyduğum zamanlar karnımın ağrıdığı aklıma geldi. Affetmemenin hastalık yaptığı doğru olabilir miydi? Tereddüdümü hisseden Mehmet hoca durur mu hiç?

“Yalnızca güçlü ve cesur olanlar affedebilir Can…”

Yumuşamak istemiyordum. “Hadi canım, affetmenin cesur olmakla ne ilgisi var?” diye soğuk bir sesle konuştum. “Ben cesurum; ama affetmek istemiyorum.”

“Kur’an-ı Kerim’de ‘İyilikle kötülük bir olmaz. Sen kötülüğe en iyi şekilde karşılık ver. O zaman seninle arasında düşmanlık bulunan kimse sanki sıcak bir dost olacaktır.’ diye buyrulur. Orkun’u affedersen belki de o da senin dostun haline gelir.”

“Allah korusun!” diye bağırdım. “İstemem.”

Mehmet hoca da en az benim kadar inatçıydı. Hiç acımadan zihnime adeta yumruk atmaya devam etti:

“Peygamberimizin eşi Hz. Aişe annemiz, Efendimiz’in, şahsına yapılan hiçbir haksızlığın öcünü almadığını, herkesi affettiğini bize haber veriyor. Ancak Allah’a saygısızlık ifade eden davranışlarda insanların en öfkelisi olurmuş.”

Nakavt olmak üzereydim. İtiraz edecek gücüm bile kalmadığı için sadece “Düşünmem lazım.” diyebildim. Zamana ihtiyaç duyuyordum.

Eve döndüğümde zihnim dağınık ve yorgundum. Annem bunu fark etmekte gecikmedi. Onun kararlılıkla Mehmet Hoca’dan aşağı kalmadığını bildiğimden, olanları hiç direnmeden anlattım. Annemin yüzünde memnuniyet ifadesi belirmişti.

“Orkun’u affetmen beni mutlu eder. Babasız bir çocuk o. Hem tabletinin de kırılmasında bir hayır vardır belki de.”

“Tabletimin kırılmasında nasıl bir hayır olabilir anne? Hem babasız olması benim tabletimi isteyerek kırmasını mı gerektirir?”

“İsteyerek kırdığından emin misin oğlum? Kendisine sordun mu?”

Orkun’a bunu sormak aklıma gelmemişti, doğru; zaten yalan söyleyeceğini düşünüyordum.

“Neyse, affetmenin benim faydama olduğuna ben de inandım artık anne. Ama bunu nasıl başarabileceğini bilemiyorum.”

“Neden dua etmeyi denemiyorsun?”

Öyle ya, neden denemiyorum? Aradan iki hafta geçmiş ama ben hala Orkun’la yüzleşme cesareti bulamamıştım. Peygamberimiz’e ve Hazreti Yusuf’a verdiği affetme gücünü bana da vermesi için Allah’a dua ediyordum. Affetmenin güçlülerin ve cesurların işi olduğunu artık iyice anlamıştım.

Bir gün kırtasiyeye uğradığımda Orkunların sokağına ne kadar yakın olduğumu fark ettim. Birden sanki otomatiğe bağlandım ve alışverişi bırakıp hızlı bir şekilde hareket ederek kendimi onların evinin zilini çalarken buldum. Kapıyı Orkun açmıştı. Beni karşısında görünce yüzünde şaşkın ama mutlu bir ifade belirdi. Beni içeri davet etti. Orkun’un samimi davranışından olumlu etkilenmiştim ancak hemen yumuşamaya da niyetim yoktu. Sert bir sesle sordum:

“Buraya sana bir soru sormak için geldim. Tabletimi kaza ile mi kırdın?”

Orkun biraz sararmıştı; fakat aynı zamanda rahatlamış gibiydi de.

“Bilerek kırdım. bunu sorduğuna sevindim. Çünkü 2 yıldır vicdan azabı çekiyordum.”

Şaşırma sırası bana gelmişti:

“Açıkça itiraf ediyorsun yani.”

“Bana olan öfkeni fark etmesem daha önce itiraf ederdim. Babanın sana olan ilgisine hep özenmişimdir. Seni hep gezilere götürüyordu. Sonra da tablet alınca benim babam olmadığı için çok kıskandım. O zamanlar daha küçüktüm. Kendime hakim olamayıp tableti kırdım. Umarım bir gün beni affedebilirsin.”

Ne diyeceğimi bilemiyordum. “Şey, tabii, olsun, ne yapalım…” gibi lafları sıraladıktan sonra oradan ayrıldım.

Eve döndüğümde çok neşeliydim. Üstümden büyük bir yük kalkmış gibi hissediyordum. Anneme olanları anlattım. Önce gurur dolu bir yüzle bana baktı, sonra da:

“Baban sana yeni bir tablet aldı. Akşam birlikte verecektik ama sabredemeyip vereceğim.” dedi.

“Tablet kimin umurunda anneciğim. Aslan gibi babam var benim!”

Bu sözüm annemin çok hoşuna gitmişti. Güzel bir şekilde paketlenmiş tableti aldıktan sonra sadece 5 dakika sonra Süleymanların kapısının önündeydim.

“Süleyman, yeni tabletime bak! En kaliteli marka. Bize gel oynayalım. Orkun’u da çağıracağım.”

Süleyman’ın gözleri iri iri açıldı: “Ne, yoksa affetmeyi başardın mı?”

Kendimi çok mutlu hissediyor, kendimle gurur duyuyordum. Affetmek çok zevkliydi. Annemin sözleri aklıma geldi. Belki de tabletimin kırılmasında olan hayır, benim affetmeyi öğrenmemdi.

“Allah’ım sana şükrediyor, bana affetmeyi öğreten Peygamberimize ve Hazreti Yusuf’a teşekkür ediyorum.” diye bağırdım içimden.

Yazan: Nevin Soysal Aydın
Bizim Bahçe Dergisi, Sayı 139-140

Cevap yaz